Voltercilik oynamak
İsmet Berkan bugün Radikal’deki köşesinde, Celal Şengör’e ait bir mektubu yayınladı. Şengör’ün mektubuna bir çok gazete “şok mektup” olarak yer verdi ve Şengör’ü neredeyse kınadı, yazdıklarından ötürü. Fakat Şengör’ün ne kınanması, ne de mektuptaki görüşlerinin eleştirilmesi gerek bana göre. Hatta buna bir çeşit parodi ya da ironi olarak bakmak daha doğru olacaktır. Çünkü ne bilim, Şengör’ün zannettiği gibi birşeydir, ne de Din ya da Üniversite ya da herhangi bir akademik/bürokratik yapılanma filanla da çok ilgilidir. Şengör’ün anlattıkları, anlatmaya çalıştıkları ne Batılı bilim tarihi ile özdeşleşiyor, ne de Doğulu. Aslında bu tür konularda ne fikir ürettik ki, şimdi bir de “temel prensipleri” belirliyoruz diye sorarlar adama. İkinci bir konu, örneğin Cantor, nasıl bir adamdı da, Matematikçi olarak hem Akademi, hem matematik camiasının o günkü baronları bile Cantor’un “metafizik” meraklarının tam ortasında duran Matematiğinin bugüne gelmesini engelleyemediler? Oturup düşünmek gerek, değil mi Şengör hocam?
Bize, Üniversite olarak gösterilen şeyin, bürokratik bir yapılanma, devlet aygıtının elinde başka türlü bir aygıt olduğunu hatırlatıyor Şengör, hiç de haksız değil. Ne diyor örneğin: “Karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vaz geçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız?”. “Dürüstlük, samimiyet ve inanmak?” Neden ki hocam? Neden “inanmak” zorundasın ki karşındakinin ne dediğine, samimiyetine. Karşındaki diferansiyel denklem biliyor mu, gösterilen problemlere düzgün cevaplar üretebiliyor mu, en güzeli, bunu yaparken gerçekten “metafizik” bir açlıkla örneğin Matematiğe, Fiziğe saldırıyor mu, ve öğrendikçe, daha önce kendisine öğretilen, düşündüğü, kafasında kurduğu dünyanın, evrenin, yaşamın genişlediğini, bambaşka bir hal aldığını, yeni yollar öğrendiğini görüyor mu? Hadi esas soruyu da soralım, o sana inanıyor mu?
Yoksa sen zaten sınıfsal olarak ezdiğin, dünya görüşü olarak kapana kıstırdığın 18 yaşındaki birine, “dur kardeşim, sen dogmatiksin” filan diyerek kapıyı gösterirsen, işimiz iş. Sanki bu “aydınlanma” konusu insanın, toplumun onsekizinde hallettiği bir konuymuş ve üniversite de “hızlandırılmış aydınlanma kursuymuş” filan gibi davranmaktan da vazgeçiniz. Eldeki malzemenin, üniversitenin uğraşması gereken gerçeğin, tam da işte o “insanî durum” olduğunu anlamak için daha kaç yüzyıl geçmesi gerekiyor? Voltercilik oynamayalım, lütfen!
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.
