Şiir yazdırabilen teori?
Şiir ve kuram ilişkisinin, şiir ve ilerlemeye ve buradan da toplumsal bazı ihtiyaçların -kendiliklerin, bilinçlerin, hataların, insanî ve tarihsel zaafların, düzelmeler kısacasi insanı o topluma içkin yapan tüm bilginin- karşısında dil üzerinden, söyleyiş üzerinden, o dilin çok çok yakınında durması beklenen şair tarafından işlenmesi meselesine gelmesi çok doğaldır. Benim kuramdan beklediğim şey, aslında laboratuar ortamında bilim adamının beklediğinden farklı değildir. Pozitivist ifadeler kullanıyorum kusura bakılmasın, bunlar sadece durumu anlatabilmek için.
Kuram eylem çatışkısı, birlikteliği şair için gündelikle ilişkide başlar. Büyük şairlerin hepsi gündelikle yıkanmışlardır. Hatta modern şiir ile gelenek arasındaki en büyük kopma bağlanma noktası, bir şairin o toplum için sahip olunabilinecek bilgi sığasına en önemli bellek kısayollarını, bellek çıpalarını ya da bellek patikalarını açması olarak gösterilebilir. Şairler vardır ki hatırlarız. Ama neyi hatırlarız?
Şair, dil ile ilişkisinin unutmamanın yolunu gösterir bize. 19. yy şairlerinin, paganların, modernlerin, ahmet haşim’in ve yahya kemal’in -işte aklınıza hangi büyük şair geliyorsa- bunların hiç biri “unutmaz” ve unutturmaz. Ama unutmak kimsenin değilse, ve öznesi sosyal katmanlarda erimiş bir toplumun, milletin kendini kendisi olarak tanımladığı yerde sanat, özünde Şiir varsa, yani şiir toplam ve mutlak bilgi ise, o zaman bu bilginin üretilme ve saklanma şekilleri ile problemlerimiz var demektir.
Selçuk’un sorusunu ilk okuduğumda etrafımda bugüne kadar kuram adına ne var diye düşündüm. Aklıma sadece fütüristler, dadaistler ve türlü biçimciler geldi. Tarihsel avangard geldi. Örneğin İkinci Yeni böyle bir kuram çalışması sunmaz önümüze. Hepsi bölük pörçük açıklamalar okursunuz ve ben bugüne kadar ne atonal müziğe katkı yapmış bir ikinci yeni şiir ne de ikinci yeni şiirine katkı yapmış bir atonal müzik gördüm, duydum.
İkinci Yeni’nin kuram eksikliği yeni değildir de. Batı’ya yüzünü dönmek örneğin benim için Haydeger’in sorun ettiklerine, Bataille’ın sorun ettiklerine bulaşabilmeyi de getirir. Kuram, bu anlamda deneyin sonuçlarını getiriyor ve paylaşıyor. Paylaşma önce bir direnç beklentisini de getirir. Ne mutlu olurdu, her şair ve şiir kendi zamanında anlaşılabilse, değil mi?
Direnç (Cöntürk mukavemet diyor) ortaklanmanın sağlıklı taraflarından biridir.
Şu var ki hiç bir şair bireyselliğinden, mizacından ödün veremez. Oysa ressam ya da heykeltraş için bu o kadar da hayati bir konu değildir. Çünkü zaten ressam için “şey”in önünde duran bir bireysellik, mizaç sorunu, dünyadaki göz ve algı sayısına bölüne bölüne ufalanıp gider. Şair için bu zor bir karardır, kendisini iptal ederek nufüz etmeyi seçmek, gerçekten de yapılması “imkansız” dediğimiz şeyle eşdeğerdir. Şair, ne de olsa bilgi ile en yakın, en sıcak ve en karmaşık ilişkiye girmeyi ancak kendisi olarak yapacaktır ya da en azından böyle öğretilir.
Bugünlerde bu fikirler biraz çatırdıyor. Dil, kendi özerkliğini çeşitli marifetlerle edinmeye başladı. Özerk ve mutlak bir Dil olgusu karşısında hem tarih, hem anlam hem de sosyal düzen bir acayipleşiyor. Sabahları o devler tepelerde değildiler, aynen buna benzer birşeyler oluyor. Ve ultra-modern kent içinde artık bugüne kadar Şiir tarihini oluşturan tüm bilgi birikimi az çok başka şeylerin eline geçiyor. Orada parçalanıyor, dağılıyor ve yeniden yorumlanıyor.
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.
