ve de ki!

serkan ışın resmî blog sitesi

EdebiyaK

yorum yapılmamış

Picus’un kapanmasından sonra endüstriyel edebiyat dergiciliğinin Milliyet Sanat ve Hürriyet Gösteri ile yetineceğini, edebiyatın ilerleme adına kaydettiği, kaydetmekte olduğu gelişmeler de küçük dergilerde mutad olduğu üzere devam edeceğini düşünen benim gibiler için K dergisi büyük bir hayal kırıklığı oldu. 1 YTL’lik fiyatı ile “elimde kitap adına taşıyabileceğim, elbisemin rengine uygun birşeyler olsun” diyen güruh için bu dergi büyük bir kaynak oldu. Remzi’nin dağıttı ücretsiz şey ve gazetelerin verdiği kitap ekleri ile birlikte düşünüldüğünde, o eski günlerde yakınılan her türlü “eksikliğimiz” tombalak istatistiklerle kapatılıyor. Gazetelerin verdikleri kitap eklerinin trışkadan gündemleri bir yana, okura sanki bugün gerçekten konuşuluyormuş hissi verdiği tüm o naftalin kokulu yazarlar, köşe yazarlığında tutturduğu başarıyı “aşk, diyet ve zina” konuları ile harmanlayarak kentli orta sınıf kadın ve adamlarının lümpen hayatlarına haşırt diye geçmeyi seçerek taçlandıran “palazlanmış 80 kuşağı aydını” da cabası. Tuna Kiremitçi ve İclal Aydın’ın evlilikleri de bu estetik içinde aslında Hayat ya da SES dergilerinin renkli mizanpajı içinde gerçekleşmesi gerekirken, çaktırmadan birileri edebiyyat gündemini endüstriyel bir ifşaat sirki haline getiriverdi.

Bu olağandır.Yani özetle edebi kamu siyasi gündemin ve güncelin çok uzağında konumlanmaya başladığında, DMÖ tipi baskı kalitesinden off-set baskı teknolojine terfi ederken, geride kitle kültürüne gidiyorum diye bir kart bırakır. Halkın yerini de alan bu istatistiksel yapı ihtiyaçlarının ve taleplerinin esiri edileceği için, sanatın ve sanatçının da biraz makyaja ihtiyacı olacaktır.

K dergisi de kesinlikle kentli tüketicinin taleplerine göre şekillendirilmiş ve fiyatı ile de oldukça büyük bir kırım operasyonu gerçekleşiyor. Çünkü Hürriyet Gösteri’nin 2 YTL’lik fiyatına karşılık, 1 YTL’lik fiyat gerçekten “kendi çabası ile dergi çıkaran” hiç kimsenin göze alabileceği rekabet unsuru değil. Bu açıdan da hem içeriği, hem baskısı hem de dağıtılma imkanları düşünüldüğünde konu edebiyatın değil, marketing’in alanına giriyor.

Bu noktadan sonra mücadele mümkün değildir. Yeni teknoloji, yeni imkanlar derken dergicilik, yani küçük baş yayıncılık yenik düşmüştür. Bu anlamda yeni halkçı edebiyatın temelinde yatan şey resmi ideoloji ve onun sanatsal erdemleri değil, temel eğitimle birlikte yeniden harmanlanmış edebiyat algısı sürecidir.

Öyküde ve romanda Garip süreci yaşanmaktadır, dersek herhalde Garip karşılanmayacaktır. Garip’in şiirde yerleşmesinin ve yeşermesinin sebebi şiirin dilimizdeki önemli yerinden başka birşey değildi de. Bugün ortaokulu bitiren herkesin bildiği şeylerin sığası Garip’tir.

K dergisi ve türevleri sanıyorum ki bizden önceki kuşaklara karşı gerçekleştirilemeyen tuhaf yıkma eyleminin en güçlü darbeleri olarak karşımızda duruyorlar. Kuşağım şairlerinin durup bekleyeceği ve kapılıp gitmek istemeyeceği türden bir darbe…

Düşünüyorum da “halk bizi anlamıyor” demekte ısrar eden bir şair, sanatçı olabilir mi? Yoksa her sanatçının anlamsızı da rahatlıkla bir söylem çevriminden sonra pazarlanabilir bir şekle büründürülebilir mi?

Aradaki dönüştürme işlemine talip olabilecek bir izlenimci eleştirmen türünün de yolda olduğunu haber vermek istiyorum..Elbette ki işbirlikçi olacak bu tür, bizle onlar sınırını biz yaratmışız gibi davranmamıza hep şaşırarak…

Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Yazan Serkan IŞIN

Kasım 21st, 2006 at 11:25 pm

Klasör Hodri Meydan

Bir yorum da senden

Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.