Hz. Hubble`ın Rüyalarını Görmek
Suzan Sarı’nın Hz.Hubble hakkında kaleme aldığı metin üzerinden bahsetmiştim daha önce. Metin Heves’te yayınlandı. Hz.Hubble hakkında yazılmış tek eleştiri/inceleme/anlama metnidir.
Hz. Hubble’ın Rüyalarını Görmek
Suzan Sarı (Heves Sayı:13′te yayınlandı)
“Ve de ki
medeniyyet durmamızı istedi
ve biz nereye gidecektik ki?
buruşuk alnımıza çarpan bu kez
kendi taşımız: suret-i efkarında
nebbaş çağa korku salan mühür
ta kafatasımızda. Çalışmayıp,
Gebertilense, boğulansa, bilinmiyor
bunca savruk mezar taşının muradı.
Künk olmuş bize nefirin tiradı.”
Hubble Teleskobu
Çekiştirme devinimiyle duran, gideceği yönü tayin etmek için verili veya dayalı yöntemlerden hangisini seçeceğini bilemeyen, bildiği durumlarda da pratiğe geçiremeyen bir toplumun “söz”üyle başlar Hz. Hubble’ın Rüyaları. Gücünü aldığı karmaşıklık, devam eden süreçte şiirleri belirleyen en önemli eleman olur. Gerçek hayattakine denk arada kalmanın devinimi, söylem alanlarının çapraşıklığıyla, yan yanalığıyla kendini gösterir. Üst üste binen söylemler, seçenekler karşısında tutum belirleyemeyen ve yine de bir şekilde hareket eden toplumun ‘naif” sembolüdür. Shayegan’ın “batının teknik-bilimsel alt-üst oluşları ve bunların neden olduğu devrimlerin ne şeceresini tutabilen ne de arkeolojisini bilebilen yaralı bilinci”ne bir tedavi önerisi değil de “elde olduğunca” eleştirisinin, eleştirinin geliştirildiği dil, kültür ve bunlara ait söylem özelliklerini de içererek (uyumsuzluğa katkıda bulunacaksa da) yapılması her iki taraf için de olumlu sayılabilecek bir ilerlemedir. Sonuçta Batı’nın yörüngeye yerleştirdiği Hubble Uzay Teleskopu yalnızca dünyanın batısıyla ilgili verileri batıya göndermeyecektir. Dilin gelişimine dahil olan her alan zaten devam eden sürece dahildir. Bu taraflılığın nedenlerinden çok tarafların ayrıklık nedeniyle örtüşmeyen meselelerinin aynı bakış açısından ele alınması doğal olarak çakışık düzlemlerle gelişen şiirlere neden olacaktır. Hubble bir teleskop olarak bakış açısı konusunda ilk elde nesnel olma ihtimali yüzünden uygun bir seçim değildir yalnızca, ayrıca “gerçek” durumla da paralellik taşır: Batı ve teleskopu ve yaralı da olsa bilinciyle doğu.
“Başlasın şimdi yeryüzüne dik çömelmiş
Başların kanlı mühründen hür itknameler
Temaşa-ı dünyanın kahrına yetişmiyor
Evraklar bobinler ve kızılcık sopaları.”
“Ve Musa, rabbisini görmeye gitti
Geri dönenler maaşlarını çekmeye gitti
Nasıra tayf olan tören alayına gitti
Bir yerde unutuldu, cezbe, halvet ve çile.
Onlar da indirime girdi.”“De ki Kâbenizdeki putlar
Daha iriceneydi de ki sizinki taksitli”
Modern toplumsal gerek ve getirilerinin arasına dinsel hayat öğeleri yerleştirilen birçok bölümde batının artık ikame ile çözdüğü, doğunun “modern” hayatına özgü çelişkilerin örneklenmesi vardır. Batıda anlamı kaybedilmiş ya da hiç karşılığı olmamış “değer”lerin doğunun bu konudaki zenginliğiyle karşılaştırması değil sadece, doğunun da aynı değerler açısından tarihi seyri olarak da okunabilir bu dizeler.
“Evleriniz ağaçlarla birse
Birse köküne kıran girmiş odalarınız
Mağaralarla
En tepesi ile en dibi arasında
Neşe dolanırdı saat başı
Oysa sizde, güneşe uzak olanın
Yok yaşamaya hakkı.
