Hz. Hubble’ın Rüyalarını Görmek
Suzan Sarı’nın Hubble’ın Rüyaları ve bağlamı hakkında yazdığı geniş deneme var. Bu deneme gün ışığına doğru dürüst bir yayın organında çıkarsa kitap hakkında yazılmış ikinci yazı olacak (ilki Ahmet Güntan’ın yazdığıydı).
Hubble’ın üzerinde döndüğü esas sorulardan biri de Batı ile Doğu arasındaki “teknolojik” açığın korkunçluğudur. Görsel Şiir konusunda yazarken, çizerken olayı “tekniğin” köklerine getirmekteki çabam da bu sorunun önemli olduğunu düşünmemdir.
Ne oldu da böyle oldu? Müslüman Doğu ne zaman kendini yenik hissetti? Köklerinin Optik ya da Astronominin ve elbette Matematiğin tarihinde yattığını söylemek gerek. Descartes’ın başucu kitaplarından birinin Heyzem’in Optik’i olduğu bilindiğinde belki işin “kurgusal” tarafı için bol malzeme çıkacaktır. Ama şu var, edebiyatçı kesinlikle işin vehametinin farkına varamaz, çünkü onun gördüğü simgelerle Hint Matematiğinin Hamilton elinde aldığı şekil arasındaki bağ “valid” değildir. Notasyon, Matematiğin (ve temelde fiziğin) ideolojisini Yunan tarafına yatırmıştır. Bugün matematiğin dili diye birşey varsa, o dilin kökü Batı tarafından kesinlenmiştir.
Hubble bana göre “cismanileşmiş” bir Batı Bilim tarihidir. Sarı’nın Hubble üzerinden yaptığı okuma da buna benzer bir sonuç doğuruyor:
“Merkezi insan olan yörüngede (kendisini merkez sanan insanın icadı dolayısıyla) evrenle devinen, ancak ne mavi ne de kırmızı ışık yayan bu nokta’nın ‘tarafsız’ yöntemlerle gönderdiği ‘tarafsız’ca yorumlanan (Hubble yalnızca fotoğraf çekiyor) verilerle tanımlamaya çalıştığı evrende merkez olmayan bir noktanın üretimi olarak yalnızca bir adım öteden evreni izlemeye devam eder. Alan genişlemiştir ancak herhangi bir galibiyet söz konusu değildir. Evrenin protez cismi, insansı evrende ancak kendi ikame ettiklerinin işleyişi, pozisyonunun elverdiği verileri toplayabilecektir, evrenin dışına çıkmamıştır. Henüz adı bilinmeyen sayılar olduğu gibi, yorumlanamayacak veriler de gönderiyor olma olasılığının çıkarılabileceği bu durumda, efendi arayışının sözde bulu(nu)şu yeni protezlerle hakim olduğu alanı büyütmeye devam etmektedir, ancak hakim olmanın ilk gereği sınır bilgisinden yoksun bir halde, tam da pozisyonuna ve orada bulunarak temsil ettiği noktaya uygun olarak.”
Bugünlerde pek çok insan dikkat etmediği ama gelecek yıllara damgasını vuracak (eğer siyasi açıdan yarılmazsak) önemli bir olaylar sürecine tanık oluyoruz. Bu Türkiye’nin uzaya uydu gönderme konusunda bir paradigma değişikliğine gitmesi sürecidir. Bu sancılı bir süreç ve tartışmanın kökünde yatan sorunlardan bilimi ve bilim tarihini ilgilendirenler değil de daha çok bürokratik ayağı konuşulmakta. Ama ben yine de kök soruyu sormak istiyorum, gerçekten bunun “tekniğine” sahip miyiz?
Uzaya ilişkin son 20 yıldır olan bitenler ve Batı’nın bu konudaki büyük projeleri düşünüldüğünde optik gözetleme, veri alıp gönderme gibi gündelik hayatı aşırı pratikleştiren uydu ve uydu teknolojileri, Zaman-Mekan sıkışmasından dolayı yerkürenin biraz üzerine taşınmış haberalma yolları yaratmıştır. Virilio Enformasyon Bombası’nda bundan geniş geniş bahseder. Yine de beni ilgilendiren konu bu değil. Beni ilgilendiren daha çok işin epistemolojik yanı. Bilim ile ideoloji arasında, Bilim ile Devlet arasında Batı’da kırılmış bir söylem alanı var. Bu bilimin özelleştirilmesi olarak da görülebilir. Bu uzun süreç sonunda gelinen nokta, Bilgi’nin ve Bilme fazının da değişime uğramasıdır. Buna göre bilme artık “spekülatif” olana da bulaşmıştır (gerçi Hegel de bundan bahsediyor ama..)
Kök soru şudur, matematiksel dili “evrenselleştirilmiş” ve Batı tarafından mühürlenmiş herhangi bir teknolojik aygıtın post-endüstriyel koşullada imal edilmesinin kolaylığı bir kenara bırakılırsa (yaşasın global fordizm!) temelde Batı dışı herhangi bir söylem (bu anlamda sömürgeleştirilmiş Doğu’yu da Batı sayabiliriz) gündelik pratiği değiştirecek yeni bir teknolojiyi üretebilmek konusunda kendi sebep-sonuç ilişkilerini neye dayandırır? Nereden güç alır ve ne şekilde ediminin yollarında pratik aklını zorlar? Ve biz türkler olarak işin hiç o “çılgın” ve “gauss” tarafına el atmış mıyızdır? Yoksa uzay ve uzay teknolojileri hakkında bilgi üretme konusunda Emevilerin bıraktığı simgelerle oynayıp duruyor muyuz?
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.
