META-JEOFİZİK ZAMANIN ŞAİRİ

2004 arşivlerine devam..

 Bir otobüsün peşinde ya da bir büfeden gazete ya da dergi alıyor. Takıldığı herhangi bir kafe ya da özel bir yer olabilir. Kentin coğrafyanın sonu olmadığını düşünüyor, ama ufka baktığında denizin üzerindeki “kan kırmızı kesilmiş baş” gibi güneşin görüntüleri onu sazlıkların ötesinde başka bir kentin sınırları ile karşılaştırıyor. Gözlerine bol bol duş aldırıyor; görünüye karışmayı seviyor. Adalara kadar hayal ediyor, sonrası oryantalizm.

 Kendi başına düşünme yetisine sahip. Düşüncesini şiirin içinde eritmeyi seviyor. Devraldığı bir hüzün balyasını, paslı ince tellerle sıkıştırıyor. Boğuyor balyayı üzerine oturarak. Ama kendisine oturacak bir yer açıyor…

 Bir minibüsün içinde ya da taksiye binmeye kararsız sokaklarda dolaşıyor. Aşk denen şeye inanıyor ve şiir tarihi denen uzamın içinden fırladığını seziyor. Dükkanların ve sokakların ışıkları, sesleri arasında yürüyor ama bunlardan herhangi bir ilham aldığı söylenemez; tarihin farkında bile değil, gövdesini kaptırdığı şey ile gönlünü kaptırdığı şey arasında belleği bir sicim üzerine titreşiyor; şiiri buradan çıkarıyor. Bu sicimin koptuğunu ya da titreşemeyecek kadar kalınlaştığını da farketmiyor genelde..

 Yazdığı şiirleri defterlerde ya da kağıtlarda saklıyor, çoğu zaman bellek yitimi korkusundan olsa gerek bilgisayarın elektronik hafızasına güveniyor. Kentin belirli yerlerinde dolanıyor, işin lirik kısmını evde hallediyor ama kelimeleri sokakta tasarlıyor.

 Deneyime girmekten kaçınmıyor, genelde başarısızlığa uğramayı bekliyor, başarısızlığı gördüğü andan itibaren kendini iğneliyor. Kadın ya da erkek olmasına bağlı olarak ilişkilerinden gizli kapaklı bahsetmeyi seviyor, onları “estetize” etmeyi yeğliyor ama gizleyemediğini biliyor. Deneyimin en önemli yerinde, not almak için kenara çekiliyor, ilişki bir yataksa, o divan’ı tercih ediyor..

 Çocukluğu ile ilgili kötü anıları olmayanları bile kendilerine zorla bir çocukluk suçu icad ediyorlar. Köyden kente göçenlerin arasında ailesi zengin olanlar ya da çok fakir olanlar var. Edebiyat dergilerine inanıyorlar ve yüzde sekseni dergilerdeki şiirlerin kendi şiirlerinden kötü olduğunu düşünürken geri kalan yüzde yirmisi bunu hiç önemsemiyor, bunların dışında kalan yüzde kırkbeşlik dilim bütün bu hesapların saçma olduğunu söyler gibi..

 Çok az bir kısmı “düşüncelerin” aklî şeyler olduğunu düşünüyor, gerisi yaşadıkları çağın gerisini kalmış ve Hegel öncesi bir sezginin peşinde ‘ilham’ arıyorlar. Türkçe yazmadıklarını biliyorlar ama 16-25 yaş arasındakiler, kendilerine ikinci bir şans bulacaklarını düşünüyorlar, bu sezgi de onları Galile sonrası dünya içinde önce bir iş sahibi, sonra da şair olarak konumlayacak itici bir güç oluyor.

 Altlarından devlet çekildiği için vatandaş olmayı tercih ettiği söylenebilir. Özellikle 90′ların ikinci yarısından sonra yazmaya başlayanları ile şiiri 80′lerin sonlarında bırakıp, 90′ların sonuna doğru belini doğrultup tekrar dönenlerin bu vatandaşlığı gerçekten içlerin sindirdiklerini söylemek güç. Altından devlet halısı çekildiği için, siyasal yanını bilerek kesip atmasına rağmen, “dünya görüşü” ve “ideoloji” gibi şeyleri işin içine katmayı seviyor. Halı’nın yerde mi yoksa bulutların arasında olup olmadığı sorusunu sormadıkları için, hep çarpma sesleri, kırılma efektleri nihayetlendiriyor şiirlerini; bulutların arasından geçseler bile hızla oluyor bu. Herşeyin değiştiğini görüyor ama dipte yatan bir sezgi (Hegel Öncesi) onu “insan”a bağlıyor. Hiç bir “bağlanmış” tarafı yok, kesinlikle “aydın” falan değil, oy veriyor ya da görünüşü kurtarmak için laf arası birşeyler söylüyor, genç olanları bunu bile yapmıyor, yaşlıları ise hoş bir sada olmuş biografilerini, böyle kurtarmaya çalışıyorlar.
 
 Çok azı alışveriş merkezlerini şiirlerine konu ediyor, çok azı acılarından birinci derecede yanık kokusu çıktığını farkında ve çok fazlası Zaman ile Mekan arasında sakatlanmış bir bağ peşinde koşuyor. Hayret ile hayır arasındaki bağı öykücülere bıraktıkları açık, kurgu konusunda kararsızlar.

