Ara 31

Haber öyle iddialı ki, kesip bir kenara saklamışım. $iirpostasi arşivlerinde de mutlaka yer alıyordur. O günkü Pazar ekinde falımda “sakin olmalısınız” diyordu. Şimdi sakinleşmişim. Aralarında Elif Şafak dışında ünlü olabilen çıkamadı, ne yazık ki. Ömer Erdem şiir yazıyor, yazmaya devam ediyor, Cevdet Karal bir toplu şiirleri çıkardı vs. İktidar değişince diğerlerinin pek bir hükmü de kalmadı zaten. Buradan çıkaracağımız ders falan da yok..

Ara 31

Vatan’dan Pınar Ersoy’un Burhan Doğançay ile yaptığı söyleyişi tekrar okuyabilir ve tam 12:00 gibi Modern Sanat ya da kısaca sanat denen şeyle ilgili kitap okumaya başlayabilirsiniz.

Bu bahsettiğim memleketlerde müzeler 200 sene evvel açılmış. Kasabalarında bile
müze var. Türkiye’de açılan ilk özel müze ise benimki, 2004’te açıldı. Sonra iki
yılda 3-4 müze daha açıldı. Türkiye’nin başka hiçbir şehrinde müze yok.
Türkiye’deki bütün müzeler kilim müzesi vs. dahil 200-300’ü geçmiyor.

diye belirtmiş Doğançay. Önemli olan müze sayısı ya da kütüphane sayısı değil. Ülkenin burjuvazisi yetenek ile sınıf arasındaki ayrımı yapabiliyor mu, o önemli biraz. Bunu nerede yapıyor mesela? İlginçtir köyden kente göç sonrasında “pop yıldızı” olabiliyorsunuz ama ressam çıkmıyor. Doğançay kusura kalmasın ama devrimler böyle işlere yarıyormuş Batı’da. Neyse…Orhan Pamuk Nobel’i aldı ya, o da yeter gerçi.   

Ara 29

netkitap.com Netkitap.com adresinde ilginç kampanyalar var. Ziyaret etmenizde fayda görüyorum, elbette. Bunun dışında 2007′nin ve Kurban Bayramı vesilesi ile gördüğünüz, görüştüğünüz herkesin ve tabi sizin de gözlerinden öpüyorum. Aklıma başka birşey gelmiyor.

Ara 27

Veysel Erol’un “göz banyosu” kitabı Yasakmeyve yayınlarından çıktı. Kitap İsviçre Hastanesi Sanat ve Edebiyat Ödülleri’nde “özendirme” ödülü aldı. Çok önemli bir detay değil bu ödül meselesi. Mesele kitapta geçen şu “vitrin” konusu. Erol’un kitabı ile ilgili yazacağım ama aldığım notları dağınık da olsa bir kenara alayım dedim. Dağınık olmaları bir yana, yazı bitmeden Erol’a şunu söyleyebiliriz kitap için, en azından: Dize, kelime ve lineerlik artık gitmiyor. Vitrin gibi “nonlineer” bir estetiği gözeden ve bununla göz hoş gelen şeyle artık şiirin çizgiselliği (yani yukarıdan aşağıya sallandırılmış dizeler) işe yaramıyor. Belki kağıdı her boyutu ile kullanmalı. Metnin devami burada »

Ara 24

Yüzey Şiir yazısını sürdüremediğim için oldukça, oldukça üzülüyordum. Aslında Yüzey Şiir’in devam edememesinin sebebi, kısmen, konunun aşırı dağılmasıydı. Şiir ve gündelik arasındaki ilişkinin boyutlarını bir eleştirmen ya da bir sosyolog gibi değerlendirme lüksüne sahip değilim. Ayrıca Yüzey Şiir’i yazmaya başladığımda ne elimizde bunca görsel şiir vardı ne de teorik açıdan tatmin edici bir düzeye erişmiştim. Açıkcası düzyazının beni götüreceği yerden daha çok şiir pratiğinin getirdiği yeri önemsemeyi tercih ettiğimi de belirtmem gerek. Metnin devami burada »