De ki balçıkla güneşi sıvamak
Ustalarınızın elinden gelen. Bir odaya
Hapsetmek ev dediğiniz.
O yüzden vermedik size geçmişten başka
Şeyler. Şeylerin gölgesinde bulduğunuz
Şeyler: Pala, harç ve oran.
Ve de ki dil.”
Yaşamaya hakkı olmayan bir anlamda doğu toplumudur, güneşe uzaklığı daha fazla olduğundan. Yan yana getirilen ve bir türlü uzlaşamayan bu alanlar yine konuşanın, kıyaslamayı yapanın Tanrı olduğu sanısı uyandıran dizelerle işaretlenir. Üstelik karşılaştırmanın yapıldığı kültürlerden biri olan doğunun hakim dini İslamiyette tanrının yukarıda olduğu düşüncesi yoktur. Nesneli belirleyen toplumun nesnellik anlayışı karşılaştırmada baştan eşitsizlik olduğuna işaret, pek çok anlamda denklikten söz edilemeyen bir durumda da krizin vahametinin arttığını söyleyebiliriz.
“Haydi sefere gidin, başka bir şey bilmezsiniz zaten
Akik mekik bereket tüketin zamanı vekaleten
Oraya bir ordu sokun, buraya bir fitne
Sizin kurduğunuzsa bu sizin de yıktığınız olacak
Beklemek benim en büyük sanatım; muharrikim ben.”
Yukarıdakine benzer konut, uzam konusunda olduğu gibi savaş, açlık vb. tarihin başından beri sorun olan konulara sıkça değinilir.
“Ve dahi de ki
Siz körsünüz
Dünyayı kuran sizsiniz
Zemberek
Ben zemberek yaratanım
Boşluk
Nerde sizin kurduğunuz Katı
Aşırı hınçla sıkışmış boşluk
Nerde benim yarattığım taş toprak
Ufalanarak açık eder Zihnimin fraktallarını”
Descartes’ınki salt bir dışsallık alanı, sonsuz kareye bölünebilen sonsuz dolu bir uzaydır. Hem Batı biliminin maddesel olmayan, tinsel olan için çözüm üretemeden sorunu örtbas etmesi olarak da sayılabilecek hem de modern bilimin kurucusu Descartes’ın tanrı anlayışına doğrudan göndermeler taşıdığı söylenebilecek bu bölümlerde Tanrı insana yerini hatırlatır gibidir.
“Fakat sonsuz kareye bölünebilir mi
Sonsuza giden yol? Sonsuz karenin üzerine
Sonsuz eşya konabilir mi? Ve kat edilebilir mi
Senden gelen ışığın gösterdiği? Bir bakışın,
İzini sürebilecek midir Hubble? Observer bilebilecek midir?
Bakışımsızların ahvalini. Bekliyoruz.
Ve de ki Zaman Varlık olmuş size.”
“Bizi doğanın efendisi yapabilecek pratik bir felsefe ve fizik.” Descartes
Efendi olma merciinin yukarıda olma, (sistemi) dışarıdan yönetme/müdahale hakkının devri için gereksinilen herkese eşit uzaklıktaki “nokta” artık ideolojik uzlaşmanın imkansız olduğu noktada bilim tarafından müjdelenmiştir. İdeolojik uzlaşma imkansızlığına varılan yer ise bilimselin belirsiz sınırları arasında her elini attığını düzeltebilme inancı. (Bu cümle içerisinde bile bilimsel bir özellik olarak inanç’ın kullanılması da bu duruma örnektir) Olan ile görünenin eşitlenmesi sonucunda varılan zemin egemenlik için yeterince müsaittir.
“De ki siz hep sonsuzdan, sınırsızdan bahsettiniz
Müphemiyet denizinin merkezi çeperi yoktur.
Övgülerinizi bana ışıkla gönderin.
Yahû questio disputataya nedir?
De ki ile ve hatta
Siz deli misiniz?
