Hürriyet’teki ibişlerin derdine derman olmasa da Malezya yerine acaba Finlandiya gibi olmaya çalışsak nasıl olur? Çünkü o mamut gibi sitesiyle önümüzde endam eden Hürriyet.com.tr, bizim 2 Mbitlik hızımız yerine Finlandiya’nın 21.7 Mbitlik hızına ihtiyaç duyabilir yakında! Şu habere göre Finlandiya yine ağır basıyor bir de!
Süreyya Evren, Yasakmeyve‘nin 28. sayısında bir yazı yayınladı. Bu uzun ve parçalı yazı, bir yandan Türkiye’de avangardizmin sönüm noktalarını, bir yandan avangardizm olarak bildiklerimizin neden öyle olamadıklarını, bir yandan da bugünün şiir ortamının örneğin “görsel şiir” karşısında ne kadar hazırlıksız ve tahammülsüz olduğunu açıklamaya çalışıyor. Bunu 80 şiirini bir kesim noktası alarak, isimlere ya da kitaplara değinmeden, sadece 60 ve 70′lerin sonrasında gelen 80′lerin tarihselliği içinde yapmaya çalışıyor. Yani en azından “darbeler” yüzünden iptal edilmiş olarak kabul edilen tarihi, bütünlüğü içinde okuyor, okumaya girişiyor diyelim. Metnin devami burada »
Milliyet’in haberine göre Jan Dark efsanesi uydurma olabilirmiş. Fransız milliyetçiliğinin kökünde bu uydurma hikaye varmış vs. Günaydın! Yalnız, örneğin Le Monde, bizim hikayelerimiz için böyle birşey iddia etse, Milliyet ne derdi?
Bienal ile ilgili gösterilebilecek en öküz akademik tepki Marmara Üniversitesi’ne nasib oldu. Kutluyoruz.
Türkiye’de, şiir kamusunun “görsel şiir” diye bir olaydan haberdar olması çok uzun sürdü. Ve tuhaftır, yeniliğin arandığı, istendiği, yoğun bir klişeciliğe doğru ilerlendiği, gericilik olarak adlandırılabilecek tüm hareketlerin kendilerine yayın alanı bulduğu, akademizmin ve aşırı amatörlüğün bir arada gitmesinin çoğu kişiyi rahatsız ettiği, şiir kitaplarının, şiire olan ilginin giderek azaldığı, buna rağmen internet üzerindeki sitelerde “şiir namına” sunulanların ise tu-kaka edildiği, kötü örneklerin iyi örnekleri bastırdığı son 10 yıldan sonra hem de! Metnin devami burada »
Attila İlhan Şiir yarışmasına katılım 1200 şair/dosya olarak hesaplanmış. Rekolte açısından bakıldığında oldukça iyi, hele kuraklık düşünüldüğünde (yakacak odun, SEKA’ya bağış ya da kıç sileceği olarak). Çünkü bildiğim kadarı ile bu ülkede şiir kitapları ortalamada 500 barajını henüz geçemiyorlar, tabi sayılabilen şairler arasında. Bu yukarıdaki habere konu olan “forum şairlerinin” yani “sayılmayanların” ise bu konuda pek bir katkıları yok. Onların içinde bulunduğu ve özledikleri şiir ortamı, bana göre genelde “şiirden vazgeçme pahası”nı ödeyerek, ikinci, üçüncü hatta otuzuncu baskı sınırına erişmiş şairlerin “terra ignota”sı. Metnin devami burada »
Web 2.0 denen sirkin bizi bu hale getirmesinden -yani paylaşım, daha fazla interaktivite, saçma sapan gizmolar, belli belirsiz araçlar, ne idüğü belli olmayan ifşaat blogları, itirafnameler vs- sonra memleketimizin insanının web sayfalarında yer alan şeylerin altına yorum ekleme gibi bir hakkı da doğdu. Ota boka video çeken, hiç kimseyi ilgilendirmeyen konularda bilgi beyan eden, yediği içtiği gittiği yerlerin hiç birini bizden esirgemeyen, anlatmak için anlatan, dizgi, düzgü, tümce, imleç vs. tanımayan bir blogcular sürüsü peydahlandı. En ufak aktivitenin en derin ayrıntısında saçma sapan fikir kırıntıları ile türlü türlü yazılar okuyorduk zaten köşe yazarlarından, sağolun. Metnin devami burada »
Çoğu yerde haberi var gerçi ama ben Radikal’dekini okudum, oradan aktarayım:
İslam’ı resmi din kabul eden ve sivil mahkemelerin yanı sıra şeriat mahkemeleri de bulunan Malezya, oruç tutacak ilk astronotları çıkaracak olmanın heyecanıyla, uzaydayken nasıl abdest alınıp namaz kılınacağı, nasıl yenilip oruç tutulacağı, hatta ölüm halinde gömülmenin nasıl yapılacağına dair rehber hazırladı.
