Türk ve hem de Mucit
Everyone steals in commerce and industry. I have stolen a lot myself. But at least I know how to steal. Thomas Edison
Türk Mucit yarışmasının finalinde duyduğum en ilginç tespitlerden biri, jüri üyelerinden “gerçekten mucit” olanından geldi. Kendisi özetle dedi ki, “yahu bizim mucitlerin hepsi sonsuz enerji fikrine” kafayı takmış, kimsenin %20 daha verimli bir makina icat etmek gibi bir derdi yok!”. Hem haklı idi hem de haksız. Bir kere hiç bir mucit -kendisi de dahil- böyle bir utku ile yola çıktığını söylemez. Kaldı ki karşısındaki amatör mucitlerin sessizliği ile kendisine üst perdeden bu lafları ettiren şey arasındaki fark, kendisinin endüstriyel bir çerçevede “icat” yapmaya devam etmesi, diğerlerinin ise tabir yerinde ise “Allah ne verdi ise” tüm hayalgüçlerini kullanarak iş görmeleri. Bu yüzden de neredeyse “irrasyonel” olan ile aralarındaki bağı daha sıkı tutup, “deli” damgasını seve seve bir palyaço nişanı gibi taşıyıp, hayatlarına pek de para kazanmadan ve ödüllendirilmeden devam ediyorlar.
Jüri’de Celal Şengör belki kendisinden pek beklenmeyecek bir şey de söyledi, dedi ki “bizim mucitler yaratıcılık tarafından engelleniyorlar”. Yaratıcılıktan ötesine geçmeyi başaramadıkları, belki de daha “geniş düşünemedikleri”, icat ettikleri şeyler ile fazla bütünleşip, olayı tamamına erdiremediklerini anlatmak istiyordu Şengör ama herkesin de Edison kadar pervasız ve kentli olmadığını görmek de gerekir. Zaten gerçek mucit, jüri müri tanımaz, orada hepsine ders verirdi. Yani “kahraman” her zaman mucittir, jüri ya da sahnedeki şaklaban değil.
Mucitlerimizin “yaratıcılıkla” yaralanmasını sağlayan işte o irrasyonel ile rasyonel arasındaki farkı görememelerinden ya da bir şekilde hiç bir zaman o yönde eğitilmemelerinden kaynaklanıyor. Mucitlerimiz kafayı sonsuz enerjiye takmış çünkü Batılı bilimsel düşüncenin örneğin “ilerlemesi” ve bu “ilerlemenin” nasıl sağlandığı konusunda hiç bir bilgileri yok. Örneğin bilimsel bilgi denen herzenin, mucize ile farkından hiç bir şekilde -belki de masumca- haberdar değiller. Çünkü onlar “mucize”vi bir şekilde ortaya çıkan Batı karşısında birşey icat etmek için, “sonsuz enerji” gibi akıl dışı ve yine masumca herkesin işine yarayacak, herkesin, tüm insanlığın hayatını kolaylaştıracak birşey gerektiğini sanıyorlar. Ne acı! Edison’a kulak vermek gerekir. “Herkes ticaret ve endüstride hırsızlık yapar. Şahsen ben de çok çalmışımdır. Ama en azından nasıl çalınacağını biliyorum.” Bizde, bu sistem hatası sadece bilim ya da teknoloji gibi alanlarda ya da Zaman’ın koordinatlarında kendisini göstermez. Hatalı sektörler, kendilerini kardeş alanlara da kopyalar.
Beşir Fuad ve Takiyüddin arasındaki zaman farkında peydahlanmış olan bu hatalı kopyalanma işlevi elbette Cumhuriyet’ten sonra daha da yeni çapaklar kazanmıştır, yeni arazlar. Beşir Fuad’ın trajik ve komik intiharı ile zamanında Avrupa’nın en gelişmiş Astronomi okulu olan (astroloji değil) TAKİYÜDDİN’in Tophane sırtlarındaki rasathanesi arasında, teknolojiden ve teknikten nefret etmek ile bilimsel aklın sınırlarını zorlayan hayranlıktan, kendinden geçişten öte ne yapabiliyoruz? Edison’da “insanların refahını düşünmek” gibi yüce yerine geçen şeylerin hiç biri bizim mucitlerde mevcut değildir. Edison’un, Tesla gibi bir dehayı bile ayakları altına alırken düşündüğü şey “tüm insanlık” değildir. Bilimsel düşüncenin artık teknolojikleşen uçlarından birinde, karmaşık bir fraktalın, düğümlenmiş hallerinden biridir bu: Kapitalizm. Edison’un icatlarına bakınız, o sonsuz enerji üretmek değil tam tersine sonsuz enerji varsa, bunu bile tüketmek fikri ile üretip durmuştur.
İşlerden
www.poetikhars.com/camera