Öyleyse siz
Nesnesi olan duyularınızla
Düşünmelisiniz…”
Merkezi insan olan yörüngede (kendisini merkez sanan insanın icadı dolayısıyla) evrenle devinen, ancak ne mavi ne de kırmızı ışık yayan bu nokta’nın “tarafsız” yöntemlerle gönderdiği “tarafsız”ca yorumlanan (Hubble yalnızca fotoğraf çekiyor) verilerle tanımlamaya çalıştığı evrende merkez olmayan bir noktanın üretimi olarak yalnızca bir adım öteden evreni izlemeye devam eder. Alan genişlemiştir ancak herhangi bir galibiyet söz konusu değildir. Evrenin protez cismi, insansı evrende ancak kendi ikame ettiklerinin işleyişi, pozisyonunun elverdiği verileri toplayabilecektir, evrenin dışına çıkmamıştır. Henüz adı bilinmeyen sayılar olduğu gibi, yorumlanamayacak veriler de gönderiyor olma olasılığının çıkarılabileceği bu durumda, efendi arayışının sözde bulu(nu)şu yeni protezlerle hakim olduğu alanı büyütmeye devam etmektedir, ancak hakim olmanın ilk gereği sınır bilgisinden yoksun bir halde, tam da pozisyonuna ve orada bulunarak temsil ettiği noktaya uygun olarak.
“De ki ilk saniye olan
Hâlâ aranızdadır.”
Varılan bir sonucun kendi başına çözümleyici olması beklenemez. Hubble’ın kendi tarihindeki evrimine bakılarak bile (gelişimini sağlayan yeni düşüncelerin beslenmiş olabileceği farklı disiplinlerle varılan yargılar) Hubble’ın kendisinin diğer bilimlerle ilişkisi yadsınarak varılacak sonuç dogma olacaktır. Oluşun hem sürekli gelişme özelliği hem de sıçramalar ve başkalaşımlarla tahribi sayesinde yayılmasında (çizgisel bir ilerleyiş söz konusu değildir) başlangıç noktasını da beraberinde taşıyor olması, Hubble’ın (yanlış) belli “değer”lerin yerine ikamesi bunun kanıtıdır. Bilimsel bir uğrak olan bir icadın çizgisel olamayacak bir yayılmanın sonucu, mutlak hali olarak düşünülmesi düşüncenin açık olan dogmalığının yanında icadın kendisini de şüpheli kılmaktadır. İkame ettiği toplumsal değerler de düşünüldüğünde yalnızca bilimsel olana değil, tüm diyalektiğe aykırıdır. Çünkü Hubble tek başına bilimsel bir dogma değildir, doğa bilimleri ve fen bilimlerinin birbirleriyle varsayılan ilişkisi ve Hubble’ın ikamesi olduğu vargılar düşünüldüğünde bu bilimsel icada addedilen hazretlik mertebesinin hem nedeni hem de eleştiri noktası görülebilir.
“Siz dilersiniz ben yaparım
Dil sizledir yen yapınız.”
İnsanın (determinizmlere) bölümleyerek kavradığı dünya üstüne yine bunlarla gelinen (henüz tükenmemiş bir ilerleyiş) bir noktası için bu tipte sıfatlar insanın her çağda düşebileceği yanılgılardandır. Sürekli eleştirilip evrilmesi gereken determinizmlerin dogmaya dönmesini engellemek için determinizmlerin bir “ürün” olduğu unutulmamalıdır. Modernliğe geçişte hakikat sağlayıcı dinin yerini bilim alır, ancak önemli bir fark vardır bu ikisi arasında; bilimde gerçek yanlışlanabilirdir. Geçişten sonra temelsiz kalan değerler, erdemler ve etik yargılar bilimsele uygulanan sınamalardan sağ çıkamaz. Devam eden değer arayışında temel varsayım bilim olunca ve bilimselle sağlamalarının yapılması sonucu insani olan iptal edilmiş olur.
“Ve boyalı mercekleri ile çıkagelir
Bordasız Kusalı Nikola
“görürüz inayeti ile en iyi durumlarda
tanrının gör dediklerini, şeylerin doğası
gereği, doğanın şeyleri gereği””Kusalı Nikola’nın tam ve sağın bilginin imkansızlığına dayanarak ussal düşüncenin sınırlanmasının aşılma yöntemi olarak sunduğu “docta ingnoranta”sına sürekli atıflarda bulunulur.
“Unutmayın, hâlâ adını bilmediğiniz
Sayılar yok mu sizin?”
