Eski albümler, telve ve kurşun..
www.bulanti.com adresine teşekkür etmek gerekir, gerçi “acımızı paylaşalım” gibi alt başlık atsalar da, envayi çeşit metal albümü bulabilmek mümkün bu sitede. Ben kendi dönemim için harika saydığım albümlerden başladım. Örneğin Skid Row (Skid Row), Overkill (UTI ve E.N.D), Slayer (South of Heaven), Coroner (R.I.P), Sadus (S.I.B.), Anthrax (Among the Living, gerçekten eşi benzeri yoktur, bana göre), Destruction (Mad Butcher), Testament (New Order) vs.
Şimdi artık bir kaset koleksiyonum kalmadığına göre ve bunlara CD fiyati ödeyemeyeceğim de açık olduğundan, rapidshare’de ya da torrentlerde bulanti’nin yaptığı gibi albüm peşinde koşturuyorum. 90′ların başında bu işler daha buralarda amatör seviyesinin bile altındayken dinliyordum bunları. Şimdi, çoğu dinlediğim şarkı bana yabancı geliyor ama ne dediklerini şimdi daha kolay kestirebiliyor ve anlıyorum. Edebi bir zevke hitap edenleri, kutsal hikayeleri işleyenleri ve son dönemin bir ara parlayan “senfonik” zımbırtılarını seviyorum (Paradise Lost, Therion, Morbid Angel vs.) Heavy-Metal müzik türü olarak tüm köklerine göre çok daha ileri atılabilmiş tuhaf bir tür rock tarihi içinde herhalde. Şimdi ise gerçek anlamı ile “güzellikten” yoksun durumda. Bizde ise, sembolik düzeyde bile bir çeşit “demon” olmadığı için en fazla fena fillah seviyesine kadar gidebilir. Ama bizim elemanlar, bu işlerden anlamayacak kadar aptal oldukları için de doğru dürüst gelişmemiştir. Moribond Youth‘undan (Ataköy’lü bir gruptu, demolarını mektup ile gönderirlerdi) tut da “Death Project” (saçma salak bir albüm çıkardılar, demoları daha karanlıktı, bilgisayarlı davul kullanmalarını hep ayıplamışımdır), Kronik (en babası budur), Nekropsi (ilk demoları Necropsy olarak çıktı, Why Doldrums’u bir dinleyin bakalım, sonra da Mi Kubbesi’ni), Metallium, Mozeleum gibi tonla grubun peşine düşmüş bir herif olarak söylüyorum bunları, Korn dinleyerek değil, Pentagram’ı Murat Net zamanında biliyorum, Murat Net’i de Murat Net albümü ile..
Ama bunların bir anlamı yok. Dün bir seriyi tamamladım. Adı “Motör” kısaca, ama nedense “Motör Tepkileyicisi Yazıt” demek zorunda hissettim kendimi. Bunlar aslında negatifleri alınmış “gürültülü kağıtlar“. Kendi ellerimle yaptığım 7 adet silgi baskısı harf kalıbı ile beyaz kağıtları birbirine kırdırdım. Sanıyorum işin içine dipte, ebru sanatı, kurşun dökme giriyor bu işlerde. Ama bunlardaki “büyü” yerine burada “bilinicin” her dakika tetiklenmesi var. Görsel Şiir’in göze yeni bir “kazı alanı” açtığını söylemek geliyor içimden. Sözlü Kültür’ün ve Yazılı Kültür’ün bize verdiği simge/imge silosunu burada sonuna kadar manipüle etme, bozma, yıkma ve yeniden yapma hakkımız var. Ve bu yüzden de artık görsel olan diye birşey, kağıt üzerinde sabit kalamıyor. O yüzden gösterge, gösterilen ile gösteren arasında bir türlü duramıyor. Bu deneyimi Derya Vural’ın işlerinde görebilirsiniz.
İşlerden
www.poetikhars.com/camera
23 Temmuz 2007, 10:54 pm tarihinde
malzemenin birbirini kırmasından mı oluştu o renkler ya da başka bir şekilde mi bilemiyorum ama üstünde bakmaya çokça değer, çok güzel bir seri olmuş.
kahve falı, büyü, rüyalar gibi anlatılması zor metinler için ifade seçenekleri sunuyorlar ki görsel şiirin “bir şey anlatmayan” tarafını bu yüzden çok seviyorum ben. bi yanda falları, rüyaları tam olarak anlatmanın gereksizliği bi yanda da “orda” olan güzel rüyalar..
23 Temmuz 2007, 11:07 pm tarihinde
Galiba deneyin ucuna doğru gidildiğinde, ortaya çıkan ilk şey “bağlam yoksunluğu” endişesi. Bu endişe öyle kolay kolay aşılacak bir endişe değil. A5 beyaz kağıtların üzerindeki mürekkep lekelerinin oluşturacağı o yeni boyut elbette tahrik edici çünkü “verili anlam” matrisi içinde bir karşılığı yok. Aslında temel malzemeleri kullanıldığında yazı deneyimi, resmin sınırlarından geliyor. Sözlük olmasa, öğrenmiş olduğumuz yazılı dil kuralları olmasa belki de resme bakışımız daha klay olurdu.
Dada Korkut’un kosmozu içinde herşeye yer var. Geçen yüzyıl unutulmuş halleri ile bürokrasinin alet edevatı, yazı ile hüküm, yazı ile kader/kısmet arasındaki aşınmayan ilişki ve resme tahvil edildiğinde “yorumlama” etkinliğini sakatlayan “şiir” bilgisi.
Ya da uzun uzun üzerleri kirletilmiş tonlarca kağıt parçası. Sonuçta hangisi “yazarın” hayatına dahil, hangisi yazının?