algının şeyi
Görsel Şiir ile ilgili son günlerde çıkan yayınların artışını oldukça önemli gördüğümü belirtmem gerek. Hazır Kurtlar Vadisi olaya gerçek ile kurgu arasında bir yerde girmişken ve televizyon ile eğlence kelimeleri tüm genç dimağları kaplamış durumda. Ulusal kimlik tartışmaları “türk”lerin aslî, kurucu unsur olmanın gereklerini yerine getirmek yerine, yakınmaları ve kendilerini kapana kısılmış hissetmeleri ve post-travmatik endişeleri ulusal boyutlara taşımaları yüzünden biraz biraz geriliyor. Gazetelerin satışlarının görece artıyor olması, tartışmaların dezenformasyon boyutunda biraz daha gıdıklanacağını da göstermiyor değil. Şiddetin ve bununla bağlantılı alt/üst kümelerin gündeliğin içinde böyle hunharca servis edildiği başka bir ülke olabilir mi? Ve bu ülkede, bunca dilsiz, bunca işsiz, bunca geri bırakılmış ve aşırı motive edilmiş kitle varken şiir konusunda ne yapılabilir?
Özetle hiç birşey yapılamaz. Türkiye’deki dil konusu üzerine -özetle Türkçe’nin ahvali üzerine- oldukça kapsamlı bir çalışma geçen günlerde Bilgi Üniversitesi tarafından yayınlandı, bundan bahsettiydim. 1980 sonrası dil ekseninde olan biteni merak edenler için ciddi bir kaynak olması yanında, özellikle edebiyat/yazın çerçevesinde gündeliğin nelere bulaştığını, nasıl evrelerden geçtiğini anlayabilmek için derli toplu bir kaynak olmuş. Yazım Kılavuzları’nın karşılaştırılması, Devlet’in Türkçe ile diğer diller arasında kurduğu ilişkilerin doğru düzgün irdelenmesi, televizyonda ve gazetelerdeki gündelik dilin hallerine bakılması. Bu ve bunun gibi konuların, biraz yanlı (o kadar olur) da olsa önümüze getirilmesi gerekiyormuş demek ki. Bugün Türkçe “yazılan değil” konuşulan bir dil olarak problemlidir. Yükselen Milliyetçi hareketler, ulusalcı sirkin nostalji deliliği derken, önümüze Tanzimatçıların bile dimağlarını parça pincik edecek derecede “uncool” bir dil çıktı. Sözlüğümüzün %10′u Fransızca ve hatırı sayılır derecede Arapça ve İngilizce mevcut. Küreselleşme salaklığına Batı Kapitalizmi’nin son resmi geçit töreni olarak bakmak isteyenlerin arasına düşen bu oranlar (Türkçe’nin kelime sayısı 50.000 civarında ve %10 Fransızca kelimelerden oluşuyor) ve bilgisayar programlama dillerinde sömürge Hindistan’ın arkasında ve sömürülmemiş Çin’in arkasında nal toplamamıza baktığımızda, eski sevgilimiz Eröpa kaltağı bizi biraz yayan bırakıyor gibi. Neyse!
Kurtlar Vadisi’nin yayından kaldırıldığını gördüm az önce. Yapımcılar sanki bir halt yedikdilerini düşündüklerinden olacak, oldukça sinirlenip, uzun bir bildiri yazmışlar. Kurtlar Vadisi dizisini yazan sürü, gerçeğin yerine hiper-reel bir anlatı geçirdiğini bir gün anlayacak mıdır, bilmiyorum. Ama bizde bu seyir merakı, bu tvden beslenen hasta zekalar ve aşırı ahmaklar oldukça resmî tarih tezi gerçeğin yerine her zaman geçer.
Kültür hastalıklı bir olgudur. Kendi içinde, kendi için bir yanı vardır, tıpkı hastalık gibi. Birilerine kitap okumalarını tavsiye ettiğimde içim burkuluyor artık. Son birçok yılımı kafamı kitaplarla şeyederek geçirdikten sonra, onlara bunu yapmalarının hiç bir halta yaramayacağını, trenin çoktan kaçtığını, tek gerçekliğin kitap okumayarak geçirdikleri her saniye karşılığında hayatlarını düzeltmek için harcadıkları ATP’ler olduğunu söylemek de gelmiyor içimden. Ne değişecek? Kültür, hastalıklı bir olgudur ve kent insanı için don renginden saç şekline kadar eski güzelim günlerin yerini “haşırt” devralmıştır. Kent insanın kent içinde okuduğu şeylerin çoğu değme romanın başarılı ve kurgu kokan süper-anlatılarından daha irreeldir, örneğin bir barkoda bakarak günler geçirebilir kişi.
Özetle Türkçe’nin ve buna bağlı özne tasarımının daha doğru işlemesi, kriz anına denk gelen doğru dürüst eleştirinin yapılması ve yine Türkçe’yi kanırtarak yapılması önemlidir. Yoksa nostaljik bayrak törenlerine bayram günleri denk geldiği için ayakta durmuyor bu ülke, hele fiyakalı acıların sırıtmasıyla hiç.
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.