Galileo’nun sonu gelmeyen sayılarca sayılabilecek uzaklığın sonsuz olamayacağını söylemesine rağmen belirsizlik sürmektedir. Mümkün ufukların türetici ilkesi “geometral evren tasarımı”nın zihinde görüntülenemeyen ancak teorik olarak kavranabilen gerçekler için yeterli olup olmadığı sorgulanır. Gözün görüş kapasitesini artırmakla adını bilmediğimiz sayıları görme ihtimali de artmıyor, dünyanın boyutlarının artırılarak evrene ulaşılamayacağı gibi. Ancak,
“Ve dahi ki
Pi sayısının son basamağını da gördüm.”
diyenden şüphe duyulmasının nedeni de veri gönderen ‘şey’in uzviyetinden başka bir de bu verilerin yeniden işlenmesidir, photoshoplanmasıdır.
“Sor ki
Ben kaçıncı yüzyılda ikâmet etmekteyim.
Ve benim yerime ikâme edilen ne?”
Bir uğrak olarak Hubble’a Hıristiyan teolojisinin sekülarizasyonu ve doğayı matematiksel algılamanın sonucu evreni yaratan jeometr bir tanrı düşüncesiyle gelen modern batı biliminin seyri bir anlamda da aklın seyridir. Ancak insanın, doğanın efendisi olma yolunu kendisine açacağına inandığı bilimin mutlak otorite haline gelmesi için ilk önce aklın zihinsel bir ilke olarak aklanması gerekiyor ve bunun yolu deneysel işlemlerden tümevarım yoluyla elde edilen bazı ilkelerin bilim olarak adlandırılması ve sonra da bilimsel başarının dogmatik ölçütüyle mutlak doğru olarak ilan edilmesi değildir. (Horkheimer, Akıl Tutulması). Sezgiciliğe yüklenen pozitivizm kendisi de aynı hatayı yapmaktadır, gözlemlenebilirin doğruluğuna inancıyla. Bilimciliğin insanlığın çıkarıyla özdeş tutulması, değerleri ikame edebileceği sanısıyla aklın özerkliği kalkmış, akıl araç haline gelmiştir.
“Sor ki Yer neresi?
De ki Hubble size bildirmedi mi?”
Bize Hz. Hubble’ın Rüyaları’nı okurken gereken nesnel akıl ise, Aydınlanma ve Rönesans dönemlerinden önce de yalnızca bilim için metod/amaç olarak değil kilise için de, kendi doktriniyle çatışmadığını düşündüğü konularda, “ideal” olana ulaşma veya onu korumada önemliydi. Nesnel aklın biçimselleşmesi; felsefeyi bilimciliğe indirgeyen pozitivist görüş, felsefenin teoloji yerine konulacak kapsamlı bir doktrin arayışı gibi süreçlerle gelişti. Ancak sonuç kendi çabalarının da kaynağı olan metafizik ve nesnel aklın ölümü oldu.
Bulunan/oluşturulan en “yüksek” değer iktidarda olduğu zaman mutlaklaşacaktı. Zaten sorun metafizikçilerin mutlağı değil, mutlağı belirleyendi, bilimin belirlediği mutlak “ideal” olandı. Ancak “hayat bağları” kopan düşünce yeni mitolojiler üretti. Bilimsel ilerleyişle, diyalektik akılla aşılması gereken bir donmuş nokta bilimselliğe “atfedilen bilinç”le ikame etmeye çalıştığı değerlerin görevini bir anlamda sürdürmüştür, metafiziğe dayanarak.
“De ki ölçemediğinizi benzetirsiniz
Sayarsınız dökemediğinizi
Kusalı hemen bütünler
Çünkü bilir mercekleri boyamasını Kızılderili olmasa da.
Sayamadığımız yerden sonrası Tanrı, altın külçe ya da inci”
İnsanoğlunun evren ve yasalarını anlama uğraşı sırasında, anlamlandırılamayan kimi madde davranışları karşısında, tanrısal meseleyi dokunulmaz ilan etmesi bilimsel gelişimi bilimsel olmayanla sıfatlandırmıştır. Devam eden süreçte modern bilimin ideolojikleştirilerek ayırımlarla temelleştirdiği şey cisimleşmedir. Cisimleşen fikrin de somut hali burada Hubble’dır.
