getürkt
Metin Münir’in bugün yayınladığı okur mektupları ve intihalle ilgili beyanatta bulunmak isteyen biliminsanlarının gönderdiği ayrıntılı yazılar gerçekten insanı bir çeşit Nasreddin Hoca fıkrasında yaşadığımız konusunda düşündürmeye başlıyor. Hele verilen örnekler, makaleleri okumuş ve değerlendirmiş kişilerin yaptığı yorumlar…
Yoğun maddeci arkadaşlar için bir benzetme yapayım: ben elektronik bant yapısı ile ilgili bir makalemde bir anda ‘o da bant bu da bant’ diye yara bantlarının
özelliklerinden bahsetsem, üstelik bunu da bir hastanenin web sayfasından aynen indirmiş olsam, ne düsünürdünüz? Aynı konuda yazılan introductionların benzediğini mi, yoksa intihal yaparken kantarın topuzunu iyice kaçırdığımı mı? (Yardımcı Profesör Mehmet Özgur Öktel Bilkent Üniversitesi, Fizik Bölümü)
Daha önce de İzlenimler’de Fethi Sipahi Tan konunun üzerinden buldozer gibi geçmişti ama ben yine de yazmadan duramayacağım.
Memleketimin güzel insanları, sizin Fizik, Matematik gibi temel bilimlerle olan ilişkiniz 18. YY’dan itibaren her koşulda yakalamaya çalıştığımız o Batı treninin dumanları (ışık hızı) ile sesi (ses hızı) arasındaki faz farkı yüzünden hep aksayacaktır. Gözünüzle gördüğünüz şey ile kulaklarınızın duyduğu arasındaki bu farkı yaratan her ne ise, o devam ettikçe de böyle çeşitli akla ziyan psikoloji testlerindeki denekler gibi davranmaya devam edeceksiniz.
Neresinden baksanız illa ki mizahi, illa ki ironi yüklü saçma sapan bir şekle bürünecek bu konu ile ilgili yorumlar. Hem ne olacaktı yani? Kendisine ayrılan ödenek ile öncelikle ofise yazıcı, kalem, kağıt ve bilimum kitap almak için uğraşan bir bilim adamı profili var karşımızda? Allahım herşey mi illa biraz fantastik, biraz komik ve illa biraz trajik olacak?
Son 20 yılda önünüze bilimadamları ile gelen haberlere lütfen gözatın. Aklınızda kalanların çok küçük bir kısmının memleket dışındaki üniversitelerde buluş yapmış insanlarla ilgili olduğunu, diğerlerinin ise “yılın seksi erkeği” seçilmeye yakın yerlerde durduklarını göreceksiniz.
Konuyla ilgili ciddi ciddi araştırma yapmak yerine, oturup olan biteni mahalle karısı edası odalarında birbirine anlatan ve şahit oldukları bu tür intihal olaylarını gizli kapaklı tutmaya çalışan tüm akademik elemanları da buradan Akademi tanrısı falan varsa, ona şikayet ediyoruz.
NEDEN İNTİHAL?
Eminim çok duyarlı akademik camiamız, yakında bu konuda örneğin şu ayarda bir araştırma yapar ve önümüze koyar, biz de neden genç dimağlarımızın böyle çok ayıp bilimsel şeylerle uğraştığını anlarız.
Bahsettiğim raporda “Öğrenciler eden intihal yapıyorlar?” sorusunun cevabı olarak ilginç bir faktör -diğer faktörlerin dışında- ortaya çıkmış (mealen çeviriyorum):
- İntihal karşısında kültürel tavır: “Bazı kültürlerde bir başkasının sözlerine atıfta bulunmak, onları kullanmak, kopyalamak bir çeşit yağ çekme, pohpohlama, kompliman olarak algılanır. İfadelerin (söz, yazı) sahiplenilebileceği, şahsa ait olabileceği konusu Batı kültürü için önemli noktalardan biridir. Çoğu Batılı-olmayan kültürden gelen öğrenciler, bir söylemin sahiplenilebileceğini kavrayamamaktadırlar. Oysa Batı’da bir söylemi ödünç almak (dili ile birlikte) bir başkasının davranış biçimini taklid etmek anlamına gelmektedir. Batı kültüründe kendi olmak ile sahip olmak arasında çok güçlü bir ilişki vardır.”
Özetle, bir kişi neden “intihal”le uğraşır sorusu sadece temel bilimlerin değil, açıkcası yazılı kültürün tüm verimleri için sorulabilecek bir sorudur. Çünkü kaynaklar açık hale geldikçe, internet, ucunun bucağının pek belli olmadığı bir yığma bilgiler ormanına döndükçe, okulu bitirmek, ilgi çekmek, kapağı dışarı atmak ya da ne bileyim “ilginç olmak” diğerleri ile “dalga geçmek” dürtüsü de bizim insanımızda “ahlaksızlıkla” birlikte yer ettikçe bunlar daha olur.
Her ne kadar bizim henüz daha Sözlü Kültür’de takılmış kalmış bir kültür olduğumuzu düşünsem de, Yazılı Kültür’e geçerken oluşacak bu tür büyük faciaların herhalde hayırlı olduğunu da söyleyebiliriz.
Biz Türkler, bir şekilde fikir üretmediğimiz için bu haldeyiz, çünkü fikre kendi malımız gibi sahip çıkmak gibi bir dürtümüz yok. Üretmediğimiz acılar, kavramlar, teoriler, sonuçlar var yüzyıllardır. Ve açıkcası “kültürel olarak da” çalmayı, çırpmayı, başkasının sözünü kendimizinkiymiş gibi kullanmayı da teşvik ediyoruz. Çünkü kendimiz de hiç bir zaman “kendimizin” bir sözünü toplumun tümüne karşı ortaya koyabilmiş falan değiliz.
NET VE ÇALMA ÇIRPMA
Aslında internet tarafından da baştan çıkarılıyor metin işleri ile uğraşan kişiler. Hani temelde insan eğer “copyright” gibi kavram konusunda bilgili değilse, başkasının yazdığı bir şeyin internet üzerinde yer alması onu tüm herkesin malı haline getirmiyor diye düşünmüyorsa ve bunun karşısında bu öğrenciden sorumlu olan öğretmen de interneti gerçekten anlamıyor ve iz sürecek kadar bilgi sahibi değilse, sanıyorum o zaman pek de suçlamamak gerekli bu intihalcileri. Üniversitelerin internet ile ilişkileri, elbette her zaman bizden çok daha sıkıdır çünkü internet, üniversitenin yazılı kültür icadıdır. Bizde ise internet ne olarak algılanır, google nasıl bir arama motorudur ve ödev siteleri neden paralıdır, hep merak etmeye devam edeceğiz. Ayrıca orta-öğretimde ödevlerin hazırlanması gibi konular her ne hikmetse es geçilir şimdi.
Hamiş: Sanıyorum bizim literatürde yok ama bu tür “internet-kafe tabanlı” çalma, çırpma işlemlerine dışarıda “siber-intihal” deniyor.
* getürkt için kaynak bkz Milliyet Metin Münir köşesi
İşlerden
www.poetikhars.com/camera