ve de ki!

serkan ışın resmî blog sitesi

Arşivlerden devam ediyoruz

yorum yapılmamış

“Serkan Işın deneyselliğe ve şiirin görsel imkânlarına bulaşmadığı sürece kendini ilgiyle okuyanlara muhatap olacak yetenekli bir şair; “Nesnevi” adlı kitabı da şiir okurlarınca kayıt altına alınması gereken özellikler taşıyor.” (Şeref Bilsel, Patika 53)

“Şair Deyince”

“Toplumun şaire kabul ettirmek için zorladığı bir gerçek yoktur. “Estetik gerçek” denilen şey evrensel bir gerçek değildir. Şair için olsa olsa kendi kişisel gerçeği vardır. Gerçekler vardır. Bunlar ise, “özel”dirler.

Şair, kendi özel gerçeklerini şiir mantığına göre kuran bir kimsedir. Dünü bugününden, bu anı öteki anından farklı olduğu için bu gerçekler de ayrılıklar gösterirler. Fakat bunlar rastgele değildir: Şairdeki gerçekler kümeleşmek eğilimindedilerler. Kümeleşmelerin tarzıdır ki “şaire” kişiliğini kazandırır ayrıca şairdeki gerçeklerin evrenselleşmeye doğru da bir eğilimi vardır. Bu olmazsa “kişisel gerçekler” kişisel saçma adına daha layık olurlar. Ne var ki buradaki evrenselleşme tam olarak gerçekleşmeyen birşeydir. Şairin iç benliğinden çıkıp birkaç bin kişiden fazlasını içine aldığı seyrek olur. Alırsa, o, şairden başka bir şeydir çokluk: tam anlamıyla evrensellik işbirliğinin, işbölümünün ve sorumluluğun bir sonucudur. Şair ise, bu üçünden de kaçan, fakat bütünsü kaçarsa deliler ve çocuklarla aynı kefeye düşeceğini bildiğinden kendisini arada tutmaya zorlayan bir kimsedir. (Hüseyin Cöntürk, Elek, Sayı 4, Ekim-Aralık 1960)”

“Nesnevi” piyasaya çıkalı 4 yıl oluyor (kitabı yazalı tam 6 yıl). Nesnevi’ye adını veren şiir Atlılar’da yayınlandı ilk. Arslanbenzer’in risk alma sınırlarını bile zorladığını söyleyebilirim. Kitap olması ve yayınlanması, dosya olarak gitmesi hakkında yazmak istemiyorum, zira birbirinden ayrı ayrı süreçler ve hiç de “göründüğü” gibi değil. Ama kabul edilen ve düşünülenin aksine bir sürü durum var ortada ve o kitaba gizli kapaklı ya da açıktan tepki gösteren herkesin benden daha cevval çıktığını zaman içinde gördüm. Nesnevi kitabı için özet, o kitaptaki şiirlerin tümünün Nesnevi II şiirine ulaşmak için yazıldığıdır; yani kitabın tamamı kendi tezini son şiirde bana göre en mükemmel haline ulaştırır; hem biçim, hem içerik açısından. Bu açıdan diferansiyel denklemler gibidir Nesnevi, türevini, en billur halini, eğimini içinde taşır. Bu yüzden hem içerik hem de biçim açısından benim için süreksizliğini de, etkinliğini de yitirmiştir. Zira ona giden şiirlerle, ondan kaynaklanan şiirlerin hepsinin konvansiyonel şiir ortamında az çok bilindiğini düşünüyorum. “Geri Çekil Akrep”, “Ingrid Bergman” ve “Umberto Eco Neden Öldü” gibi şiirler bu eksen içinde değerlendirilebilir. Bir başka eksen ise İhtisas İhtiras Meseli ve Mevlevi Kasabasında Aşkın Topografisi ile başlayan, Gece ve Şeyler’de izleri olan ve en son Hz.Hubble ile tepe noktasına ulaşan, Neo-Epik şiirdir. Bu konuda kendime sorduğum sorular var, fakat bunlar Neo-Epik’in temel tezleri ile çakışmayan şeylerdir.