“Başlar ki duruşunuzla ölümünüz
Kovulmanız bile hareket yüzünden değerli
Ağaçlara ayak vermedik ki bilmezler
Ayak verdiklerimizin hepsi de dirime giderler”
“De ki gel hadi gidelim öyleyse
Onların gitmeyeceği yere
Durmacılarla durucularla kalıcılarla”
“İçkin çelişkisi olmayan şey hareket edemez”. Sabit bir nokta, merkez arayışı henüz sonlanmadan (imkanı var mıdır, ayrı) hareket içinde hareket eden cisimleşmiş bir fikrin (yine hareketten doğan) gerçekleri temsil ediyor olabileceğini düşünmek, en azından bir anlamda göreli olduğundan şüphelenmemek mümkün değildir. Mutlak hareket içinde devinen Hubble Uzay Teleskopu konumlanışıyla bir aşama kaydetmiştir ancak, bunun değerinin saptırılması, gelinen bir nokta olarak Hubble’ın, yalıtılmışlığıyla bütün bilinmeyenlerin çözümü olabileceği bir sanrıdır, bilimsel değildir hem de tasavvur edilemez.
“Doğayı kıskanırsınız, biliriz
Kiminiz aslan kesilir, kiminiz şelale
Dikersiniz mahkemelerinizi birkaç yağlı iple
Geçmiyor meyvelerinizin vaadi çiçeği
Çiçeğin vadisi açılamıyor kızgın bir çöle
Ve yollar, ekinler, sunaklar
Yan yana dizdiğiniz evleriniz
Eremiyor visal’e.
O yüzden vermedik size geçmişten başka
Şeyler”
“De ki Observer atalarınızı gördü.”
Devinirken devineni gözlemleyerek sabit bilgiler edinmeye çalışan, sınır karakolundaki asker edalı Hubble, uğrunda/sayesinde orada olduklarına (sözde) öngörüsüne dayanarak uyarılarda bulunur, modelin kendisini yaratanlara duyduğu şaşırtıcı hayranlığı da belirterek, “Sizi bir halt sanmıştık”. “Hâkim” görüşünün sağladığı imkanları tasvirlerden başka amaçlarının çerçevesini aşan bir tonda, öngörüde bulunmada da kullanır, çünkü insanların eski hatalarını da görmektedir, kendisiyle ilgili olanlar da dahil.
“Çoğunuz kafayı yıldızlara takmış
Ey insanlar, Orbis Magnus ne demek?
İle ki de
Övgülerinizin bana ulaşmasına
Zaman manî oluyor.”
“dua ile buhar pof pof pof”
Bu ilişki de karşılığını görmeyle hakim olan bir tanrıya uygun şekilde dua değil de övgüyle alıyor, yükselen buharlar ve dualar.
“Bir bakışın,
İzini sürebilecek midir Hubble? Observer bilebilecek midir?
Bakışımsızların ahvalini. Bekliyoruz.
Ve de ki Zaman Varlık olmuş size”
Kitabın ilk şiiri “Hubble İçin Uzviyet Şeması” da yerden edilen yerinden edilmeler buluşu için yeni kökler sunuyor. Bu şiirin görsel şiir olması ise tesadüf değildir. Görme nesnesi uzviyetiyle görüşe dahil olduğundan temsilin imkansızlığına gelinir.
“Her şey parça parçadır ve tüm bağ gitmiştir
Her şey yalnızca esnektir ve her şey ilişki”
“İçerisi gibi görünen şey kuşatılmış ve biçimi değiştirilmiş, içselleştirilmiş ve meşrulaştırılmış dışarıdan başka bir şey olmadığına” göre Hubble’ın kat ettiği mesafe henüz onun dışarıdalığına yetmiyor. Bu, karşılıklı bir bağımlılıktır ve doğal olarak donmuştur; modern bilimin ona bel bağlaması ve Hubble’ın yetersizliği. Görmeyle ulaşılabilir olma’nın öznelliği iletişimi kesintiye uğratır bu durumda, optik dünyanın sonluluğuna da eklersek.
“De ki
Biliyorum bir yer var
Orada size her şeyi söylemek mümkün
Anlatamıyorum.”
Bu görme halleriyle evrenin bilgisini insana temsil ederek iletecek olan Hubble modern bilimin bayrağı olarak evrende insanı temsil eder aynı zamanda. Her iki yönüyle yetersizliğinin farkındadır, herhangi bir insanın durumundakine benzer şekilde anlatamıyor; susmanın kimyası.
“Sizi bir halt sanmıştık
Tek gözlü devleri yendiğinizde
Dağları deldiğinizde, korkunç
Kollu ahtapotlarla cenk ettiğinizde
Ve yere serdiğinizde türlü orduları
Bir ordu aynası mıdır başka bir ordunun?
