Al sana aşk! (2004′ten)
AŞK KULLANIMI OLMAYAN OLUMSUZLUKTUR
Aşk, öncelikle gövdenin, bedenin yüceltilmesidir. Gözlerin, safranın, atıkların, kılların, terin bile değişim değerini belirler, aşık olan ile aşık olunan arasındaki ‘fetişleştirme’ değerini ifade eder. Ama asla dolaşıma sokulmayacaktır aşkın ürünü, aşk yok-üründür, ürünün tam tersidir, emekle değil, emeksizlikle, eylemsizlikle üretilir, eğer ortada bir üretim varsa: negatif emektir. O, yaptıklarının ya da seni sen yapan şeylerin tam tersini ister, isteği isteğinin isteğini yönelteceğini başka biri değildir, isteğin isteğini ister.
Aşk, kullanımı olmayan bir çok dengeli yapıyı, dengeli enzimi harekete geçirir, sıvıları değerli kılar, değerleri sıvılaştırır, sıvıları buharlaştırır ve ortadan kaybolduğunu anlaman bile günler alır, bunu anladığında kaskatı kesilirsin. Kelimeler ile şeyler arasında eşleştirmeyi mahveden ve ortadan kaldıran şeydir aşk. Safra çiçeğidir aşk.
Aşk, çoğu kimsenin anlamadığı, çoğu kimsenin doğanın yordamı sandığı, birçok kişinin çiftleşme, üreme ile sonlandığını sandığı tuhaf bir oyundur. Bunların hepsidir, eldir, eldivendir örneğin, güneşin altında kendini çırılçıplak hissetmeni sağlayan şeydir, dudaktır, ağızdır, boyunda biten bir balta ya da kıl kadar ince bir hissiyattır, martılardır, aşk klişelerin allahıdır. Aşk, Allah’a götüren klişedir, kalıptır, harçtır ve çamurdur.
İkarus’un balmumu kanatlarıdır, ama önce güneştir, karşıtlıktır ve saçmadır. Nesnelerin adlarla olan ilişkilerini öğrenmeni aşka borçlusun, fakat onların böyle olmadıklarını sana, aklına, yüreğine, belleğine mıhlayan aşktır. Onları birden muhteşem tarhlara dönüştürür aşk. Aşkının öznesini kırarken, indis, fer, ayar ve merceği aşk belirler ve onları gölgelerden imal eder. Işık senden ya da ondan değil, huzursuzluktan gelir, karnın ağrır, kabız olursun ya da elin ayağın birbirine karışır. Pısırık birini bir kaplana, dürüst birini bir Marsilyalıya çevirir aşk, aldattığın oranda çoğalan başka hiç bir şey yoktur, geri dönüş azamidir, aşkın ikame ettiği fikirler değildir, ölüm fikrinin atlas bir yorgan gibi tüm mekanı kaplayacağı endişesidir. Ölmek isteyişin, azabın korkunçluğundan ve ivediliğinden gelmez, ölmek istemen, ölümün bile seni öldürmeyeceğini bilmendendir, aşık en büyük umutsuzdur. Zahiri’nin kırma indisidir.
Aşk en büyük klişedir, en saçma açı, en basit tarif ve en karmaşık denklemdir. Organik olduğunu anlatana kadar parmakların nasırlaşır. Dudakları öpüşmekten çatlayan aşk, öğürmekten boğazı kuruyan kanserli hastalara çevirir seni. Aşık birini yüz kilometreden tanırsın, çünkü mekanin her yerinde gözleri, elleri, parçaları, organları vardır. Kulak kesilmiştir sevgilisinin ayak seslerine, görünüşüne, başkası ile konuşmasına, kıskançlığın Mimari bir fonksiyon olduğu tek şeydir aşk. Kilometrelerce yukarıda, milyarlarca yıl geride ya da ileride öyle bir yerlere yapışır ki, durmadan bozulan sinirleri, keskinleşen gözleri ve algılama tekniklerini, hapları ve hafıza ilaçlarını, el ayak, göz-arpacık koordinasyonlarını bir bozup, bir yapar. Kıskançlık, aşkın dünyadaki görüntüsüdür, türevidir.