Cöntürk “sayıları üçü beşi geçmez” dediği türden bir eleştirmenden bahseder. Bu tip eleştirmeci kısaca şairini bekler, sıkı şairini. “İster inanın, ister inanmayın, şairlerin asıl değiştirdikleri kimseler eleştirmecilerdir. Ama akıllı eleştirmeciler. Bunlar ise üçü beşi geçmez. Akıllı olmayan eleştirmecilere gelince, onları okuyuculardan saymak gerekir. Onlar beş, on, yüz yıl geriden gelirler. Yani değerleri oldum olası bir faz farkı ile kabul ederler, bir faz farkı ile değişirler. Marifet ise vaktinde değişmesini bilmek ve başarmaktır. (Değişim Deyince, 1961)

Ne çocuk ne de deli olduğum için, kimseyi kandırmadan, eldeki tüm envanteri ortaya dökmeye çalışıyorum. Bir iş bölümüne de katılmış değilim örneğin, bu yüzden de kimseyi beklemek durumunda değilim. Ayrıca izlenebilir, izleri sürülebilir bir envanter bu. Elbette yazdığım herşeyi, yaptığım her görsel işi, her düşüncemi herkesle paylaşma lüksüm yok. Ama ben şairin “tekamülünden” yana olduğum için çoğu şiirin, başka bir şiire doğru giderken “edim kurbanı” olarak ortaya çıktığını düşünürüm. Nesnevi’den çok daha billur iki kitap daha yazdım, bunları yayınlamaya niyetim yok artık; çünkü benim için bir önemleri yok, ama kanımca saplanıp kalacağım bir orman kitabım da yok. O yüzden yukarıda Şeref Bilsel’in yazdığı şeyi algılamakta zorlanıyorum. Ayrıca seviniyorum da, zira ifadenin içinde itiraflar da var; deneysellik ve şiirin görsel imkânları. Demek ki bunlar, en azından kategorik olarak çağımdaki diğer şairlerin, eleştirmenlerin dillerine erişmiş, oturmuş kavramlar haline gelmiş.

Zinhar’ın serüveni içinde önemli deneyimler geçirdiğimi de söylemem gerekiyor. Zeynep Derya K.’nın başlangıçtaki işleri, Barış Özgür ile tanışmam, Aslı Serin’in şiirinin tam da eğer noktasında “İşin Aslı” şiirini ortaya çıkarması, Özcan Türkmen diye birinin varlığından haberdar olmam, Ücra’nın kurucuları ile ciddi bir iletişim ortamının doğması, Tarık Günersel’in somut şiir deneyiminin tekrar gündeme gelmesi, hatta zinhar sayesinde belki de Günersel’in çok uç örnekleri ortaya sürmesi, derginin basılı sayıları yanında, internet sitesinin gelişmesi, söylem alanının genişlemesi, kavramların ortaya yavaş yavaş çıkması, görsel iş sayısındaki artış, dünyanın diğer ülkelerinde görsel şiir ile iştigal eden şairlerle iletişim kurmak, onlarla iş alışverişi yapmak vb. Hepsi toparlandığında avangard kelimesinden hiç de hoşlanmayan “cengaverler” olarak da cesaret gerektiren birşeye ön ayak olduğunu düşünüyorum zinhar’ın. Başlangıcından bugüne gelindiğinde, hem söylem alanı, hem de eylem alanı olarak zinhar oturaklı bir dergidir, sitedir. Sadece kendisinden değil, kendisine yakın çeşitli kaynak noktalarından da beslenir. En azından teorik bir soru ortaya koymaya çalışmaktadır. Plastik olan ile mizacî olan, soyut ile somut olan, söz ile yazı, yazı ile baskı, baskı ile tipografi, imkan ile mekan..

