Sayılan ve sayılamayan şairler
Attila İlhan Şiir yarışmasına katılım 1200 şair/dosya olarak hesaplanmış. Rekolte açısından bakıldığında oldukça iyi, hele kuraklık düşünüldüğünde (yakacak odun, SEKA’ya bağış ya da kıç sileceği olarak). Çünkü bildiğim kadarı ile bu ülkede şiir kitapları ortalamada 500 barajını henüz geçemiyorlar, tabi sayılabilen şairler arasında. Bu yukarıdaki habere konu olan “forum şairlerinin” yani “sayılmayanların” ise bu konuda pek bir katkıları yok. Onların içinde bulunduğu ve özledikleri şiir ortamı, bana göre genelde “şiirden vazgeçme pahası”nı ödeyerek, ikinci, üçüncü hatta otuzuncu baskı sınırına erişmiş şairlerin “terra ignota”sı.
Ben bir şair olduğum için bu satma/satılma konularına pek kafam basmaz. Bu genelde dağıtımcıların, yayınevlerinin, gazetelerin ve hatırlı kitap dergilerinin editörlerinin tekelinde olan bir durumdur. Ama yine de bir şair olduğum için şunu bilirim, bir şiir kitabının psikolojik satış sınırı olan 500′e ulaşması ayları, hatta yılları bulur. Açıkcası bizden öncekilerin şu yalanına da inanmam: Mallarme ilk kitabını kendi basmış, Ece Ayhan 50 adet satmış vs., Octavio Paz bu konuda oldukça ağlak bir istatistik bilgi çıkarmıştır bir yazısında.
Attila İlhan gibi şiirden İkinci Yeni dolaylarında Mavi dergisi kıyısında vazgeçen bir şairin, adına konan bu şiir yarışmasına başvuran 1200 dosyanın elbette Attila İlhan’ın ‘edebî geçmişi’nden haberi yoktur. 1980′ sonrasında Attila İlhan’ın şiirine sirayet eden şey, özgün müzik adı altında Ahmet Kaya tarafından piyasaya düşürülmüştür (hiç küçümsemeden söylemek gerekir, çok çok iyi albümlerdir, ama burada tuhaf nokta, Cumhuriyet’in şairi Attila İlhan’ın sesi Karaşın Ahmet Kaya olmuştur). İlhan’ın kitaplarını ben de okudum, lise yıllarında. Hiç bir etki bırakmamıştır, şimdi dönüp bakıyorum da. Okudum ama neden diye sorduğumda aldığım cevap çok basit, “çünkü rafta başka kitap bulmak kolay değildi”.
1990′ların ortasında şiir yazmaya başladım. O dönemde Bakırköy’den Şehremini’ye doğru gitmek için şimdi adı “Özgürlük Meydanı” olan “bürokrasi sunağı”nın yerinde kitapçılar ve minibüs durakları vardı (Evlendirme Dairesi’nin tam kenarında). Orada yelekli, sakallı, solcu tipler tezgahlarda bir sürü kitap satıyordu ve bunlar daha sonra Mehmet Fuat tarafından “kitapçı değil, tezgahtar” oldukları gerekçesi ile aşağılanmıştır. Dönem Adam Sanat dergisinde “Komitacı Kim?” tartışmalarının Enis Batur, Haydar Ergülen, Ali Asker Barut, Roni Margilues gibi isimler arasında cereyan ettiği, “Böyle sanatın içine tükürürüm” diyen Melih Gökçek’in ülkücü kanattan yavaş yavaş şimdi bulunduğu yere kaymaya başladığı dönemdi (o dönemle ilgili hatırladığım bir sürü şey var, gereksiz hepsi).
İşte o tezgahlarda bulabileceğiniz kitaplar arasında Adam, Can, Bilgi vb. yayınevlerinin kitapları olurdu. Ben, şiire herşeyden bir haber, Türkiye’den bir haber başladığım için benim aldığım ilk kitaplar da ne yazık ki bunların arasından çıkan kitaplar olmuştur. Attila İlhan’ın kitaplarını ise Şehremini’de Büyük Saray Meydanı adı verilen yerde kurulmuş ve şimdi sanıyorum hala da kırtasiyeciliğe devam eden, adını bir türlü hatırlayamadığım yerden aldım. “Sisler Bulvarı”, “Yasak Sevişmek”. Bunları benim yaşlarımda -ya da daha önce- okumamış olan adam yoktur, sanmıyorum benim kuşağımdan. En çok “meraklısı için notlar” bölümüne bayılırdım vs.
Çoğu şairi görüyorum, şiire başlarken onların karşılaştıkları kitaplar, ilk okudukları yazarlar ve bu karşılaşma anları, sanki bir çeşit vahiy, bir çeşit inme ya da bir çeşit Babil Kulesi sendromu gibi. Oysa işin doğrusu, ya ailemizden birinin kütüphanesinde, ya okulun o dandik kütüphanesinde ya da misafirliğe gittiğimiz evlerdeki hanım teyzelerin sıkılıp atmak için bir kenara biriktirdikleri ya da evin çok uçsuz bucaksız bir köşesine istif ettikleri yerlerde tanışırız kitaplarla. Ben evdeki ansiklopedileri okuyarak, gazetelerin verdiği “kültür eklerini” didik didik ederek, Altın Kitapların bastığı 100 kitaplık seriyi okuyarak vs. belki de “dahi ve seçilmiş” kuşağımın tam tersine tanıştım kitap okuma hadisesi ile. Büyükleri, büyük oldukları için tanımadım, hepsi aynı idi benim için. Zaten orta sınıf insanı için öyle babil yoktur. Ya gazetelerin verdiği ansiklopediler ya da solcu, sağcı abilerin kitapları vardır. Attila İlhan ise, kamusal alanda en çok dağıtılan, en çok satılan, Orhan Veli, Cemal Süreya, Ümit Yaşaroğuzcan, Nurullah Genç vs sonra en çok baskısı yapılan şair olduğu için de herkesin hayatına bir kere girer. Girdiği gibi de kalır. Çünkü Attila İlhan’ın modern şiir belleği, sizi başka şairlere götürmez, sadece kendisi vardır bir de aydınlanmacı bildiği birkaç yazar, çizer.
Özetle bu 1200 dosyanın içinde Türk Şiiri’nin ortalamasının altında kalabilecek yığınla dosya vardır, hatta daha da altında. Adım gibi eminim bundan. Haberde jürinin 15 dosyayı finale bırakacağı belirtiliyor. Bu önelemede de ile da’yı ayırmayı bilenler şanslı olacaklardır. Geriye kalan 15 kişiden ise sanıyorum sadece 3 kişi gerçek bir şiir okuru olmaya aday olmaya adaydır.
İşlerden
www.poetikhars.com/camera
06 Ekim 2007, 2:45 pm tarihinde
O 15 dosyayı öğrenebilmek mümkünmü acaba diye düşünüyorum. Bende yarışmacı sileceklerden biriyim çünkü.
06 Ekim 2007, 4:23 pm tarihinde
dustry,
alan geçenlerde belli oldu. Hüseyin Alemdar’mış.*.
23 Ekim 2007, 4:18 pm tarihinde
serkan, attila ilhan konusunda totolojinin sonu gelmez, kitaplar ortada, oraya bakın, şiir tarihi tek bir tarih değil.