De ki şimdi neden
Bir zafere yorulmuyor
Vitrin başlarında gözünüze çarpan
Çirkin sefil ve ağulu gözleriniz
Ve ki neden dağa çıkanlarınız
Geri gelemiyor sevinçli haberlerle?”
Analojiyle ilerleyen pozitivizmle, bilimsel araçların insan hayatını kolaylaştırma, ileri taşıma işlevinin modern hayatın başından beri insani diğer konularda da sınanmasının kemikleşmesinin sorgulanmasından öte formülde kullanılamayacak verilerle yanlış sonuçlar çıktığında hayat için formül bulmanın değil formülde bir hatanın olduğuna inanarak gelinen yer epeyce bir mesafedir. Bilim ışığında verilecek kararların doğruluğunu tartışmadan önce o konuda bilimsel araçlarla karar verilebilmesinin sorgulanması gerekir. Kendisine dışarıdan bakma (nesnellik ilkesi) derdinin devası Hubble bu sorgulamanın kapsama alanında olduğundan aynı formülde yer alamayacak elemanlar birbirlerini götürür. Bilimselliği özgü determinizmle ilerlemede sıçrayışın kendisine temel aldığı varsayımların önemi bu çelişkide daha vurguludur.
“Ve ki geçsin
Bıktırana, kusturana kadar
Geçmiş olan, konfetiler
Elbet bir gün yere düşer.
Yürüyüşünüz düzleştirir dünyayı.”
Üstlendiği vazife, ikamenin içerdiği hareketle devinen Hubble, veri toplama, göndermekle gündelik hayatına devam ederken evrende bir nokta, insanın diğer tüm özelliklerine de paralel şekilde insanı insana nesnel yöntemlerle temsil etmeye çalışır. Kendine iletimin iletişime kaydığı bir zemin edinen Hubble, Hz. Hubble’ın Rüyaları’nda farklı eleştiri alanlarını bir araya getiren yeni karmaşık bir dilin sembolüdür. Birbirinden ayrı eleştiri/üst-diller daha kapsayıcı bir eleştiriyle bir araya gelerek yeni bir üst-dil oluştururlar. Kitabın ilk bölümündeki şiirlerde geliştirilen bu dil, ikinci bölümde yaşamı anlatmak/göstermek için kullanılıyor. Müdahalesiz bir tebliğ söz konusu olamayacağı gibi orada insanlığı mı modern bilimi (yukarıda belirttiğimiz kusurlarıyla) mi ve kime temsil ettiği açık olmayan Hubble’da her ne kadar çetrefil konuların tören alayından bahsedilebilirse de ortaya çıkan dil ve temsil sorunu ayrı bir konumdadır. Zihnin algılamasının doğrudan olmamasından ötürü imkansız insan tebliğinin yerine “bir şeyin” tebliğinin konulması kendi ne’liğini araştıran insanın nesne mi özne mi olduğu sorusunu yanıtsız bırakmaktadır.
“Bil ki bildiklerinden değilsin sorumlu
Karşımda çaresizliğinin kareleri var”
Fotoğrafı doğanın kalemi olarak gören klasik batı biliminde “görme”nin kendi başına değil de modernizme geçişteki seyrini Hz. Hubble’ın Rüyaları’nda izleyebiliriz. İnsanın, Tanrı ve dünya arasındaki konumunun cisimleşmiş hali olan Camera Obscura doğa kanunlarına dayanmakla birlikte doğanın dışında bir düzleme yerleştirilir, Hubble’ınkine denk bir şekilde. Descartes’ın mekanik olmaktan çok hata yapmayan, metafizik göz olarak nitelendirdiği Camera Obscura ile klasik bilimin nesnel gözlemin şartları; gözlemcinin dışarıda bırakılması ve betimlemenin dünyanın dışında kalan bir noktasından yapılmasıyla o tek hakikatin görülebilmesi sanısı/umudu bahsi geçen iki aygıtın ortak özelliğidir. Yine Leibniz’e göre Camera Obscura’nın yalnızca almaya ayarlanmış bir aygıt değil fikirleri belli bir yapıya sokma konusunda içkin bir yetiye sahip olmasını da Hubble’a atfedebiliriz… Hem dünyayı tüm şeffaflığı içinde kavrayabilen hem de kendi de bu dünya içinde yer alan bir gözlemci olmamıştır ve olmayacaktır. Bu imkansızlığın herhangi bir ötelemesi de aynı şekilde imkansızdır.