Bizde şairliğin deneysellik ayağı hiç bir zaman doğru dürüst anlaşılamamıştır denebilir. Bugün Duchamp’ın, Dada’nın ve sonra Fluxus’un yaptıklarını anlayamıyoruz zira bizde karşılığı olan birşeyler değilller bunlar çünkü a)okul değiller b)sürekli değiller c)temsilcileri yok. Bizim için şair, şiir denen mecrada emin adımlarla ve lineer (çizgisel) bir gidişi temsil eder ve en son geldiği noktada aşkınlığı bu inatçı kanonik çizgiden beslenir; geri dönüşleri yaşar, örneğin ama bu geri dönüşler hiç bir aşamada temelden değişimi öngörmez, hem güdülür şair, dil tarafından, ideoloji tarafından, kötü şiir tarafından, yeteneksizlik tarafından, etrafı tarafından. İlhan Berk ya da Lale Müldür, Ahmet Güntan, Ömer Şişman, Enis Akın, Tarık GÜnersel vb. olmasa halimiz nice olacaktır desek yeridir biraz da. Bu yüzden tam da Nesnevi estetiğinin beni kapmaya çalıştığı noktada ben bu işlere girişmeye çalıştım. Bugün çağındaki diğer şairlerin ne yapmaya çalıştığını gören, anlayan, kimi zaman katılan bir şair olarak, etrafımda böyle çoklu-disiplinlerde iş görebilen sahici şairleri arıyorum. Bu şairlerin sayılarının çok olmadığını biliyorum.

Bugüne kadar aralarında iletişim, bilgisayar teknolojisi, hata, karmaşa, kaos teorisi, görsellik, kolaj vb. gibi kavramlar geçen bir sürü yazı yazdım. Eksik olan, başlayıp bitiremediğim de tonla yazım var. Geçen yüzyılda başlayıp, bu yüzyılda da devam eden bir çok şeyle uğraşıyorum. Herhangi bir eleştirmenin şu aşamada elini taşın altına sokmayı tercih etmiyorsa, şiirim hakkında çok da fazla birşey söylemesini, yazmasını tercih etmiyorum. Çünkü gerçekten kendisine nesne olarak alacağı şeylerin sayısı çok fazla ve bu yükün altından çıkması için benim bazı şeyleri -tıpkı Nesnevi’de olduğu gibi- bitirmem gerekiyor. Ama görsel şiir ve deneysellik konvansiyonel alandan farklı olarak, içinde o alanın barındırmadığı bir çok şeyi taşıdığı için bundan vazgeçecek değilim, o yüzden hep, herkese “upgrade sir!” demek zorundayım sanıyorum. Çünkü özünde hiç bir şair ile bir akrabalık ilişkim yok ve olabileceğini de şu aşamada sanmıyorum. Başkalık hakkımı iyi ya da kötü kullanmak istiyorum.

Zinhar’da ya da poetikhars.com’da şiir yayınlamıyoruz. Bu haksızlık gibi gelebilir. Yayınladığımız şeylere şiir gözü ile bakmanız gerekiyor. Bu siteye yazı veren, yorum yapan, derginin çalışmalarına katılan, fikir yürüten şairlerin -ben de dahil- şiirlerini belli bir süre de yayınlamayacağım. Çünkü 1. bu sitenin amacı şairlerin buradaki alandaki enerji harcamaları, 2. belli bir deneyim yükünü görsel şiire aktarmaları. Bu gerçekten zor bir iş, çünkü Şeref Bilsel (her ne kadar kötü niyetli olmasa da)’in kurduğu denklem alttan altta meşru sayılmanın denklemidir. İlginçtir, Murat Menteş de benim için “Serkan Işın’ı kimse hatırlamayacak…” diye buyurmuştu, zamanında. Bunları hiç bir zaman dikkate almadım, almak da istemiyorum, hatta Stig Dagerman’ın mezarındaki yazıyı not ediyorum: “Beni sık sık unutun.”

Görsel şiir topyekün bir çevrim, bir matris dönüşümü demektir. Buna ayak uydurmak şöyle dursun, sıfırdan iş üretmek bu kadar zorken, son bir yıl içinde gelen örneklerden anlayabiliyorum ki, umutsuz olmak için hiç bir neden yok. Bugün konvansiyonel şiirin tükendiği noktaların hiç birinin aşındırmadığı bir imkanlar silsilesi içinde çalışmaktayız. Ve bu alanı ne teorik ne de pratik açıdan tükebilmiş değiliz, ne Türkçe’de ne de başka dillerde. Ayrıca “mümessil” de değiliz, yani Batı’ya hayran da değiliz. Eş zamanlı olarak bir şeyin içindeyiz..

Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Yazan Serkan IŞIN

Mart 21st, 2007 at 10:15 pm

Klasör Yazı

Bir yorum da senden

Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.