HECE.png)
Hece’nin yeni sayısında sanıyorum bir ilk gerçekleşti. Her ne kadar daha önce görsel şiir yayınlama konusunda Yasakmeyve, Fayrap, Sanat Dünyamız gibi dergiler sevecen yaklaştıysalar da, ana-akım sayılabilecek Hece’nin bu konuda yapacağı hamle benim için daha ilginç oldu (yayınlanan görsel şiir: yerim seni türk şiiri). Hece’nin yeni sayısı sadece bununla değil, dosya konusu ve dosya muhtevası ile uzun süre hepimizi meşgul edecek gibi.
Bu arada orada burada görsel şiir yayınlanıyor olması, bizi bir noktada bu işin “meşruiyeti” konusuna getirmekte. Yani ana-akım dergilerde görsel şiirin yayınlanıyor olması, bunun herkes tarafından kabul edildiği anlamına gelmiyor. Sadece olanı, olup biteni belki okurlarına göstermek istiyorlardır. Bunun dışında hiç bir şekilde görsel şiirin o tür bir meşrulaşma ile karşılanabileceğini sanmıyorum. Ama böyle birşey var ve bu şey dikkate değer bir şey. Peki görsel şiir yayınlamak “cool” birşey mi? Bunu bilemiyorum. Sadece riskli bir şey ve bu riski göze alabilmek de o kadar kolay değil.
Bunun dışında haftasonu Doğu-Batı’nın Kaygı sayısını tekrar okudum. Özellikle Doğan Özlem’in yazısı (Kaygı ve Tarihsellik). Örneğin Batı Felsefe’sinde Modern Özne’nin nasıl icad edildiği hakkındaki kısa bölüm. Bedirhan Toprak’ın “Su Yazısı” rafta duruyordu uzun zamandır. Radikal’de söyleşiyi görünce bu kitabı da bitirmek farz oldu. Ben de öyle yaptım. Kitapta, kendi adıma 13 kadar şiiri işe yarar buldum açıkcası. Bunun dışındakileri neden yayınladığı, herhalde Bedirhan Toprak’ın bileceği iş. “Med ve Midye”yi lirik/imgeci şiirin en güzel örneği bile sayabilirim hatta.
“selamlarımı sokakta bırakırdım
seherde çoban gündüzde ter gecede ay
suya salardım yeşil bir şişeyle
çok sonra çözülsün bir tutam saç örgüsü
dudaklarım ellerim ve git git bitmez yolu içime akan nehrin
o masanın kıyısında dururdu
alır da ayaklarımı giderdim ayakyolunuzdan
bir kapanırdım içime hiç ışıksız
inciler olurdu sedef yüreğimde
yeterse ciğeriniz.” (med ve midye, bedirhan toprak)
Ocak 2nd, 2008 at 9:05 pm
Şimdi “görsel şiir” mi deniyor? Eskiden “somut şiir” deniyordu. Her genç şair kuşağı, “somut şiiri”, “görsel şiir” yahut “göz için kafiye” oyununu adeta yeniden keşfeder ve fakat sanki (Nasreddin Hoca’nın; kar helvasını icad ettim ama ben de beğenmedim, demesindeki gibi) bir kusur işlemiş gibi bir daha da semtine uğramaz. Oysa bu türde gerçekten büyük bir şairin çıkmasını -ve mümkünse işin teorisini (poetikasını?) kurmasını- şahsen çok arzu ederim. Ben de bu çalışmaların yeni -ve belki de çok büyük- bir kapıyı açmak için kurcalamalar olduğunu düşünme taraftarıyım. Ne yazık ki tüm gözükaralığımla o kapıya koçbaşlarıyla saldırmak için yeterli gençlik enerjisine/cesaretine sahip olmadığımı düşünüyorum. Serkan Işın’ın 1984-85 yıllarında birkaç sayı yayımlanmış olan “Nisan” dergisini, onların Somut Şiir Özel sayısını görmesini de öneririm.
Ocak 2nd, 2008 at 11:03 pm
Benzetme usulü ikameci “ilerleme” türk modernleşmesinin bir hastalığı Şaban Abak. Behçet Bey, “seksen sene önce bunlar yapıldı, edildi” diyerek Suat’ı aşağılar. Halbuki, ne bizim için seksen sene öncesi vardır, ne de “yapıldı” fiili.
“Eskiden somut şiirdi, şimdi görsel şiir değil”. Somut şiir bir imkandı, şimdi, görsel şiir onun mekanında başka bir imkan.
İşin cengaverliğini ben yaptım, hüdaverdiliğini türk şiiri. Elimizde kalan şeyleri ayıklamayı da muhtemelen bizden sonrakiler yapacak.