Başka söylemler, metinlerle sürekli ilişkinin sonucu ilk bölüm ikinci bölüm için yeni bir gönderge metni haline geliyor. Yeni söylemin oturduğu temeller ikinci bölümde bulanıklaşıp yeni alanlarda/alanlarla sınanıyor bu yeni dil. Bu bir anlamda ilk bölümdeki gerçekliğin şiirsel kullanımı olarak da görülebilir.
“Hiddetin bundansa sabret
Bu son hakkıdır, gerisini siktir et
Ona bizi senden niyaz etmeyi nasip et.”
“De ki
cis-im-lerim
ç-evren
d-evran
e-rkân
f-üsûn
g-alebe
h-içbiri”
İlk bölümden bu bölümler aşağıdaki şu dizelerin yeniden çevrime sokulmasının bariz örnekleri olabilir.
“kaç hakkım var demiştin, hepsini siktir et
bana seni senden dilemeyi nasib et”
“sen çalış, ben yazayım
mürekkebim tükenmez a)rtık
durmadan yazayım
takıldığın yer olursa, b)eni unut
sürekli unut, yüreğin lekesiz
kağıtları geç ver, iyi düşün
aklın karışmasın, b)uralardan
çok soru çıkar
yürek ile mürekkep hokkası arası
bir yerde”
Üst üste binen düzlem/söylemlerin beraberinde getirdiklerinin yanında sürekli çatışarak kurulan dil, Hz. Hubble’ın rüya dili ayrıksılıkların kanıksanmasına engel oluyor. Dahası yeni bileşimler sözde-metinlerarasılık yaratabileceği gibi kitabın ikinci bölümü, yaşamı tasvir etmede kullanılıyor.
“De ve zulüm ettiğinize göre
Zalimse mazlumu ileten mikrofonun sesi.
Susmak aymik olmuş, yazmak aymis size.”
Bir simya olarak yazmanın içerdiği dönüştürme büyüsü, yine batı toplumunda düğümü çözülen bir olgudur. Hubble teleskopu gibi müdahalesiz temsil etme aracı olan mikrofona atfedilen zalimlik tam da susmanın erdem olduğu doğunun modernlik karşısındaki tutumunu sergiler.
“Siz geceye ne koysak murdar ettiniz
Hani ya / ay yerine koyduğunuz ne var?”
“O yüzden vermedik size geçmişten başka
Şeyler”
“gidişime ışık tutsun öyleyse
açtığım lamba
kağıtta kalan sayılıyorsa
benden, bu zahiriyi
kim icat eden?
De ki beden ve üçgen
Düz çizgi ve remiz
deki.”
Buna benzer dizelerde özelde şiir, genelde yazının iddia edilen temsil edebilirliği ile ilgili eleştiriler sıralanıyor. Yazarak çizilen evren çerçevesinin Hubble’ın gördükleri ve gönderdikleriyle kıyası “temsil” üstünden geliştiriliyor.
“Şimdi çok kızdırıyor sizi
Açılmayan bir kavanozda
Sıkışmış bir kapıda
Kıçınıza oturmayan bir pantolonda
Ta ki bir deprem olduğunda
Bir patlama bir yüksek buhar sızdığında
Kazanlarınızdan, sular kesildiğinde
Hiç hayra yoramadığınızda bir düşünüzü
Ve dertlerinizden bahsetmek için bir yerlere çıktığınızda
De ki yine de fark edilmiyor gidişi
Ve yitişin duyulara yaptığı tazyik
De ki yine de yaşıyorsunuz
Derin bir neşeyle acıya yan durmuş eski sokaklarda.
İlaç niyetine, arzu niyetine, ten niyetine sağırlığınızla.”
Hubble kendisi de modern teknoloji ürünü olarak modern insanın gündelik hayatında hiçbir düzeltme yapamaz, tam anlamıyla bir ideoloji olan teknolojik bir toplum yani varolmayan tipte bir toplumun bireyleri için Hubble yalnızca bir prestij unsurudur, tam da modern, gösteri toplumuna yakışır bir şekilde, tanrıya inancın sorgulandığı veya ayırdına varıldığı anlara benzerlik gösteren bir şekilde…
“Komarov, düşmedi mi aranıza? Sesi nerede
Ka—yde—dilm—işt—-ir, işte orada aradığınız Varlık.”
