[youtube]OL50ddCSJmo[/youtube]
“O yıllardan belleğimde kalan, Sezai’yi hep Cemal Süreya ile birlikte gördüğümdür. Cemal’in, Sezai’ye büyük değer verdiğini de gözlemliyorduk elbet. Ben tanık olmadım ama, arkadaşlardan dinlediğim, Cemal’in, birkaç kez, Sezai’ye ‘Sezo, senin şiirindeki şu dizeyi bana ödünç verir misin?’ dediğidir. Cemal’in şiirini bilenler, onun Sezai’den ‘ödünç’ aldığı dizeleri bilirler.” (Hilmi Yavuz, Zaman)
Hilmi Yavuz, Zaman’da Karakoç ile ilgili “anılarını” yazarken yukarıdakileri ifade etmiş. İkinci Yeni’nin “sözlü kültür” şiirinden, yazılı kültür’e geçişte ne derece önemli olduğunu anlatan bir anı bu. Çünkü bir şairden “dize istemek” her ne kadar bize bugün acayip gelse de, bu ancak yazının, dizenin, şiirin mizaç ile ilgili değil, yazının imkanları ile ilgili olduğunu da kanıtlıyor gibidir. Elbette bunun kaynaklarla desteklenmesi gerekiyor ama yine de Yavuz’un kulaktan dolma da olsa aktardığı kadarı ile önemli bir ayrıntı bu.
Görsel Şiir ile ilgili son günlerde çıkan yayınların artışını oldukça önemli gördüğümü belirtmem gerek. Hazır Kurtlar Vadisi olaya gerçek ile kurgu arasında bir yerde girmişken ve televizyon ile eğlence kelimeleri tüm genç dimağları kaplamış durumda. Ulusal kimlik tartışmaları “türk”lerin aslî, kurucu unsur olmanın gereklerini yerine getirmek yerine, yakınmaları ve kendilerini kapana kısılmış hissetmeleri ve post-travmatik endişeleri ulusal boyutlara taşımaları yüzünden biraz biraz geriliyor. Gazetelerin satışlarının görece artıyor olması, tartışmaların dezenformasyon boyutunda biraz daha gıdıklanacağını da göstermiyor değil. Şiddetin ve bununla bağlantılı alt/üst kümelerin gündeliğin içinde böyle hunharca servis edildiği başka bir ülke olabilir mi? Ve bu ülkede, bunca dilsiz, bunca işsiz, bunca geri bırakılmış ve aşırı motive edilmiş kitle varken şiir konusunda ne yapılabilir? Metnin devami burada »
My Chemical Romance’in “Welcome To the Black Parade” şarkısı için biraz fazla geniş bir çeviri denemesi.
küçük bir çocukken
babam beni, kente götürdü
görmem için gürüldeyen bir bandoyu
dedi ki,
“oğlum, adam olduğunda, olacak mısın kurtarıcısı zayıf düşmüş,
dövülmüş ve lanetlenmişin?”
Metnin devami burada »
Pazar günü sonrasında elimizde neler var bakalım. Masanın üzerinde şunlar duruyor; Metnin devami burada »
Alev Alatlı, 301. madde ile ilgili bir yazı kaleme aldı Zaman’da. Genelde TV’de tartışıldığı hali ile 301. tartışması bomboş bir tartışmadır. Halkın bu konuda sağlıklı bir bilgi alması, aldığı eğitimin düşüklüğü ve konuştuğu şeylerin beyhudeliği ve fikir iltihabına uğramış haliyle mümkün değildir. O yüzden tartışmanın neden bir avuç yazar çizer ile devlet ve resmi ideoloji arasında geçtiğini anlayacak çapta bir halk yoktur karşımızda. Ortalamasının ilkokul 4. sınıf olması sorun değil, zira sorun zaten kendilerine verilen eğitimin çoğunlukla aidiyetin pekiştirilmesi dışında pek işe yaramaması. Metnin devami burada »
İslam’ın tek, dünyanın da ilk Matrix’çi gizli mezhebi
Evet, Hürriyet’ten Sabah’a geçen Türkiye’nin tarihçisi Murat Bardakçı olaya böyle girişiyor Pazar Pazar. Okuyalım; önce gerekçe (nereden icab etti değil mi?):
“Dan Brown’ın romanında ortaya attığı iddialar bugün bütün dünyanın yanısıra Türkiye’de de her an gündemde ama Da Vinci’ye atfedilen sırlara rahmet okutacak derecede gizemlerin çok daha fazlasının Şark dünyasının ve özellikle de imparatorluk Türkiyesi’nin geçmişinde vârolduğunu sadece konunun uzmanları biliyorlar. Üç gün devam edecek olan bu yazı dizisini Şark’ın gizemlerini hatırlatmak maksadıyla hazırladım. Bugün Edirne taraflarından başlan esrarlı yolculuğumuzun yarınki ve öbür günkü güzergâhı, İstanbul olacak. “