Öyleyse bir ilgisi olmalı
ağzımdaki bu kokuyla, şu kulağımdaki uğuldamanın
ben duyuyorum gelen tıkırtıları bilgisayarın oralarından
bu kulaklık, örneğin, ilettiği gibi
iletebiliyor mu bendeki cızırtıyı
duyduğum şekliyle muazzam inişleri, çıkışları.
kaydedebiliyor mu bir sismograf, sabitlendiği yerden
o ucuz sehpadan belli olabiliyor mu
kaç cinnetin elde yarım koçan, kapıdan daldığının Metnin devami burada »
b0nus sonrası, kentte kaldığım sürece hayatım boyunca nesne/şey/kelime/miktar/ürün/kâr/zarar/haz/arzu/tüketim/üretim gibi kavramlardan bir şair olarak kaçamayacağımı düşünmeye başladım. Bu oldukça, oldukça başa bela birşey. Doğu-Batı çelişkisinden -ki kafamızda yarattığımız bir çelişki- daha çetrefil bir şey hatta. Çünkü bir yanda bolluk, bir yanda çokluk ve tam ortalarında “insan” olmaya çalışan birey olarak biz varız. b0nus, bu katmanlı değil ama “çok katlı” sorunu işlemekten, hatta işlemek denemez bile buna, başka birşey de yapmadı. Sadece aklımda kalanları yazmaya çalıştım. Fakat, aklın durduğu, hatta yerini bir yerdeğiştirmeler silsilesine bıraktığı o alışveriş merkezi hakkında yazmak ve kesin bir kanaata varmak oldukça zor. Bu yüzden dizeli şiir yazmaya devam ettiğim sürece bu konu yakamı bırakmayacak. Aşağıdaki şiir, işte o kapılma anlarından birinde ortaya çıktı. Metnin devami burada »
b0nus’u tamamlarken “dada korkut”un metinsel bir uzantısı olarak Ece Ayhan, Metin Eloğlu (Türkiye’nin Adresi ve Horozdan Korkan Oğlan), Mustafa Irgat, Murat Üstübal ve Bülent Keçeli’ye uzanan bir silsile de yazdım. b0nus’a bunlardan bir kısmını tadımlık aldım. Özünde bu silsile şiirler Yunus Emre’ye dayanır. Turgut Uyar’da özellikle Divan’da da görülür, İlhan Berk’te de mevcuttur, Oktay Rifat’ın Dilsiz ve Çıplak’ında. En sağlam temsilcisi, bunu en fazla olgunlaştıran bana göre Necmi Zekâ’dır. Murat Menteş, Ah Muhsin Ünlü de az biraz denemiştir, ama genişletememişlerdir vs. (Bu görüşlerin çoğu olgunlaşmamış şeylerdir, bildiğim tek şey bunun, bu yazma biçiminin Yunus Emre’de mevcut olduğudur.) Metnin devami burada »
ilginç
linçgi
gülinç
çünlüg
günlük
ünlügü
günlük
linçli
gilgin
çingli
gençil
çingen
genliç
cingıl
cangıl
gamışl
ıgeçmi
şzaman
“ÖYLEYSE DOĞUYA GİDİYORUZ”*
gidecek başka hiçbir yer yokmuş gibi gideriz
bir çınar gölgesine gider gibi
ince bir selvi ile değiştiririz geçip yaktığımız köprüleri
çocukluklarımızın servileri, akasyaları
çitlembik tomarları sürünüp peşimizden sabah akşam
tebeşirle çizilmiş kale çizgilerini sileriz
hür çimenlerle gideriz
ovaya girişimiz şuradan olabilir belki
buradan ya da oradan
eninde sonunda gireriz, davetsizliğimiz
işte şu ağaç, şu kerpiç, şu tezek kokusu
dilimize yerleşmiş dilleri keser belki şu
bozkır, peltek bıraksa da çoğu kez
dişlerimiz kanar, ayrılırken damağımız
eski seslerinden ve hayvanlara bakar
susarız: anadilimiz
bir zar atımına koşan ehlimiz gibi gideriz
safça, kurnazca, silik ya da dimdik ayakta
olmamışsa bir gül bulunabilir Zaman için
gidilecek yerleri yaratmaya gideriz
ne çobandı atam, ne gamdı, ne suvan
parmak kıran gergeflere berrak gökyüzleri
işlemeye gideriz
ve kıyameti beklemeye en çok
çünkü kıyamet oralarda doğar
güneştir o eğer gün yaşanacaksa
çöl sokaklarına alışır ayaklarımız
kumdan binalar inşa etmenin tekniğine
atlas yorganlarda kadırgalar çatlatırız
yelkenlere bayrak asmamanın şehveti
ellerini, dudaklarını çatlatır
ve gece; ay altında uçuşur saçlarına
yıldız yıldız tebliğ: yaşayacaksın!
