Notlar

Şiirlerimiz anlaşılsın, okunsun istiyoruz. Bu, açık ve düpedüz gerekli. Fakat bu mümkün mü? Okurumuz var mı? Bizden öncekilerin kendilerini izleyen, şiiri hakkında fikir sahibi olan bir okurları var mıydı? Satmayan dergilerimiz ve satmayan kitaplarımızla bir hayalet cemiyete doğru gittiğimiz belirtmiştim, durum gerçekten böyle mi?

Neredeyse 12 yıldır şiir yazıyorum ve bugüne kadar 4 tane şiir kitabı çıkardım. Bu ülkede çıkan hatırı sayılır edebiyat dergilerinde yazılarım, şiirlerim çıktı. Bununla kalmadım, kendi dergilerimi de çıkarmaya uğraştım. Yazdığım şiirin ve günümüz şiir anlayışının ötesinde bambaşka şeylerle de uğraştım (örneğin görsel şiir). Fakat görüyorum ki ne benim bir okurum var ve ne de ben böyle bir okurum olmasını arzu ediyorum. Açıkcası bundan köşe bucak kaçtığımı da söyleyebilirim.

Bu kaçma konusu, sosyal yaşantı içinde bir şair çevresi içinde değil de, yok-okur çevresi içinde devir daimini sürdürdüğü için biraz böyle. İnsanın şair olabildiği zamanlar diye birşey varsa eğer, bu olgu, şair ya da yazarların kendi başlarına kalabildikleri zamanlarla ilgilidir. Çağımız, kötü ve bedbaht bir çağdır, burası açık. Biz de bedbath bir kuşağız. Bedbahtlığımızdan öte bizi kuşak haline getirebilecek çeşitli ölçüler, ölçütler var mı bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum, herhangi bir şekilde bir şiirimle muhatap olmuş bir okur ile karşılaştığımda -ki bu karşılaşma genelde çok ilgisiz yer ve zamanlarda oluyor- onun bana arkaik bir vazonun kırılma anına şahitlik eder gibi baktığını farkediyorum. Sadece bu bakış değil, bizzat okuduğu şey için kendisi ne düşünüyorsa, o şeyi yazan için de aynı şeyleri düşünüyor gibi geliyor. Oysa ben, en azından yazdığı şiiri bir yara gibi belleğinde ya da cebinde taşıyan biri değilim. O, kağıttaki dönemine devam ettiği sürece de böyle bir lüksüm yok. Ben örneğin yazarın, yazdığının yarısının tapusunu yaşamı ile ödemiş adam olması fikrinden pek hoşlanmıyorum. Ama mesela, hoşuma da gitmiyor değil, bahsi geçen herhangi bir şiir ile ilgili yaşanmış birşey varmış gibi davranmak da. Yine de, şiirler, okurlara geçiş izni veren fotoselli kapılarla dolanmış binalar gibidirler ve ben, hangi vitrine, hangi kata, hangi eşyanın denk gelmesi gerektiğini hesaplayarak şiir yazmıyorum. Sadece asansörler ve merdivenler yapabiliriz, böyle görüyorum. Bir de cemakanlar, mankenler. Onu kendi meşrebince canlandırmaksizin işiniz olmalı.

“Hayalet Cemiyyet” okurun içinde yatan çeşitli unsurların şiirde canlandırdığı piyesin adıdır. Meraklarımızın dev aynasında kendimizi kah bir kol, kah bir bacak, kah bir köpek, kah bir kahtalı mıçı olarak görmeye alışmışız. Şair, şiirde, önesürdüğü ne varsa, “dev gemilerin çivilerini bile söken mıknatıslı adalar” icad etmek zorundadır. Elbette eşik, hayret eşiğidir, köşeye sıkıştırma, biraz hile, biraz aldatma, biraz söylenememişin, söylenemeyecek gibi duranın ayarları ile uğraşma işidir.

Şiirin hatırlanabilmesi, şairin ya da şiirin marifeti değil. Hatırlayabilme kabiliyetimizin bulabildiği herşeye dolanma ve bulabildiği herşeyi birbirine dolama marifeti. Kendi dilimize yakıştırdığımız şeyleri değil sadece, kendi gözlerimizin takip kabiliyetine yakıştırdığımız şeyleri de hatırlarız. Bu yüzden görsel şiir, belleğin kendisinde değil, belleğin kendi kendisi ile kurduğu iletişimle ilgilidir. Ne “kamera hilesi” ne de “özel efektlerle” kurulmuş bir dünyadır bu, ne de sadece “ayna” metaforu ile açıklanabilir.

Leave a Comment

Please note: Comment moderation is enabled and may delay your comment. There is no need to resubmit your comment.