Hışma uğrayanın Komarov olduğu açık ancak haşmedenin Hubble olup olmadığı net değildir. Komarov’un uğruna öldüğü (öngöremese de) modern hayatın, hızla gelip geçen yaşantıları kayıt altına alma arzusu/gereğinin yerine getirilmesi durumun vahametini eksiltmiyor.
“Döngülerin ve bu döngüleri ölçen sayıların ayrıcalık rolü günümüzde de sürmektedir. Gündelik hayat döngüler ve akılcılaşmış, çizgisel zaman arasındaki karma alana sıkışmıştır. Her şeyi bugün baskı altında tutulan gündeliklikten yeni bir kozmos dini doğduğunu gösteriyor. Bu din duygusal (akıldışı) olarak iki kutup arasında yer alır: Bir uçta yıldız falları diğer uçta kozmonotlar, onların mitosları ve mitolojileri, onların başarılarının propaganda aracı olarak kullanılması; uzayın keşfi ve bu keşfin gerektirdiği fedakârlıklar.” (Modern Dünyada Gündelik Hayat; Lefebvre)
İlerleyen düşünce, kendini sorgulamakla bu özelliğinin devam ettirebilir. Çıktığı merdivenleri kırmak için erken davranan toplumun yapısının karşılaştırmalı eleştirisinin rüyasını gören Hz. Hubble, teorik aklın, insanın kendi aklıyla büyülendiği anın ürünüdür; rüya görüyorsa değil, “Hz. Hubble rüya görüyorsa” işte bu noktayı gösteriyor. Hubble’ın rüya görmesi bilim eleştirisi olabilirken, Hz. Hubble’ınki toplumsal değerler örgüsüne katılmış ya da bunun sonucu olan bilimsel bir cismin eleştirisi oluyor ki “toplumsal” kısmı şiirin yekûnunu artırdığı gibi aynı yöntem olmaksızın elde aynı sonucun olmasının mümkün olmadığını hatırlatıyor.
“Gözünüzü çektiğinizde
Sessizce gitti işte
İşteydiniz belki
Belki Muş’taydınız
Belki satürn’de venüs’te
Belki eski bir borcu tahsil etmelerde
Ya da yanlış bir numaraya cevap vermede”
“Görme sicili” katibinin “bir ermiş değil, kendisini yamaçlardan izleyen bir ergin” olduğuna şiirler üstünden gelebiliriz ancak yersizliği, yerinden etmeleri ve büyük düşleriyle ergenlik çağı özellikleri gösterdiği de söylenebilir.
“Birini sürgüne gönderdiğinizde
Siz kalmış mı oluyorsunuz?”
Kaynakça:
Serkan Işın, Hz. Hubble’ın Rüyaları, Yom yayınları, 2005
Max Horkheimer, Akıl Tutulması, Metis Yayınları, 2002, Çeviren; Orhan Koçak
Alexandre Koyre, Kapalı Dünyadan Sonsuz Evrene, İdea Yayınevi, 1998, Çeviren; Aziz Yardımlı
Henry Lefebvre, Diyalektik Materyalizm, Kanat Kitap, 2006, Çeviren; Barış Yıldırım
Henry Lefebvre, Modern Dünyada Gündelik Hayat, Metis Yayınları, 1998, Çeviren; Işın Gürbüz
Daryush Shayegan, Yaralı Bilinç, Metis Yayınları, 2002, Çeviren; Haldun Bayrı
Enis Batur, Şiir ve İdeoloji, Mitos Yayınları, 1993
Guy Debord, Gösteri Toplumu, Ayrıntı Yayınları, 2006, Çeviren; Ayşen Ekmekçi, Okşan Taşkent
Zeynep Sayın, İmgenin Pornografisi, Metis Yayınları, 2003
Jonathan Crary, Gözlemcinin Teknikleri, Metis Yayınları, 2004, Çeviren; Elif Daldeniz
Paul Virilio, Enformasyon Bombası, Metis Yayınları, 2003, Çeviren; Kaya Şahin
Edmund Blair Bolles (derleyen), Galileo’nun Buyruğu, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 2004, Çeviren; Nermin Arık
İşlerden
www.poetikhars.com/camera