not bile etmeyiz, çünkü sen oysan
o benimdir de, benimken senin olman gibi
öyleyse doğuya gidiyoruz
seraplarınla tanışmanın kanlı canlı coğrafyasına
doğurmaya, dar olmayan sokaklara, ilk gençliğinin
mesellerine, mesellerin ilk gençliğine
pimi çekilmiş içi boş bir masala
barut ve gövde olmaya, kıyametse bu
çelik elektrik direkleri karşısında
güneşi fidye gibi tutmaya
kendi kaybolurken ufku yaratan bu kent
gövdeni tutsaklığında sever,
her bedende büyük indirim
kaldırımlarda küçük bedenler
alışverişe gider
kenti yitip giderken ufka göz diken ben
tutsaklığında gövdeni vitrinlere serer
geriye kalanları benlerden toplarız
öyleyse doğuya gidiyoruz.
*v2000 için (v2000 bir pulman’dır).
HAYIR..İSYAN!
akıntının gönderine çekiyor
ters yüz olmuş bayrağını
kıpkızıl ruj lekeleri, kutlamalar
hemen konuşup örneğin haberlerden
susuveriyor, işte en kötü zaman
Sanıyorum, Orhan Pamuk konusu devam ettikçe, ben de üretmeye devam edeceğim. İki iş, az önce bitti. Stockholm Sendromu nedir merak ediyorsanız buraya.
İki öneri, Orhan Pamuk Indiana Jones posteri, filmin adı: Nobel Şehrinin Sırları
Diğeri: Stephan Hawking - Harrison Ford - Orhan Pamuk, Olağan Şüpheliler posteri. işin adı “sağdaki”. (hawking’i gösterek)
Cebimde bu kadar çeyrekle
ben nasıl tam olacağım
her kumbara gibi
mevduata değil, çocukça umutlara
kös olacağım.
öyleyse ben artık
para üstü mehteriyim
keşfinde ucuz marketlerin, bakkaların Metnin devami burada »
Yükselir kendi debisinden
Gövdesine eşsiz kızgınlığım benim
Mahvına bereket rutbesini
Kendisinden başka merci vermemiştir çünkü
Çünkü kentlerin hamharcına dirlik düzenlik
Korkunun kuluçka dolu imbiğinden akar Metnin devami burada »
Oktay Rifat’a
en has yunma sabun kokusu
boyundan aşağı anaların elleri
kelebek akar ve taşar sultasından
aşk yanmış gözler külleri
ile doğar buhurdan Metnin devami burada »
“ölü bir mahfuzdan başka paylaştığımız nedir ki ey İskenderiye”
orada
Bir yük treni arzusundan taşmış teriyle
Giriyor kapkaçından fotoselli kapılarını
Hışırdata hışırdata cennetin Metnin devami burada »
“Aklından geçer mi dersin aklımdan geçen şeyler
Sanmam! Yıldız ve rüzgar payımız müsavi değil!”
C.S.T. “İmkansız”
Ve “evraka” noksanlığından geçilmiyor
dahice bir şekilde çocuk bahçeleriyle
kapatılan güneşli sokaklardan
sordum Metnin devami burada »
Sen bir boşluğa müptelasın evladım
Kanınla damarın arasında olası bir paya
Çağlamasını beklediğin şu an
Falçata kendini falçata Metnin devami burada »
Çiçek kendi sarmalına ekin bandı
Gökdelen bakmayı bizden tonla alır
Tarla çitle bozgun olsa dağa erse
Çarpışan tomofiller kaç baharı yanına alır
Bunca dize otobüse kahır etse
Kavuşmaz fidan öze damak kayış kalır
Çöl imiş güneşe özenen öfke
Açmış ortasında meşin alnın
insan ağaç güneş tutulsa
ak yüzün bin çağa bir saniye gecel kalır
bulunsa başı sona erteleyen haylaz topal
ak dirağın gelse ezse boyun süren yazları
sekip akan balıklı nehirlerin
ortasında bulunsa başı sona erteleyen yazların.
(Dün gece, artık kelime uydurmaya da başladım, sonumuz hayırlı olur inşallah)