Ara 22

“ÖYLEYSE DOĞUYA GİDİYORUZ”*

gidecek başka hiçbir yer yokmuş gibi gideriz
bir çınar gölgesine gider gibi
ince bir selvi ile değiştiririz geçip yaktığımız köprüleri
çocukluklarımızın servileri, akasyaları
çitlembik tomarları sürünüp peşimizden sabah akşam
tebeşirle çizilmiş kale çizgilerini sileriz
hür çimenlerle gideriz

ovaya girişimiz şuradan olabilir belki
buradan ya da oradan
eninde sonunda gireriz, davetsizliğimiz
işte şu ağaç, şu kerpiç, şu tezek kokusu

dilimize yerleşmiş dilleri keser belki şu
bozkır, peltek bıraksa da çoğu kez
dişlerimiz kanar, ayrılırken damağımız
eski seslerinden ve hayvanlara bakar
susarız: anadilimiz

bir zar atımına koşan ehlimiz gibi gideriz
safça, kurnazca, silik ya da dimdik ayakta
olmamışsa bir gül bulunabilir Zaman için
gidilecek yerleri yaratmaya gideriz

ne çobandı atam, ne gamdı, ne suvan
parmak kıran gergeflere berrak gökyüzleri
işlemeye gideriz
ve kıyameti beklemeye en çok

çünkü kıyamet oralarda doğar
güneştir o eğer gün yaşanacaksa
çöl sokaklarına alışır ayaklarımız
kumdan binalar inşa etmenin tekniğine

atlas yorganlarda kadırgalar çatlatırız
yelkenlere bayrak asmamanın şehveti
ellerini, dudaklarını çatlatır
ve gece; ay altında uçuşur saçlarına
yıldız yıldız tebliğ: yaşayacaksın!

not bile etmeyiz, çünkü sen oysan
o benimdir de, benimken senin olman gibi

öyleyse doğuya gidiyoruz
seraplarınla tanışmanın kanlı canlı coğrafyasına
doğurmaya, dar olmayan sokaklara, ilk gençliğinin
mesellerine, mesellerin ilk gençliğine

pimi çekilmiş içi boş bir masala
barut ve gövde olmaya, kıyametse bu
çelik elektrik direkleri karşısında
güneşi fidye gibi tutmaya

kendi kaybolurken ufku yaratan bu kent
gövdeni tutsaklığında sever,
her bedende büyük indirim
kaldırımlarda küçük bedenler
alışverişe gider

kenti yitip giderken ufka göz diken ben
tutsaklığında gövdeni vitrinlere serer

geriye kalanları benlerden toplarız

öyleyse doğuya gidiyoruz.

*v2000 için (v2000 bir pulman’dır).

Ara 21

YKY’den bana yapılan açıklamaya göre b0nus dosyası en geç Nisan 2007 tarihinde basılmış olacak. Poetikhars’ın 6. sayısı ise Ocak 2007′nin ilk haftası matbaadan çıkacak (bu gecikme için kusura bakmayalım). Bunun dışında düzyazılardan ve eleştirilerden oluşan bir kitabı 15 Ocak 2007′ye kadar hazırlamam ve bitirmem gerekiyor. Metnin devami burada »

Ara 21

Ebabil’den Sağlam Şiir’in çıktığını belirtmiştim. Aşağıda yayınevinden gelen basın açıklaması.
 
BARBAR SENFONİ MESELESİZ ŞİİRE KARŞI
 
Ali K. Metin’in üçüncü şiir kitabı Barbar Senfoni, Ebabil Yayınları şiir dizisinin ilk kitabı olarak çıktı. Şiirini hayatımızın ve insanımızın temel meseleleri üzerine kuran Ali K. Metin, konuşma dilini rafine bir lirizm üzerinden işletmeye bu kitabında da devam ediyor. Önceki kitaplarından farklı olarak bu kitabında anti-kapitalist, anti-emperyalist bir tavrı öne çıkarıyor.
Barbar Senfoni’yle şiirini hayatın gür ırmaklarında yüzdüren Metin, barbarlığı zulme karşı çıkmak bağlamında kavramsallaştırarak “ben”i “biz”de, bizi bende arıyor. Metnin devami burada »

