Notlar
Veysel Erol’un “göz banyosu” kitabı Yasakmeyve yayınlarından çıktı. Kitap İsviçre Hastanesi Sanat ve Edebiyat Ödülleri’nde “özendirme” ödülü aldı. Çok önemli bir detay değil bu ödül meselesi. Mesele kitapta geçen şu “vitrin” konusu. Erol’un kitabı ile ilgili yazacağım ama aldığım notları dağınık da olsa bir kenara alayım dedim. Dağınık olmaları bir yana, yazı bitmeden Erol’a şunu söyleyebiliriz kitap için, en azından: Dize, kelime ve lineerlik artık gitmiyor. Vitrin gibi “nonlineer” bir estetiği gözeden ve bununla göz hoş gelen şeyle artık şiirin çizgiselliği (yani yukarıdan aşağıya sallandırılmış dizeler) işe yaramıyor. Belki kağıdı her boyutu ile kullanmalı.
Vitrin kelimesi dilimize Fransızca’dan girmiş. Latince vitrum kelimesinden geliyor. Fransızca vitre. İngilizce window. {French, from vitre, pane of glass, from Old French, glass, window with multiple lights, from Latin vitrum}. Vitrum=cam.
A glass-paneled cabinet or case for displaying articles such as china, objects d’art, or fine merchandise.
Vitrin kelimesi yerine Camekân ve sergen var. Cam, farsçadan geliyor ve aynı şekilde camâkan da. “Giysi yeri” anlamına geliyor. Vitrum’un özü cam, onun da kökünde parlamak, ışıldamak, ışık var. Fakat “vitrine” haline gelişi ve sergilenme konusu dikkate değer. Fransızcada porselen, sanat eserleri ya da buna benzer nesnelerin sergilendiği yer. Farsçasında sadece “giysilerin sergilendiği” yer. Vitrin geyiğinin tavana vurmasını sağlayanların Fransızlar olması şaşırtıcı değildir. Benjamin vs. Malların ve onlarla ilgili fetiş değerlerin, bir cam arkasında, kırılgan, şeffaf bir koruma ile muhafaza edilmesi ve sergilenmesini zaten başka kim akıl edebilirdi? Seyirlik hale gelmiş, getirilmiş “nesne”. Ayrıca üzerine gidildikçe de tombalak bir “metaforlar” alanı olur, sağa sola malzeme, eskiye yeniye de imkan olur vs, konumuz bu değil.
“Hava bedava, su bedava, camekanların önü bedava”ymış, Orhan Veli böyle ifade etmeyi seçiyor. Demek ki kentin orasında camekanın olduğu boşlukların toplamındaki “uzam” değerliymiş, camekan’ın bulunduğu taraf değil. Bedavayı elbette burada “parasız” ya da “beleş” olarak işaretlememek mümkün değil. bedava: Karşılıksız, parasız, emeksiz, caba. Emeksiz, bir kenarda durabilir. Caba da. Caba ne? giabba’dan geliyor. “karşılıksız iş”. Osmanlılarda, toprağı olmayıp alışverişle uğraşanlardan alınan vergi, caba akçası. “Kelle fiyatına hürriyet, esirlik bedava, bedava yaşıyoruz, bedava” diye devam ediyor Orhan Veli.
http://dictionary.reference.com/search?q=free&x=0&y=0
Free, bedava kelimesinin kökü ise 1375 yıllarına kadar gidiyor. Oradaki anlamı “not subject to foreign rule or to despotism“. 1585 yılında ise anlama “given without cost” da eklenmiş yani “hiç bir cost (fiyat, ücret, karşılık vb.) olmadan verilen”. Peki ya o yıllarda “cost” ne anlama geliyormuş? 1200′lerde “cost” karşılık gelmek, -da durmak anlamına geliyormuş, “to stand at” (or with)”. Peki ya “stand” durmak kelimesinin kökünde ne yatıyor? stet. o nedir? “direction to printer to disregard correction made to text.” 1755 yıllarındaki kullanımı bu. “disregard” nedir? 1. aldırmamak, itibar etmemek, ehemmiyet vermemek, önemsememek, saymamak, ihmal etmek; itibar etmeyiş, kayıtsızlık, ihmal, önemseme, saymayış, kayıt sızlık. 2. aldırmamak. önemsememek. saymamak. umursamamak. aldırmazlık. önemsememe. ilgisizlik. ihmal. savsaklama.”.
İşlerden
www.poetikhars.com/camera