Artık kabaca “ünlü” olduğunu bildiğimiz edebiyatçıların, yeni kitapları çıktığında, eğer bu kişilerin kitapları örneğin Virgül vs. gibi kitap dergilerinde değil de, magazin eklerinde filan tartışılmaya başlanıyorsa, bilin ki bu kitap birkaç 10 yıl daha bekleyebilir bir kenarda. Şimdi okunmasının, hiç bir faydası olmayacaktır çünkü yarattığı “okyanussal dalga” kitabın konu ve bağlamını aşıp, yazarının söyleşilerde ettiği “büyük laflara” takılıp kalacaktır. Bu neden böyle olmuştur, cevabı sanıyorum medya dediğimiz sirkin herşeyi gündelik, gelip geçicilik ve “hayret yaratma eşiği” içinde değerlendirmesi, yazarların da “kırıtarak” çok iyi bildikleri bu hali, biraz daha fazla taviz vererek sömürmesi, böylelikle ortaya “ortak bir kötülüğün” sahnesi olarak gazete söyleşisinin serilmesidir.
Örneğin bkz. Murathan Mungan, yeni çıkan kitabı için yaptığı söyleşide, şunları söylemiş:
- Ben kişiliği şöhretle oluşmuş bir insan değilim. Ama şöhret bana iyi bir öğretmen oldu. Şöhretin nasıl sinsi bir canavar olduğuna, nasıl sahibini yediğine ilk uyananlardanım. Popüler olmayı istemek, buna göz koymak… İnsan belli yaşlarda bunu ister ama üstünden atlamayı da bilmelidir. Bu anlamda baksaydım, yani popüler olmaya göz koysaydım, piyasada ‘popüler’ diye dolaşanların çoğunu donumda sallardım!
Murathan Mungan diyor ki genç yazara ve okura, “bak genç okur, ben senin ‘şöhretli dediğin’ kişilerden değilim, ama inan, eğer olmak isteseydim, bir Seda Sayan’dan, bir İbrahim Tatlıses’ten aşağı kalmazdım!“. Çünkü bizde şöhret aşağı yukarı bu demektir. Ortalama zeka için şöhretin anlamı, bu saydığım kişilerin ve onların benzerlerinin “gündemi meşgul etme” ve “sürekli meşgul edebilme” becerilerinde yatar. Murathan Mungan gibi bir yazarın, neden böyle bir laf etme gerekliliği hissettiğini, kime neye kendini ne şekilde kanıtlamak istediği gibi sorular çınlıyor aklımda. Bir yazarın “ünlü olmama” durumu verili bir durum mudur? Murathan Mungan, oldukça tanınan, bilinen bir yazar olmasına rağmen, neden hala “öyle ünlü olmadığını” düşünmekte ve beyan etmektedir?
Ayrıca tuhaf bir durum da söz konusu. Murathan Mungan’a neden herşey “aşk” ile açıklanabilirmiş gibi geliyor? Örneğin neden “kitap okumak aşık olmak” ya da “aşık olmak işe adam almak” vs. gibi ifadelerle açıklanıyor olsun ki? Kitap okumak ve yazmak, normalinde gayet performanslı, akılla vs. ilişkili, böyle insanın kendini vecd halinde hissetmediği, başından sonuna ayık kalması gereken eylemler. Marx da muhtemelen bir şeylere aşk ile bağlı idi ama, tüm toplumu örneğin “aşk” üzerinden değil, başka türlü başka sosyolojik ve ekonomik süreçler üzerinden inceledi. Sanıyorum Mungan ve gazetelere çıkmaya alışık bir sürü şair ve yazar, “aşk” gibi bir kamusal mağduriyetimizi bir çeşit iletişim aracı olarak görüyor, bir sihirli kelime. Bu yüzden herşey, her eylem ve düşünce, her şey “aşk” ile açıklanabilir hale geliyor.
Son olarak, Murathan Mungan, cenk edeceği alanı gasteler olarak belirlediği için Ahmet Hakan da bu söyleşiden bir paragraf çıkarmış kendisine ve Mungan’ın yaptığı ortayı, gole çevirmiş:
“İKİNCİ sınıf edebiyatçı / Birinci sınıf şarkı sözü yazarı” “sevgili” Murathan Mungan’ın, Sabah gazetesine verdiği röportajda, “Popüler olmaya göz koysaydım piyasadakileri donumda sallardım” şeklindeki sözlerini okuyunca “Vay! Hisli şaire bakın siz” dedim…”

Aralık 2nd, 2007 at 7:46 pm
ben murathan mungan ın hayatını,edebi kişiliğini ve eserlerini arıyordum ama yazmamışsınız
Aralık 2nd, 2007 at 8:33 pm
Murathan Mungan’ın edebi kişiliği, sanatçı şeysi, bilmemnesi hakkında net üzerinde değil de, kitaplarda, kütüphanelerde, dergilerde araştırma yapsan daha iyi olmaz mı? Yaptığın ödevin -hadi diyelim hocan çakmadı- hakkını net üzerinden mi vereceksin?