Yazar, eleştirmen Mehmet H. Doğan vefat etmiş.Ayrıntılı bilgi burada. Ayrıca Alain Robbe Grillet de hakkın rahmetine erişmiş.
Aşağıdaki listede yer alan kitapları bir konuyu açığa kavuşturmak ve soru sormak için derledim. Açıkcası Mehmet Fuat “iyi şiir kötü şiiri kovar” dediğinde buna hiç de inanmayanlardandım, böyle birşey mümkün değildir. YAY-SAT konusunda dergilerde ve yazarlarda yarattığı panik hali, aslında şu aşağıdaki listede yer alan kitaplarla da çok ilgili. Dergiler son kaleydi ve o kale de düşmek üzere. Metnin devami burada »
Birkaç zamandır üzerinde fena halde çalıştığımız, Karagöz Edebiyat matbaadan geldi. Resmî açıklama ve basın bülteni şu sıralarda hazırlanıyor. Vatanımıza, milletimizi ve şiir kamumuza hayırlı uğurlu olsun. Karagöz’ün ilk sayısının dosya konusu “Genç Şair Geber!” oldu. İki aylık bir periyod ile yayın hayatına devam etmesini planladığımız ve arzuladığımız Karagöz Edebiyat, Hakan Şarkdemir, Osman Özbahçe ve Serkan Işın tarafından hazırlanıyor. Derginin ilk sayısının muhtevasını aşağıda bulabilirsiniz. Not: web sitesini dün gece bitirdik: www.karagozedebiyat.com adresinden de bilgi alabilirsiniz Metnin devami burada »
Her ne kadar nal gibi Şeref Bilsel fotoğrafı basılmış olsa da, deneysel şiir ilk kez bir gazetenin kitap ekine konu oldu. Yenişafak Kitap eki aralarında benim de bulunduğum çeşitli şair ve eleştirmenlere deneysel şiirin ne olduğu konusunda fikir sordu, fakat verilen cevapların 2 yıl öncesine göre neredeyse hiç değişmemiş olması da tuhaf geldi bana. Ayrıca Taraf gazetesi de geçtiğimiz Pazar (10 Şubat 2008), aynı konuya yakın bir tartışma yayınladı (orada da endam ettim:)
Habere göre, Ediz Hun (aktör eskisi ve eski milletvekili, ANAP) bir PR çalışması sonrası “kitaplarını İstanbul Gençlik Rehabilitasyon ve Meslek Edindirme Merkezindeki gençlere hediye etti.” İşin komiği Ediz Hun’un kütüphanesinde 200 kitap olduğunu söylüyor haber. 200 tane el yazması kitap olmadıktan sonra, biraz az değil mi? Bende bile 2000 tane kitap var, şu haliyle…
Daha önce Güney’in dağıtım konusundaki şikayeti ve geçen gün de edebiyat yıllıklarının ne işe yaradığı konusunda bunlarla ilgili yazmıştım. Karagöz’ü de çıkarmaya başladığımızdan, dağıtım konusundaki sıkıntıları dibine kadar yaşamaktayız zaten. Ayrıca Evrensel Gazetesi, başka yerlerde göremeyeceğiniz bir haberi de yayınladı. Habere göre, Yaysat, dergilerin dağıtımı konusunda oldukça zorlayıcı bir karar almış: “Yaysat dağıtım şirketinin, artık dağıtım ağındaki dergilerden 2000 adet için 1500 YTL artı KDV artı “hizmet parası” talebinin yanı sıra yüzde ellinin üzerindeki iadelerde de dergi başına 40 Yeni Kuruş istemesi, başta kültür sanat dergiciliği olmak üzere dergiciliği büyük bir krizin eşiğine getirdi.” Metnin devami burada »
Öncelikle bu resimdeki habere bir bakın daha sonra da şuradaki tartışmaları ve gerçekleri bir okuyun.
Bugüne kadar yıllıklarla ilgili birkaç yazı yazdım. Yıllık kavramı ile ben Adam Sanat dergisi sayesinde tanıştım, Mehmet H. Doğan’ın artık kimsenin bulup, bakmadığı yıllıkları o zamanlar çok fazla ilgi konusu idi. Mehmet H. Doğan şimdilerde herhalde bu işe tövbe etmiş durumda ve hiç bir şekilde de yıllık işine bulaşmıyor, bulaşmayacak. Fakat bunu sürdüren, sürdürmeye de gayret eden şair/eleştirmenler mevcut. Kitap-lık dergisi, bu yıl da Baki Ayhan T.’nin hazırladığı yıllığı dergi ile birlikte okurlara armağan olarak verdi.
Yıllıktaki bilgiye göre 2007 yılında tam olarak 305 adet şiir kitabı yayınlanmış.
Drupal içerik yönetim sistemini kullanmaya başladığımda sanıyorum sürüm 4.1 yeni çıkmıştı. O zamanlar bunu hafif.org’tan gördüğümü de itiraf etmeliyim. Bugünlerde Drupal’i çok daha sık kullanmaya başladığım ve el yordamı ile çok hızlı bir şekilde site yapmak zorunda kaldığım için, aslında vazgeçemediğim Drupal eklentileri (Drupal terminolojisinde bunlara modül deniyor) olduğunu gördüm. Metnin devami burada »
İsmet Berkan bugün Radikal’deki köşesinde, Celal Şengör’e ait bir mektubu yayınladı. Şengör’ün mektubuna bir çok gazete “şok mektup” olarak yer verdi ve Şengör’ü neredeyse kınadı, yazdıklarından ötürü. Fakat Şengör’ün ne kınanması, ne de mektuptaki görüşlerinin eleştirilmesi gerek bana göre. Hatta buna bir çeşit parodi ya da ironi olarak bakmak daha doğru olacaktır. Çünkü ne bilim, Şengör’ün zannettiği gibi birşeydir, ne de Din ya da Üniversite ya da herhangi bir akademik/bürokratik yapılanma filanla da çok ilgilidir. Şengör’ün anlattıkları, anlatmaya çalıştıkları ne Batılı bilim tarihi ile özdeşleşiyor, ne de Doğulu. Aslında bu tür konularda ne fikir ürettik ki, şimdi bir de “temel prensipleri” belirliyoruz diye sorarlar adama. İkinci bir konu, örneğin Cantor, nasıl bir adamdı da, Matematikçi olarak hem Akademi, hem matematik camiasının o günkü baronları bile Cantor’un “metafizik” meraklarının tam ortasında duran Matematiğinin bugüne gelmesini engelleyemediler? Oturup düşünmek gerek, değil mi Şengör hocam? Metnin devami burada »