Haz 17

aslında kolay değil, web için üretmek, nette yaymaya çalışmak ve insanlarla paylaşmak. son 7-8 yıldır da hiç kolay olmadı. ne yaptıysam, tartışma, iş, görsel şiir, eleştiri, önce nette yayınladım. siteler kurdum, onları bozdum. insanlarla, okurlarla aramdaki iletişimi belirleyen net oldu. bu pek “netçe” bir yaşam mıdır, eh bize göre değil. Bizde, fikirlerin ardı genelde insanlara ve insanların ardı da genelde “acılara” filan çıkar. o yüzden fikirlerin canı cehennemedir. Metnin devami burada »

Nis 29

Muhtemelen buz gibi bir odada oturan, güneş ışığının sahte aydınlığı ile kaplandığı metal ya da her ne ise aynı Kelvin derecesinde duran bir robot var Casper reklamında karşımızda. Bu robot, her ne hikmetse bir masada gerçek insanlarla birlikte çektirdiği bir fotoğrafı çerçeveletmiş. Hiç sebepsiz duvara yönleniyor. Duvardan bir bilgisayar çıkıyor ve ekranda “geleceğin teknolojisine dokunun” sözlerini duyuyoruz. Robot ekrana dokunuyor, soğuk odasındaki, soğuk masada duran soğuk fotoğrafa benzeyen başka bir fotoğrafı açıyor. Ona dokunuyor, sonra çok hızlı bir şekilde fotoğraflar ekrandan geçiyor. (Bu arada robot, hiç kimsenin ulaşamayacağı bir bilgisayara muhtemelen olmayan bir parmak izini okutarak bilgisayarı açmıştı.) Metnin devami burada »

Nis 11

İnternet’te edebiyat konusunda herhalde bugüne kadar patlatılan kafanın, yapılan yorumun sayısı trilyonu geçer. Hazırlanan dosyalar, açılan siteler, her biri eleştirdikleri kötü sitelerin taklidi olmaya aday forum siteleri vs. Ortadaki cümbüşün, şiir özelindeki hali, edebiyatın diğer türlerinin web’e yansımasından daha beter oldu, olmakta ve oluyor. Ama neden böyle oluyor, işte bu ilginç! Metnin devami burada »

Mar 27

Günümüz şiiri ve şiir okuru, şairi gibi konularda az çok yazmışlığım vardır. Şiirin, en azından bir edebiyat türü olarak son 30 yılda kat ettiği yol hiç de azımsanacak şey değildir. Cumhuriyet’in başından 1960′lar kadar küçük bir kadronun kırtasiye savaşına dönen, özendiği Batılı şiir ve poetikanın gerisine kalmış, İkinci Yeni ile bir atılım gerçekleştirip, en sonunda hakkın ve halkın rahmetine ermiş gibi duran şiirimizi canlandırmak için çeşitli yöntemler denenmiyor değil. İstanbul Belediye’si lalelerden sonra, “şiir bankları” denilen ve tramvay duraklarında insanlarının üzerine oturması için icad edilmiş yerleri, kitap biçiminde tasarlayarak, üzerlerine şair resimleri ve şiirler bastı. Uygulama tutmadı, çünkü “gözümle değil, başka yerimle okurum abi!” durumu yaşatıldı. Oysa örneğin İngiltere’nin Londra mecrasında belediye, bu işi kitap formatında yaptı ve hem iyi para kazandı, hem de insanlar o uzun (bizimkisi gibi santi-metro değil oradaki metro) tren yolculuklarında şiir okuma fırsatına sahip oldular, olmaktalar. Metnin devami burada »

Mar 26

Siteyi güncelledim. Malum bahar geliyor. Yüzü, gözü biraz daha açık, daha rahat okunan bir tema seçtim. Umarım düzgün okunabilir herşey. Bunun dışında şu günlerde, Sanat Dünyamız’ın 106. sayısında yer alan re-ebru konusu kafamı kurcalıyor. Temelde ebruzenin teknesi ile plazma ekran arasındaki benzerliklerin analojik olmaktan öte bir değer taşıdığına inanıyorum. Öte taraftan Karagöz’ün 2. sayısı hazırlanıyor. Dergiler ve dağıtım konusunda yazdığım yazılardan sonra bu dağıtım konusunda birkaç yayınevi ve derginin ortak hareket etme kararı aldığını, özellikle satış açısından bakıldığında durumun zannettiğimizden daha da beter olduğunu öğrendim. Kitap, dergi dağıtımı konusunda okurun tercihlerini değiştirmek, okurun bilinçlenmesinde filan yatmıyor. Okur öyle bir bilinçlenmeyi devrim gibi süper-kitlesel olaylar da bile kazanmaz, kazanamaz. Poetikhars.com tekrar yayına açıldı. Bu karar hakkında şurada yazdım. Proje olarak şu anda dada korkut’un bir kısmının yayınlanması söz konusu. Nedir, ne şekilde olacaktır, kim basacak bilmiyorum ama yine de “görsel şiir kitabı” ile birlikte dada korkut’u da bu yıl yayınlamak istiyorum.