Metin Münir’in bugün yayınladığı okur mektupları ve intihalle ilgili beyanatta bulunmak isteyen biliminsanlarının gönderdiği ayrıntılı yazılar gerçekten insanı bir çeşit Nasreddin Hoca fıkrasında yaşadığımız konusunda düşündürmeye başlıyor. Hele verilen örnekler, makaleleri okumuş ve değerlendirmiş kişilerin yaptığı yorumlar… Metnin devami burada »
İntihal konusunda bugün hem Mehmet Altan yazdı, hem de Metin Münir Milliyet’te olayın peşini bırakmayacağını açıklayan bir seri yazı yazacağını bildirdi. Münir’in yazısında ODTÜ’den gelen cevap metinleri de mevcut. Ayrıca Arxiv.org’un sayfaları da intihal yapılan makaleleri yayınlamaya başlamış. İşin ucu gerçekten kaçmış ve belki göze çarpan bu 60 makale dışında kimbilir ne babayiğitler, şimdi öğrencilerine kan kusturan küstah ve ezik taşra prof’ları, doç’ları böyle intihalli yollardan geçti, oraya giderken. Metnin devami burada »
Hece’nin Eylül 2007 sayısında “Faz Farkı” isimli bir yazı yayınladım. Yazı, Hece’nin dosya konusu “çoksesli şiir” üzerine idi. Ayrıca Hece’de ilk kez bir görsel şiir yayınlandı: “Yerim Seni Türk Şiiri”. Bunun dışında Yasakmeyve’nin Eylül sayısı “Görsel Şiir”e ayrıldı. Bu konuda daha fazla bilgi burada. Dosya ile birlikte Yasakmeyve dergisi bir de kitap verecek ve bu Türkiye’de yayınlanmış ilk görsel şiir kitabı olacak. Sanat Dünyamız’ın 102. sayısında iki görsel şiir var. Ayrıca Kitap-lık’ın Ekim sayısında muhtemelen bir görsel şiir, bir yazı yayınlanacak. Metnin devami burada »
Radikal gazetesinin Doğan grubuna bağlı olması, çoğu tezini genelde hükümsüz ya da ne bileyim eğreti kılıyor. Her ne kadar gazetecilikten televizyon ortaya çıktığı günden beri pek bir beklentimiz kalmasa da -birkaç hastane baskını, birkaç üçüncü sayfa haberi dışında- insan yine de bekliyor, konvansiyonel anlamda gazetenin hala önemli bir işlevi vardır diye düşünüyorum.
Suzan Sarı’nın Hz.Hubble hakkında kaleme aldığı metin üzerinden bahsetmiştim daha önce. Metin Heves’te yayınlandı. Hz.Hubble hakkında yazılmış tek eleştiri/inceleme/anlama metnidir. Metnin devami burada »
Futbol Milli Takımı’nın son günlerde oradan buradan aldığı yenilgi, beraberlik türü şeylerle çeşitli sıralamalarda aşağılara doğru inmesi, çoğu başarının neredeyse tesadüfî olduğu gibi bir kanı yaratmakta bende. Açıkcası biz travma anlarına bel bağlayışımız ve genelde bir mucizenin aslında mucize olmadığına rasyonel kanıtlar getirişimiz bir yana, bununla kalmayıp mucizeyi aklîşetiriyor (nasıl oluyorsa), bunu daha sonra “ilk tecrübenin” öğeleri bir araya gelince, tekrar yaşarız zihniyeti ile yaşamımıza devam ediyoruz. Metnin devami burada »