rahatı kaçan ağaç üzerine (2004)
Özcan Türkmen’in (özcan türkmen’in kişisel web sitesi: http://www.workmanofchild.com/) Rahatı Kaçan Ağaç için yaptığı o deneme, durmadan açılan pop-up pencerelerden oluşan bir işti. Örneği ne yazık ki bende yok. O yüzden yazıyı, sizi rahatsız eden web reklamlarını hayal ederek okuyunuz.
rahatı kaçan ağaç
tanıdığım bir ağaç var
etlik bağlarına yakın
saadetin adını bile duymamış
tanrının işine bakıngeceyi gündüzü biliyor
dört mevsimi, rüzgarı, karı
ay ışığına bayılıyor
ama kötülemiyor karanlığıona bir kitap vereceğim
rahatını kaçırmak için
bir öğrenegörsün aşkı
ağacı o vakit seyredin
- melih cevdet anday
Özcan Türkmen’in “Rahatı Kaçan Ağaç” için öngördüğü dallanma, elbette HTML ve JavaScript gibi yan birçok ’sanal’ öğeyi kullansa da, sonuç gerçek bir dallanma budaklanmadır. Okurun ya da izleyicinin de göreceği gibi ‘rahatı kaçmış bir ağaç’ olarak şiirin kökü bir virüs gibi (tıpkı spam pop-up pencerelerde olduğu gibi) rahatsız bir şekilde ekranda açılıp, saçılacaktır. Normal kitap okurunun sayfaları çevirmek yoluyla erişeceği bu hareket, internet sitesinde kendiliğinden oluşmaktadır, tıpkı normal ağaçların da kendi kendilerine (su, yağmur, topraktaki besinlerin de yardımı ile) büyüyüp, dal vermesi gibi.
Anday, “ağaç”ında hangi ağacı kasettiğini söylemez. Sonuçta birçok ağacın içinden biri olabilir. Ama yazdığı dilin önem vermeye dikkat ettiği iki ağaç var. Ağaç vurgusu burada doğal bir olaydan çok, belki de bir dilin/kültürün önemli metaforlarından biri olarak göze çarpıyor. Sonuçta ağaç, dilsiz ve cahildir. Ama varlığına buna rağmen sürdürür, hareketsizdir ama tuttuğu toprağın da hareketini engelleyerek göğe doğru tırmanır. Oğuz Demiralp’in aktardığı şekli ile Mustafa Şekip’in sözlerine bakarsak: “İki Ağaç Türk muhayyilesinde ve hayatında izini bırakmıştır: servi ve çınar.” Servi, ölmez hayatın sembolü olarak mezarlıklarda boy gösterir ve genelde dişidir. Çınar ise tam tersine erildir, güçlüdür, ihtiyardır ve kökü derinlere gider. Gördüğümüzde heybeti bizi etkiler, ne kadar yaşlı ise o kadar bilgedir, gururludur, süreklidir ve genellikle korunma altına alınır bu yüzden. Osmanlı ve çınar kültürel arketipler olarak zihnimizin bir yerindedir.
Anday, ağacın eline bir kitap tutuşturmak ister. Bu öncelikle bilgeliğe ne eklenebilir ki? sorusunu düşündürebilir. Ama Ağacın rahatını kaçıracak olan şey, bilgi değil, ağacın ham maddesi olarak kağıttır. Boş bir defter olarak da düşünülebilirdi bana göre. Sonuçta ağacın tüm o heybetini, özellikle gelişen teknoloji ile ‘kağıt’ yapmak için kullanmak tuhaf bir metafor, hem de çok güçlü bir imge. Eskiden biliyoruz ki, kağıt daha bulunmadan önce genellikle yöntem ‘palimsest’ler ya da parşömenler kullanmaktı. Yani yazılacak alan sınırlı olduğu için, eskimiş bilgilerin çoğu yüzeyden silinerek, yeni bilgiler üzerine yazılır (Baudelaire, Palimsest yazısında bunu kendi aklı için kullanır). Böylelikle yeni bilgi bile eski bilginin üzerine yazılmış olur. Başka bir anlamda kitap, ağacın gövdesel bilgeliğinin küçük ve sıradan bir temsilidir. Ağaç’taki o naif cahillik bile bir bilgeliği, oturduğu yerden tüm dünyayı seyredip, herşeyi görmesini belirler kısaca. Anday, ağacın rahatını çıkarmak için ona ağaçtan imal edilmiş (ağacın kesilip, biçilmesinden, işlenmesinden) kitabı uzatır. Kitabın içindekiler ya da kitabın adı falan önemli değildir. Ağaç/kitap karşı karşıya geldikleri anda, belki de gerçekten ikisi de birbirinin varlıklarından tiksinti duyacaktır. Ağaç, gövdesi ile bilgeliğin, gururun simgesi iken, şimdi işlenmiş bir şey olarak bilgeliğin ve gururun yanında her türlü saçma sapan, gereksiz bilginin üzerine yazılabileceği bir aygıt oluvermiştir. Kitabın sayfaları, ağacın dallarını simgeler ve dallar yeryüzüne paralel yönlerde ve doğrultularda yayılırken, ağacın gövdesi gökyüzüne doğru ilerler. İşte bu dallanma, bence Özcan Türkmen’in şiirinde temsil edilmiştir. Sonuçta bir ağacın bir dalının nerden çıkacağını tahmin edemeyiz, Türkmen’in açılan pencerelerde imlediği şey (içerideki bilgi ne olursa olsun) dalların büyüyüp serpileceğidir.
Rahatı Kaçan Ağac’ın bu rahatsız aranışı, okuma alışkanlıklarımız yanında, gerçekten unuttuğumuz, bir kenara attığımız ve bir kitaba tercih ettiğimiz Ağaç metaforunun, Internet üzerindeki bir temsilidir bana göre. Eski şiirimizde Çınar “yedi yüz yıllık hikayemizi anlatır bize” ve “akıl öğreten serhat gazileri” gibidir, aynı kökünden boyuna kendi üstüne doğru yükselen yaşamdır, sürekliliktir… (Oğuz Demiralp, KutupNoktası, YKY)
İşlerden
www.poetikhars.com/camera
27 Eylül 2007, 9:42 pm tarihinde
türkçe ödevi
27 Eylül 2007, 9:45 pm tarihinde
bence çok güzel bir şiir duyguya teşekkür ederim aynı zamanda özür dilerim
27 Eylül 2007, 9:52 pm tarihinde
Özcan Türkmen’in “rahatı kaçan ağaç” isimli dijital şiiri olmasa da diğer işleri http://www.nokturno.org/index.php?poeetta=turkmen adresinde izlenebilir.
Yazmayı unutmuşum.