Hamiş: Memleketin siyasi şeysi, bildiğiniz gibi, umarım eğleniyorsunuzdur. 64Revolt, dinleyin, eğer daha önce dinlemediyseniz!

Mar 12

Şiirlerimiz anlaşılsın, okunsun istiyoruz. Bu, açık ve düpedüz gerekli. Fakat bu mümkün mü? Okurumuz var mı? Bizden öncekilerin kendilerini izleyen, şiiri hakkında fikir sahibi olan bir okurları var mıydı? Satmayan dergilerimiz ve satmayan kitaplarımızla bir hayalet cemiyete doğru gittiğimiz belirtmiştim, durum gerçekten böyle mi? Metnin devami burada »

Şub 17

Aşağıdaki listede yer alan kitapları bir konuyu açığa kavuşturmak ve soru sormak için derledim. Açıkcası Mehmet Fuat “iyi şiir kötü şiiri kovar” dediğinde buna hiç de inanmayanlardandım, böyle birşey mümkün değildir. YAY-SAT konusunda dergilerde ve yazarlarda yarattığı panik hali, aslında şu aşağıdaki listede yer alan kitaplarla da çok ilgili. Dergiler son kaleydi ve o kale de düşmek üzere. Metnin devami burada »

Şub 17

Birkaç zamandır üzerinde fena halde çalıştığımız, Karagöz Edebiyat matbaadan geldi. Resmî açıklama ve basın bülteni şu sıralarda hazırlanıyor. Vatanımıza, milletimizi ve şiir kamumuza hayırlı uğurlu olsun. Karagöz’ün ilk sayısının dosya konusu “Genç Şair Geber!” oldu. İki aylık bir periyod ile yayın hayatına devam etmesini planladığımız ve arzuladığımız Karagöz Edebiyat, Hakan Şarkdemir, Osman Özbahçe ve Serkan Işın tarafından hazırlanıyor. Derginin ilk sayısının muhtevasını aşağıda bulabilirsiniz. Not: web sitesini dün gece bitirdik: www.karagozedebiyat.com adresinden de bilgi alabilirsiniz Metnin devami burada »

Şub 10

Bugüne kadar yıllıklarla ilgili birkaç yazı yazdım. Yıllık kavramı ile ben Adam Sanat dergisi sayesinde tanıştım, Mehmet H. Doğan’ın artık kimsenin bulup, bakmadığı yıllıkları o zamanlar çok fazla ilgi konusu idi. Mehmet H. Doğan şimdilerde herhalde bu işe tövbe etmiş durumda ve hiç bir şekilde de yıllık işine bulaşmıyor, bulaşmayacak. Fakat bunu sürdüren, sürdürmeye de gayret eden şair/eleştirmenler mevcut. Kitap-lık dergisi, bu yıl da Baki Ayhan T.’nin hazırladığı yıllığı dergi ile birlikte okurlara armağan olarak verdi.

Yıllıktaki bilgiye göre 2007 yılında tam olarak 305 adet şiir kitabı yayınlanmış.

Metnin devami burada »

Şub 1

İsmet Berkan bugün Radikal’deki köşesinde, Celal Şengör’e ait bir mektubu yayınladı. Şengör’ün mektubuna bir çok gazete “şok mektup” olarak yer verdi ve Şengör’ü neredeyse kınadı, yazdıklarından ötürü. Fakat Şengör’ün ne kınanması, ne de mektuptaki görüşlerinin eleştirilmesi gerek bana göre. Hatta buna bir çeşit parodi ya da ironi olarak bakmak daha doğru olacaktır. Çünkü ne bilim, Şengör’ün zannettiği gibi birşeydir, ne de Din ya da Üniversite ya da herhangi bir akademik/bürokratik yapılanma filanla da çok ilgilidir. Şengör’ün anlattıkları, anlatmaya çalıştıkları ne Batılı bilim tarihi ile özdeşleşiyor, ne de Doğulu. Aslında bu tür konularda ne fikir ürettik ki, şimdi bir de “temel prensipleri” belirliyoruz diye sorarlar adama. İkinci bir konu, örneğin Cantor, nasıl bir adamdı da, Matematikçi olarak hem Akademi, hem matematik camiasının o günkü baronları bile Cantor’un “metafizik” meraklarının tam ortasında duran Matematiğinin bugüne gelmesini engelleyemediler? Oturup düşünmek gerek, değil mi Şengör hocam? Metnin devami burada »

Oca 9
Oca 8

Türkiye’de yayıncılık, özellikle dergi yayıncılığı konusunda az çok fikir sahibi olanlar, Güney dergisi’nin yaptığı açıklamayı ve verdiği kararı anlar, eminim bundan. Ama bir yandan da, kendisi geçindiremeyecek bir “okur kitlesi” yaratamayan bir dergi ya da dergiler çıkarmak için neden kendimizi yorarız, bu da kafada soru işareti olarak durur. Ben bu sorulara birkaç tane daha ekleyeyim dedim, oturduğum yerden.