 Batı’da oturup da “kavim”lerden “asa”lardan bahseden, Doğu’da oturup da “dergisinin ismini fransızca” yapanların arasında büyük bir kesim bu iki uçta gidip geliyor. Gördükleri dünya (sokak, nesne, insan) ile sezdikleri dünya arasında Zaman’ı, aşk’ı ve Mekan’ı anlamaya çalışıyorlar, ama kanon olarak eskinin kelimeleri ve bağlamlarını yeni bir biçimle söylemeyi modernizm zanneden babaları tarafından çok feci aldatılıyorlar. Takma isimle yazanları da dahil olmak üzere çoğu şiir tarihi içinden beslendiği için fikri altyapıları ya çok boyalı kişt oryantalizmlere kayıyor ya da nesnel/bilimsel olma kaygısı ile insan olma onurunu zedeliyor. Hiç biri dilsel anlamda “yeni” birşeylerin nasıl yapılacağını bilmiyor ama “yeni” birşeyler yapmanın gerekliliği konusunda ikna edilmeyi bekliyorlar.

 Çekirdek ailenin tüm hastalıklarını taşıyorlar, görece özgürlük içinde yetiştiklerini düşündükleri için yanılıyorlar, ama bu yanılmanın acı şiirini yazabilenleri fazlalıkta. Hiç bir yerden gelmediklerini biliyorlar ama hiç bir yere gidemeyeceklerini söylemekten kaçınıyorlar. Şiirlerini “çatmak” “kurmak” gibi eylemleri gerçekleştiriyorlar, ama içlerinden söyledikleri şeyin kağıt üzerindeki görüntüsü konusunda pek kafa yormuyorlar. Onlar için bütün sokaklar “akıp giden sokaktan başka birşeyi” olmamayı söylemenin değişik nahiyeleri belki de. En iddiasız olanları bile “aşk” konusunda en basmakalıp düşünceleri, imgeleri, ahenkleri tüm bu zamana ve mekana ait deneyimlere rağmen söylüyor. Sonuçta kapalı bir zaman kapanı içinde yaşadıklarını ve tarihin de acı tekerrürlerden oluştuğunu onlara söylenin yine Tarih olduğunu pek sorgulamıyorlar.

 İntihar etmedikleri sürece yaşama sıkıcı sarılıyorlar. İlişkiler konusunda başarılı olanlar ya da doyumsuz olanlar arasındaki tek fark, birincilerin sadece kendilerini kandırması ve deneyime kendilerini kapatması, ikincilerin herkesi kandırması ve deneyimin dibine varırken, şiir fenerini karanlık sulara düşürüvermesi. Tasavvuf ile başlayan, jinekologlukla bitiyor ve sürüyor.

 1960′ların edebiyat ortamından bozma bir medya cangılında, şiir kitapları ile daha minör bir edebiyatı ve daha meta-jeofizik ya da meta-psikolojik bir açımlamalar silsilesine ihtiyaçları var. Babalarından ve büyük babalarından daha da batmış durumdalar melezliğe, yer ile yerellik, mekan ile zamansallık ve anlık arasında kurdukları şiirleri çoğunlukla “koptuğu” ana kadar tüm şiir tarihini sallıyor. Daha minör bir edebiyat peşindeler, daha yerel, daha kapalı. Ülke çapında edebiyat ya da yazın çeperinde var olamayacaklarını biliyorlar; birincisi o kadar genişleyemezler ve o kadar daralamazlar ikincisi.

 Anneleri ya da babaları ile konuştukları gibi şiir yazanları, en dürüstleri. Gerisi “kişilik” ile “sanatçı” olmayı biraz birbirine karıştırıyor.

 Atlamayan:

 Yazdıklarını bir şişeye tıkıp, otobüse koşuyorlar, işe ya da aşka yetişmek için. Şişeyi fırlatıp atarken “denizin” kuruduğunu fark etmiyorlar, arkalarına bakmadıkları için beyaz kağıda yazamadıklarını, hep içlerinde taşıyorlar; metin oluyorlar. Paramparça kayalıklarda, balık ölüleri o meşhur unutkanlıkları ile beyaz kareli buruşuk köpükler arasında cam gibi parlıyorlar..
 
 Atlayan:

 Onlardan önceki kuşakların, yaşlıların kayıkları uzakta, bu çöl içinde hareket eder gibi görünüyor. Yürüyerek gidecekleri ufka, çivileme daldıkları için bacakları kırılıyor..Yalnızlıklar hep topuklardan başlıyor. Serap, binyıllık mozoleleri yerinden oynatıyor.

 Kentte coğfayanın ikame ettiği şey, bir uzaklık duygusu oluyor; “nesnel bir karşılığı” olamayacak “yaşayan/simbiyotik/ikiyüzlü bir yargı” ile okunmak istemeleri bu yüzden.

 Daha yakın bir geleceğin sakladığı felaketlerin ya da umutların köklerini geçmişte arama huyları onlara şiirden miras, şairlerden değil. Ülküleri olmamanın ne demek olduğundan pek haberleri yok bu yüzden. Çünkü henüz farkında değiller, söz hiç bir zaman yalnız gelmez, zorbalıklarını da perçemine saklar.

 Bize doğru yürürken onları sarmalayan hale (aura), alışveriş merkezlerinin plastik çiçekleri ile uçurum kenarlarında yetişmesi muhtemel bir kardelen fikrinden oluşuyor; üstüste geldiklerinde birbirlerini öldürmeleri bu yüzden…

 

 

 

 
 

İşlerden

Motör Tepkileyici Yazıt: Serkan Işın, 2007
Vatandaş
Motör Tepkileyici Yazıt: Serkan Işın, 2007
Scanemic Readings: Tarayıcının üzerinde durmayı tarama sürecince başarabilen herşey..
Motör Tepkileyici Yazıt: Serkan Işın, 2007

www.poetikhars.com/camera

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.