ve de ki!

serkan ışın resmî blog sitesi

şiirden bahsederken bahsettikleriniz

yorum yapılmamış

Önce Şiiri Özlüyorum dergisi ile olan tuhaf tartışma. Ve şimdi de Lacivert Sanatta Selçuk Erat, aslında kendisine pek yakışmayan ve açıkcası ne dediğini benim de pek anlamadığım tuhaf laflar etmiş. Benim kendilerine daha önce yaptığım bir takım eleştiriler oldu ve bunların hiç birine değinilmemiş ve yeniyetmeliğin en ham hali sırıta sırıta karşımıza dikilmiş. İlginçtir bugünlerde aşırı ünlü olduğum konusunda saçma bir fikre kapılmaktayım ama hayırlısı. (Yeni kitap öncesi ne kadar fazla adamı sinirlendirebilirsem, o kadar iyi herhalde.) Erat ya da diğerleri yani dergi çıkaran, çıkarmaya çalışan, edebiyat seven, az çok anlayan ama yine de bazı incelikleri pek fazla anlamayan ya da anlamak için çaba sarfetmeyenler tayfasından geliyorlar. Eskiden olsa buna pek sinirlenirdim ama artık pek sallamıyorum.

Ama yine de birkaç hatırlatma yapmak ve daha sonra pişman olmamak için kulak çekmek gerekiyor. Birincisi Sözlü Kültür konusunda epeyce yol kattettiğim ve çalıştığım için söyleyebilirim ki, internet gibi bir mecrada “demiş, söylemiş” gibi ifadeler geçersizdirler. Çünkü burada konuşma (eğer bir video kaydı ya da ses kaydı değilse) değil yazma söz konusudur. O yüzden kaynak gösterirken ilgili kaynağa bağlantı vermek adettendir. Şöyle ki ambale bir kafa ile Erat’ın yazısını okuyan biri, sanki Erat’la yüzyüze konuşmuşum ya da o biryerlerden duymuş izlenimine kapılır ve “Erat dedikodu yapıyor” der geçer ya da geçmez, inanır. İnternet mecrasının en güzel tarafı da bu zaten. Birincisi burada ikinci el bilgi çok fazla, ikincisi kaynak verilmedikten sonra hiç bir haltı doğrulamak zorunda değilim. Örneğin Erat, gerçekten benim yazdığım yazıyı okusaymış bu kadar kızmasına, kendisini böyle rezil etmesine gerek olmayacağını kendisi de görürmüş. Yapacağı tek şey şu yazıya bağlantı vermekti: İnternet’te ne zamanı ne zamanı hı?

Yazıyı okuduysanız göreceksiniz, Erat’ın yazdıklarından ve Lacivert Sanat’a -bana göre aşırı gereksiz gelse de- çizmek istediği yol konusunda düşündüklerinden yola çıkarak bazı gözlemler yapıp, kendilerine az çok bu işlerle uzun zamandır uğraşan bir şair olarak fikir beyan ettim. Hani baştan reddetmiş de değilim. Ama ne yazık ki tuhaf iddialarla dolu yazısında Erat, sadece heroik bir figür olarak her PHPNUke kurabilenin Şiir Sitesi açtığı güzide memleketimizde “işletme okumuş, grafiker ve iş veren” biri olarak bana “edebiyat”tan falan bahsediyor. Pes gerçekten!

Her ne hikmetse benim kuşağımın ortalaması bu tür “dayılanmaları” pek seviyor. Ben de severdim, bundan birkaç zaman önce. Ama geçti artık. Zira işimle uğraşmak, kitap çıkarmak, yepyeni bir şeyleri insanlara anlatmak -hele en inatçılarına ve tatavacılarına bile- gibi tonla işim varken, “bize yol gösterin, daha güzel bir gelecek için” diye yol soranlara da arada bir dokundurmak da görevim. Dikkat ederseniz, hiç hoşlanmasam da bu tür konularda yazarken “argümanların” hiç bir halta yaramadığını, karşıdaki kişinin “ne dediğini bilmediğini ve yazdığı hiç bir şeyi kanıtlayamayacağını ve acizliğinin en doruk noktasında olduğunu” fark ettiğim için bunlara gerek görmüyorum artık. O yüzden de yazıyı uzatmıyorum. Terrabayt’lar genç amatörler, gerçekten..

Uzatmıyorum şu demek, birincisi sinirlenmiyorum, ikincisi gerçekten bir söylem çözümlemesine girsem Erat o dergiyi kimlerle çıkartır bilmiyorum, üçüncüsü yaptığım her eleştirinin dikkate alındığını ve kızgınlıkla da olsa işlerin az çok değiştiğini görüyorum, seviniyorum, dördüncüsü şahsım hakkında yaptığı dedikodunun, kendisi için insanlar tarafından düşünülenler olduğu -yani aslında aynalama yapıldığı- gibi bir fikre kapıldığım için de ilişmiyorum. Çünkü herhalde hakkında böyle düşündüğü bir adamı daha 1 yıl kadar önce “tanışma toplantısına” davet etmek gibi bir işe girişmezdi değil mi? Çünkü ben o zamanlar da ağzı bozuk biriydim. Ha evet bir de internet, tanımadığımız insanlar hakkında atıp tutmak için en iyi mecraymış, sağolsun bu dergiler, bu editörler. Bir de o “yaladı, yalıyor, yalasın” türü ifadeleri Erat yiyeceğini ve yalayacağını bildiği için, sanıyorum kaynak belirtmemiş ya da ne bileyim tanık olduğu bir olay. Bu yüzden kendisine acımaktan başka birşey de gelmiyor elimden.

Son olarak “eleştiri” gerçekten ağzınıza, dilinize pek yapışmış. Futbol yorumcuları da “eleştiri” kelimesini çok kullanırlar. Birşey çok kullanılıyorsa o artık fiili olarak ortada yoktur. Ama sizlerle onlar arasındaki ortak nokta kelimenin kökünü bilmemeniz ve Cöntürk ya da Göstergebilim gibi kavramlardan hiç haberdar olmamanız. Yani anlaşmamız zaten mümkün değil. Ve kötüye kötü demekten utanacaksak…

Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Yazan Serkan IŞIN

Ekim 13th, 2006 at 10:20 pm

Klasör Hodri Meydan

Bir yorum da senden

Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.