Bir kere Güney’in yıllık abonelik fiyati 20 YTL. Yılmaz Güney anısına kurulmuş böyle bir dergi, nasıl olur da örneğin 10.000′in üzerinde satamaz? Neden acaba, Yılmaz Güney ve filmleri hakkında paso konuşan, yazan, çizen insan evlatları, bir okur olarak bu dergiye yıllık 20 YTL’ye abone olarak destek çıkmazlar. Derginin dillendirmeye çalıştığı ve kendince “muhalif” bulduğu söyleme, bu ülkede bir çok insan yakın duruyordur, bunda da bir şüphe yok. Ama gel gör ki, bütün bu olumlu kitleye rağmen, Güney dergisi dağıtımdan çekildiğini, kendi imkanları ile dergisini dağıtacağını açıkladı. Metnin devami burada »

Oca 2

Tuhaf bir döngüye girmezden önce diye bir yazı yazarak, poetikhars şebekesinin kapandığını ilan ettikten sonra birçok e-posta aldım. Birçok derken aklınıza yanlış şeyler gelmesin, bana göre çok elbet. İlgili metinde, bahsetmek istediklerimin birkaç şekilde anlaşılması işin cabası olsa da, bundan böyle poetikhars şebekesi etrafında pek de hareket olmayacak, özeti buydu yazdıklarımın. Ama galiba insanların kafalarında yankılanan kendi duymak istedikleri olmuş: “Görsel şiir bitti artık!”. Metnin devami burada »

Ara 26

Türkiye, Doğu-Batı hastalığından doğan krizleri siyasi olarak dillendirme konusunda son 200 yılda gerçekten büyük bir aşama kaydetti. Bu travmatik hali elbette çeşitli “odak”lar tarafından değerlendirilip, kendisine yine “siyasi bazı” krizler olarak hediye ediliyor. Batılılaşma konusunda gösterdiğimiz çaba, son yıllarda Kuzey’li olamama halleri yüzünden biraz sekteye uğruyor. Bakmayın siz Wallerstein‘in “kapitalizm kriz yaşıyor, elli senede bir” şeklindeki şarkısına, bizim bu tür işlerde -kapitalizm, devlet yönetimi, bürokrasi vb.- neden hep istatistik bazda üçüncü dünya ülkeleri ayarında sayıldığımız ve mahçup edildiğimiz, kapitalizmin gireceği “koma”larla filan açıklanabilir değil. Birşeyler yapmak gerek ve bu birşeyler arasında gizliden gizliye sayısal bölünmeye hizmet etmek kesinlikle yok. Metnin devami burada »

Kas 23

ÖzkökErtuğrul Özkök, herhalde Türkiye’de Tanzimat’tan bu yana en çok tartışılan kişiliklerden bir tanesi. Yazdığı günlük yazılar, Hürriyet’teki görevi, hali, tavrı, hayata bakışı, 80 sonrasında Ferhan Şensoy’un ifadesi ile “haşırt dönmesi” derken, ortada gerçekten acayip bir yazar portresi çıkıyor. Gazetelerin 5 Milyon’a yaklaşan (73 milyonda 5 milyon) tirajları ile en azından kentli okur karşısında bu yazarlar, ‘yazar’ tanımını aşabilecek bir sürü imkana sahipler. Örneğin haftanın her günü yazabiliyorlar, yazma konularını neredeyse tamamen kendileri belirliyorlar. Bunca imkân varken ve yazı başına aldıkları maaşlar herkesin diline dolanmışken, çoğu kez yazdıkları şeylerin sorumluluğunu alamayacak derecede de unutkanlar. Daha önce örneğin www.medyakronik.com ya da www.haysiyet.com bu konulara meslekî açıdan aşırı yakın bakıp, bir sürü çarpıklığı ortaya koyduğu için ben fazla uzatmak istemiyorum ama geçen gün Ertuğrul Özkök’ün yazdığı bir yazı bütün bunların üzerine tuz-biber ekmek üzere: Kafa Attığım Gece. Metnin devami burada »

« Öncekiler