Daha önce Güney’in dağıtım konusundaki şikayeti ve geçen gün de edebiyat yıllıklarının ne işe yaradığı konusunda bunlarla ilgili yazmıştım. Karagöz’ü de çıkarmaya başladığımızdan, dağıtım konusundaki sıkıntıları dibine kadar yaşamaktayız zaten. Ayrıca Evrensel Gazetesi, başka yerlerde göremeyeceğiniz bir haberi de yayınladı. Habere göre, Yaysat, dergilerin dağıtımı konusunda oldukça zorlayıcı bir karar almış: “Yaysat dağıtım şirketinin, artık dağıtım ağındaki dergilerden 2000 adet için 1500 YTL artı KDV artı “hizmet parası” talebinin yanı sıra yüzde ellinin üzerindeki iadelerde de dergi başına 40 Yeni Kuruş istemesi, başta kültür sanat dergiciliği olmak üzere dergiciliği büyük bir krizin eşiğine getirdi.”
Duruma bakalım
Yayıncılar ve dergiciler dertli. Ama dertli oldukları şey, zaten eşeği bağladıkları kazığın pek de güvenli olmamasından kaynaklanıyor. Abonet‘te çalıştığım süre içinde, dergilerin, özellikle kültür sanat dergilerinin abone sayılarını gördüm, hiç de iç açıcı rakamlar değiller bunlar. Yok değil, ama bir dergiyi sürdürmeye yetecek kadar abone hiç kimsede yok. Ayrıca yeni abone kaydetmek gibi bir derdi de yok dergilerin, bu da feci bir çelişki.
Bildiğim kadarı ile hiç bir derginin tirajı zaten 1000 geçmiyor (edebiyat dergileri). Bunları dağıtsak ne olur, dağıtmasak ne olur demiş olmalı Yaysat ve kendince bir eleme gerçekleştirmiş. Acı bir karar elbet, ama Yaysat zaten dağıtım üzerinden para kazanmak için var. Dağıttığı dergilerin büyük çoğunluğu da kendi bastığı dergiler.
Senin Maxim’le yanyana işin ne?
Dergicilerimizde tuhaf bir hal var. Yaysat’ın dağıttığı dergilere ya hiç bakmıyorlar ya da kendi çıkardıkları dergilerin, okuru/müşteriyi direk çekeceğini filan sanıyorlar. Oysa ortada böyle bir durum yok! Gündelik tüketime yönelik dergilerin, o şaşaalı dükkanlarda, vitrinlerde durması başka birşey, aslında ne edebiyatı ilginç kılan, ne eğlendirici olan, ne de okuru cezbetmek için tasarlanmış “bizim” köyün dergilerinin orada Maxim ya da FHM ile birlikte durması bambaşka birşey. Ve bu gerçekten de zaten maça 2-0 yenik başlamak demek.
Kapitalizmi kesinlikle anlamamak
Yaysat’ın kapitalist ve sömürmeye çalışan bir kuruluş olduğu söylenebilir, doğrudur da, kendilerine sorsanız asla inkar da etmezler. Biz hizmet var ve bu hizmeti gerçekleştiriyorlar, ülkenin her yerine senin dergini, binlerce bayiye gönderiyorlar değil mi? Peki Yaysat sana başka ne garantisi veriyor? Dergini her yere gönderirim diyor, o kadar. Satma ve kar etme becerisi sende olmalı, başkasında değil. 1000 tane basılan bir dergi en azından 300 abonesi olmadan yola çıkıyorsa ve bu abone sayısı arada 50şer 50şey artmıyorsa, zaten o balık yanyatmış demektir.
Neden aboneniz yok?
Okur açısından düşünelim bir. Pazar günü alışverişmerkezine ya da favori kitapçınıza gittiniz. Almak istediğiniz dergi ya da kitap her ne ise, muhtemelen KDV’sine ve dağıtımcı haracına kadar herşeyi içinde halde satılan ve fiyatı şişmiş halde duran şeye yaklaşıyorsunuz. Orada duruyor, ya biryerlerden duymuşsunuz yeni çıktığını (örneğin dergilerden) ya da zaten çıkmasını bekliyordunuz. Dergi ise bu, yeni sayısını zaten bekliyorsunuz. 3-5 YTL ise sorun yok, satın alınıyor, ama 5 YTL’nin üzerinde ise, işte o dergiyi alacak kişi bir “abone”dir! Okur müşteri değildir evet, ama en azından saygıyı hak ediyordur. Kemikleşmiş okurlarımızı, izleyicilerimizi nasıl ödüllendirdik? Bugüne kadar bizi canla başla izleyen, para veren okurları yani? Enayi mi onlar, okumak zorundalar mı?