Ara 21

Okumadığınız kitap kalmasın, bende ne varsa, bu siteyi izleyende de aynı kitaplar olsun diye bir düşüncem olduğu için gözüme çarpan herşeyi not ediyorum. Bu arada Hz.Hubble’ın Rüyaları İdeefixe.com’da Yom’un bölümünde “en çok satanlar” kısmında 1 ve 2 arasında gidip geliyor 2 aydır. İlgi gösterip kitabı satan alan herkese teşekkür ediyorum, keşke bu siteye de gelseler ve fikirlerini belirtseler diye de yanıp tutuşmuyorum. Velhasıl, aşağıdaki kitaplar ilginizi çekebilir;

Ara 20

“Bu yüzden estetik olan [Baumgarten’in 1750′lerdeki ifadesi ile], ilkeli bir maddeciliğin-teorik olanın tiranlığı karşısında bedenin uzun, sessiz başkaldırısının ilk kımıtlılarıdır. ”
Terry Eagleton söylemiş..

Ara 15

Orhan Pamuk’un Nobel’i almasından sonra dönen yazışma trafiğina bakılırsa, bu ülkenin gazeteci güruhunun hepten cahil olduğunu ve ne yazık ki bu vatandaş ortalamasının da ancak bu tür bir medya (media/mecra) aracılığı ile manipüle edilebileceğini görebiliyor insan. Hele Nobel törenine katılması planlanmış kişilerin tipine, yazı üslubuna, yaptığı işlere bakıldığında aslında okurun, türk roman tarihinin (öyle birşey varsa bile) çok dışarıda bırakıldığını, aslında konuyla hiç bir ilgisinin olmadığını da gördük. Sonra fark ettik ki Orhan Pamuk’un babası ile Yahya Kemal’in bavulu arasında bir yerlerde Reşat Nuri‘nin, Halit Ziya‘nın, Yakup Kadri‘nin, Peyami Safa’nın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Orhan Kemal’in, Cemil Meriç’in, Necib Fazıl’ın, bir medya sirkine kurban edildiverdi. Metnin devami burada »

Ara 7

Orhan Pamuk, Avrupa karşısında yeni yazdığı kompozisyonunu okuyor. Dikkatle ve neşe ile dinliyoruz. Samimi, içten, utangaç ve hiç bir şekilde gelişmemiş bir teknikle birlikte, ortalama Türk burjuvasının bu dünyada, Nesli Ahir’den bu yana hissettiği uzviyetinin çapsızlığı ile konuşuyor. Kurduğu merkez, taşra ilişkisi muhtemelen karşısında onu dinleyen Nobel jurisinin gözlerini yaşartıyor. Anahtar kelimeler “akıldışı ve duygusal, batı-dışı dünya, aşağılanma, aptallık, korku“.

Orhan Pamuk’un sanıyorum Baba - oğul ilişkisinde pek güzel özetlediği kurgu kâh Cumhuriyet Dönemi’nden kâh Tanzimat’tan pastişlerle şekilleniyor.(…) Konu İstanbul’a geldiği için de söyleyeceklerini çok dikkate almayacağımı ifade edeyim..

Yine Baba’ya geldik. Zavallı küçük İvan, zavallı küçük Alyoşa ya da her ikisi. Bankadaki hesabı ile İvan olurken, içteki dünyası ile Alyoşa Orhan Pamuk. 200 yıllık Batı aydınlanması tarafından Loca’ya kabul edilmiş olmanın heyecanı ile hiç bir şekilde Aydınlanma’nın açmazlarında zerre ilerlememiş bir dilin Ahmet Hamdi Tanpınar‘ı olmak ile Erke Dönengeci olmak arasında bir yerde sıkışmış kalmış, sırıtıyor..

Tam metni burada..