Yok etmeden aşk olan ahmaktır. En ufak hücreyi, dokuyu, organeli öldürmeyi, parçalamayı düşündürmeyen bir aşık, bir kadın ya da bir erkek sıkıcıdır, yaratılmamıştır henüz, sadece orada durmayı kendine seçer. Kainatın akmakta olduğunu, zaman fikrini kötü taranmış saçlardan veya manikürsüz parmaklardan anlayamamak için kişinin kör olması gerekir. İki aşık çarpıştığında ya da birbirlerini yok etmek için harekete geçtiklerinde, Babil sallanmaya başlar. Belleği ikame eden kin, kini ikame eden aşktır, en ufak yaralanma karşıdakinin gözlerini, kulaklarını ve derisini etkiler, ya körelme başlayacak ya da yeniden yaratılacaktır. Aşk asla, kendisini görenleri, anlayanları sevmez, aşk aynanın kendisidir-kimliksizliğin kesin bilinci. Onu bir kez görebilmek için buralara geldiğinizde, size “kendini görmek için neden buraya geldin ki?” diyen birşeydir aşk, saçmadır, ilahidir ve zulmün kaynağıdır. Faşizmin ilk nüvesi aşkın kibrit gibi çaktığı o andır. Ter ve fer, buhur, buhran ve burhan, zuhur ve huzur, celâl ve metîn yeniden türemeye başlar, kan dolaşımı değişir, saçlar dikilir, tüyler, yüz, makyaj, fazlalıklar ve yağlanmış torsolar ahenk içinde salınır: korkunç dans başlar, iltifatlar, hoşa gidenleri söylemek, o ana, o şehvet anına denk gelmesi planan sözleri acemice ağızdan yuvarlamak, kayayı tepeye çıkardıktan sonra tekrar aşağı bırakmış olmanın derin ezikliği ile yüzeye çıkan sabırsızlık, kıskaçlar çalışır, gözler yerlerini kara oyuklara bırakır ve o’nu tam tamına sekiz saat hacer-ül esvet kadar donuk beklediğinin farkında olmazsın bile. Bile bile bilenmektedir aşık, saplayacağı kadarını çıkartmaz, kamasını, kabzasını, hatta kını da sokacağı anı bekler: Böğür, gül gibi yarılacaktır, aşktan.
Aşk budalalar yaratır sadece. Bir daha yapmamak için yüzünü, elini sobaya uzatan öğrenmiş büyükler. Aşktan ölmemişsen, hayattan, yaşamdan dolayı ölürsün. Bir kez tadına bakıldıktan sonra bütün ceddi ile birlikte kan kusturan çiçektir aşk.
Kesintisiz olarak kendine sorduğun sorudur bu: “o, nerede? şimdi ne yapıyor? beni düşünüyor mu?” Düşüncesi kekeme, kendisi düzgün olan tek şeydir aşk. İfade edilmesi, kelimelere dökülmesi sırasında kaybolan sözdür, cahil olmanı sağlayan ilimdir aşk, belki. Cahilsen asla tadamayacağın zilletli bir komadır, iki lobun, ikisini de, aynı anda çalıştıran tek bir nörondur aşk.
Onun gerçek varlığını, ismi, cismi, bedeni, gövdesi, elbiseleri ile yutmanın, varlık içinde ‘yok’ etmenin tekniğidir aşk. Kendi kuyruğunu şifa için ağzına alan sensindir, çıngırağın midendeki çırpınışları, kılcal ayakların içini gıdıklayan ve seni kendinden geçiren çağırışları ise ondan gelir. O, seni öldürecektir, yok edecektir aslında, bunu yapması için yalvardığın o saniye, o zerre mekan içinde, İlahi aşkı görürsün. Kaçmanı buyuran insanlığındır.
İnsan olmasan şeylerin varlığını ve oradalıklarını önemsemezdin, sürekli aşık olmak “kainatın akıp gittiğini” bilmekten geçer. Sarmalın ortasında sarmal olan aşktır, burgaçlar içinde kemikleri kırılan sensin.
Aşık, kendi kalesine, aşkından fedailer yerleştirip, hediye süsü verdiği atı, gönderendir. Kılıçlarını kendisi biler, onları atın içine doldurmadan eğitir ve kapıyı açmaya korkmaz. Burçlarda, çocuk gibi Hediyesini bekler..
Aşk, şeylerin arasından çekilen mekândır. Ve mekândan çekilip giden insândır.
Aşk, metin olduğunu sanmaktır. Ve sözle aldanmaktır.
Aşk, pala, harç, tekne, çamur, kalıp arasında kurulan feci bağlantıdır.
Serkan IŞIN, 2004
İşlerden
www.poetikhars.com/camera