Dergiler ilginç değil!
Edebiyat, Kültür Sanat dergileri ilginç değiller. Güzel de değiller. Aslında satın almaya ilginç hale bir türlü getirilmiyorlar. Şimdilerde tuğla gibi dergiler, incecik edebiyat magazini dolu teksir kağıtları arasında, okurun gerçekten romandan, denemeden, hikayeden “haber alabileceği” ve güncel bir dergi çıkmıyor, çıkamıyor bile diyeceğim ama Virgül var sağolsun. Hadi Virgül, bu işi kaç zamandır, hakkıyla yapıyor ve zaten kitap tanıtıyor, ama güncelden biraz daha ötede, kendi günceliğini, modern edebiyatın yeni ürünlerini, şahsiyetlerini deneme yanılma yöntemi ile önümüze doğru ittirmesi gereken dergilere ne oluyor? Bu dergiler, kendilerine kimi muhattap alıyorlar ki, gerçekten satışlar hep 100 ile 300 arasında bir yerlerde kalıyor? 14 milyona yaklaşan genç nüfus düşünülüğünde, nasıl da edebiyat/sanat gibi bir alanda, öncü, genç dergiler bu rakamlarla yetinebiliyorlar?
O çamur gibi dergileri neden alsın ki 18 yaşındaki biri, hayatının baharındayken, boktan matbaalarda basılmış, kara kuru dergileri, o düzensiz resimleri, sıkıcı mizanpajları, içerik ile biçim arasında hiç bir bağ yokmuş gibi köylülüğü bir marifet sayan kahvehane düzeneğini? 15 milyon genç insandan 1 milyon tanesi bile dergi kitap okumuyorsa, Yaysat’la ne ilgisi var konunun? 2007′deki durum aşağıdadır; (ADNKS Veri Tabanına TUİK adresinden ulaşılabilir.)
| Yaşa göre dağılım | Toplam nufus |
| 15-19 | 6.157.033 |
| 20-24 | 6.240.573 |
| 25-29 | 6.512.838 |
Yani toplamda neredeyse 15 milyon kişi?
Neden peki?
Türkiye’de 80 öncesinde edebiyatın hali, halkla ilgili değildir, devlet ve onun katmanlarının kendisine gösterge olarak seçtiği birimler, halk kitleleri arasındadır. Tanzimattan beri sivil değildir edebiyatçımız şairimiz, birey değildir çünkü. Şair biyografilerine bir göz atın lütfen. Büroratik bir yapılanmanın sözcüleri olarak kimileri ünlü olur, kimileri de yok olur gider. Bugün ise durum farklıdır, kimse devletin yaptığı, yaptırdığı edebiyatı pek sallamamaktadır. Zaten devlet de olaydan elini tamamen çekmiş gibidir. Benim kuşağımdaki şairlerin hepsi bu durumun farkındadır ve elde önceki söylem olmadan ne üretebileceklerini pek bilmedikleri için de sağa sola yatmaktadırlar, kafaları şu yukarıdaki tabloya çalışır da, umarım yeni birşeyler üretebiliriz, yeni yollar okura ulaşmak için. Yoksa bizden öncekiler için tren çoktan kaçmıştır.
Şubat 14th, 2008 at 10:26 am
Konuyla ilgili olarak bugün Beşir Ayvazoğlu, Zaman’daki köşesinde yazdı.
Şubat 17th, 2008 at 1:11 pm
Selim İleri de aynı konuda yazmış. Neyi değiştirecekse? Kaç yıl Doğan Kitap için yazdın, çalıştın ve neyi düzelttin Selim İleri diye sormak geliyor içimden?
Şubat 17th, 2008 at 1:18 pm
Dergi dağıtımı konusu ile ilgili akademik birşeyler okumak istiyorsanız, buyrun.
Mart 26th, 2008 at 2:59 pm
[…] değer taşıdığına inanıyorum. Öte taraftan Karagöz’ün 2. sayısı hazırlanıyor. Dergiler ve dağıtım konusunda yazdığım yazılardan sonra bu dağıtım konusunda birkaç yayınevi ve derginin ortak hareket etme kararı […]