Ara 6

Antoloji ve yıllık tartışmaları her zaman izlenmeye değer tartışmalardır. Sağcısı, solcusu, bileni bilmeyeni herkes yıllık ya da antoloji yapmaya heveslidir de. 1990′lardan itibaren yıllık konusu hem bir gündem belirleme hem de bir şekilde görünme kriterlerinden biri haline geldi. Şimdilerde uzun uzun bir şair hakkında düşünmek, yazmak, o şairin şiirlerini enikonu ayrıntılı bir şekilde eleştirmek gibi lüksleri yok insanların. Hele bir de yaşıyorsanız ve hele bir de şiir kamusunun içinde yer almak konusunda belirlenen ölçütlerle değil de, kendi çabanız ve inadınızla yer alıyorsanız. İşiniz zor, tıpkı bende olduğu gibi. Metnin devami burada »

Ara 3

Televizyonda şiir ve şairler endam etmekte. Hilmi Yavuz, İsmet Özel, Enis Batur TRT’de program yaptı, yapıyor, yapmakta. Bu işin iyi hanesine yazılabilecek birşey. Fakat bununla birlikte bir de televizyonda şiir okuyanlar var.

Bunlardan birkaçına siz de rastgelmişsinizdir. Bedirhan Göçe, İbrahim Sadri, Ahmet Turan Alkan, Ahmet Selçuk İlhan, Yusuf Hayaloğlu vb. gibi pop-şairler bunlar. Zaten kitapları çok sattığından program yapmaları normal diye düşünüyorum ya da tam tersi. İnsanların şiir gereksinimlerinin bir şekilde, bu şekilde karşılanması gerekir mi bunu da düşünüyorum? Artı bundan bana ne diye de düşünüyorum.
Çünkü okudukları şiirler çok, çok kötü. Okudukları bu şiirleri kitap olarak da basıyorlar. Şiirlerde tema olarak kullandıkları konular ve kelimeler ve o eda…Kimisi annesine hitap ediyor, kimi babasına, kimi bakkalına vs. Bu kadar mahrem bir okuyuşu diğer insanlar da oturup dinliyor. Bunu anlamak mümkün değil.

Türkiye’de insanların şiir zevklerinin ortalamasına yatırım yapılabilir, doğrudur. Bu ortalama 1950 yıllarını gösteriyor zaten. 1950′de kalmamızın sebebi de taşranın, kırın, kırsalın orada bırakılışı dersek, hiç de yalan olmaz. Oysa Türk Şiir’i 1960′lara gelindiğinde bambaşka ve kentli bir atılım gerçekleştirmişti. Bugün ise, bütün Cumhuriyet tarihinin verimleri, oldukça ilginç örneklerle birlikte sergileniyor.

Televizyonda “benim beslenme çantamda pasta yok anne” diye şiir okuyan birileri var ve özetle bu aşırı bayağı, bayat birşey. Zira böyle insanlar olduğunu, bunların çoğunlukta olduğunu da biliyoruz. Fukaralık ayıp birşey değildir, ama ya sefalet? Bize sefilliğimizi kabul ettiren ve bundan haz almamızı sağlayan bir şiirlerden nefret ediyorum. Bunun yolunu açan eğer 40 Kuşağı ise, kendilerini bir daha sitayişle anmak gerek herhalde. Bir de politikacılar.

Ara 2

YASAKMEYVE ŞİİR DERGİSİNİN 23. SAYISI ÇIKTI!

Dergiden gelen basın açıklaması aşağıda. Buna ek olarak 23′te Orhan Pamuk serilerinden iki iş yer alıyor.

Yasakmeyve şiir dergisinin 23. sayısı yine kitap hediyeli. Bu sayımızda hediye ettiğimiz kitap “İntihar Şairleri Antolojisi”. Yasakmeyve’nin 22. ve 23. sayılarında yayımlanan “İntihar” dosyasında yer verdiğimiz on üç şairin şiirlerinden oluşan kitap, hem intihar eden şairlerimizi anmayı, hem de dergimizde yer alan dosyayı bir başka yönden tamamlamayı amaçlıyor. Metnin devami burada »