300, 400, 500 yetmez?

Son zamanlarda (11 Eylül’den bu yana özellikle) çevrilen tarihî(ister kurgu olsun ister gerçek) filmlerin artık can sıkmaya başladığını umarım farkediyorsunuzdur. Cenettin Krallığı, Kral Arthur ve en son 300.
Bu filmlerin ortak yanı Doğu ile Batı arasındaki kırılma noktalarını, tarihsel olarak işlediklerini vaad eden ve bu konuda gerçekten büyük prodüksiyonlar olarak gözün budaktan sakınılmadığı işler olmaları. Hype, fantastik ve tekno giderken (özellikle Matrix ile LORT‘nin eş zamanlı gösterimi) birden o çatallanmadan faydalanıp, rüzgarın estiği yöne doğru gidiyor Hollywood’takiler.
Blair’in Londra saldırılarından sonra “Batı hayat tarzını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez” yollu lafları, Bush salağının “crusader” sürçmesi(!) derken, işin sığ ve kadim bir siyasal tartışmanın, terör ile komplolanmış hali değil, tamamen semiyotik ve simgesel gerilla hareketlerinin de işe katıldığı bir sirk gösterisi olduğunu görebiliyoruz şimdiden. Bunu, özellikle 300′ü izledikten sonra -neden 300 ve neden şimdi, 90′lardaki bir çizgi roman?- söyleyebilirim. 300 için yazılan wikipedia maddesi de bunlarla birlikte okunabilir.
Okuduğum çoğu blogta “oryantalizm”in izleri kalın harflerle çizilmiş (ne demekse). Özellikle 300′ün çizgi roman olarak “erdemli kafa, erdemli vucutta bulunur, vur patlasın, perslinin kafası patlasın, iyi bişey bu, biz Spartalılar böyleyiz işte“ye kadar götürülmüş “ahlak” anlayışları, ahmakça da geliyor insana. Zaten yapımcılar da bundan hiç gocunmamışlar, günümüz siyasi durumundan ne kadar faydalanırsak o kadar iyi, zaten atalarmız da böyleydi demişler.
Arada bizde de böyle “faşizm” söylemleri yükseliyor ya son günlerde. Sanıyorum bunun “türklerle” ilgisi yok yine, “onlar” öyle istiyor.
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.