Yaklaşık 1 ay önce Hakan Şarkdemir’le sabahın köründe dinlediydik. Sabah mahmurluğu olacak Türkiyem’in Hydunai reklamlarında kullanıldığını yeni hatırlıyorum. Poetikhars.com’un tepesinde “fuck logos” göreceksiniz, şaşırmayın; bu yüzden! Metnin devami burada »
İş yerinde üç saat dinleyerek ve wikipedia’dan, google’dan falan araştırarak bir stand-up sanatçısını tanımak kolay değilmiş. Ama yine de madem ingilizceniz var, madem eşşek gibi çalıştınız bugün, buyrun. Mitch Hedberg
Kendisi birkaç zaman önce aşırı dozdan gitmiş, Komedi’nin Kurt Cobain’i olarak aramızdan ayrılmış. “I saw a human pyramid once. It was very unnecessary, It did not need to exist… It was pure Danger.” demiş gitmiş. Stand-up komiğinin zekasının modern şairden çok daha fazla olduğunu düşünmeme sebep olan karakterlerden ilki ve teki olarak huzur içinde yatsın diyoruz..Kendisinin gösterilerinden sağlam bir çok bölümü şuradan dinleyebilir, takılabilir, türkçeye çevirip sağa sola satabilirsiniz..
Kitap-lık’ın yeni sayısında Lale Müldür söyleşisi var. Ahmet Güntan, Fatih Özgüven Lale Müldür ile görüşmüş. Bir kısmı sitede mevcut. Bir kısmı da tadımlık burada yer alsın. Lale Müldür “Destina”dan fazlası beyler bayanlar ve Yeni Türkü kardeşlerim. Metnin devami burada »
Sesli harfleri çıkarınca geriye DJTL DVD gibi birşey kalıyor ki bu da zaten sorunu tam anlatan göstergelerden biri olabilir. Biz transistör ya da çip üretemez durumda iken VCD, DVD player gibi orta seviye teknolojik ürünleri ürettiğimizi düşünüp (halbuki montajdan başka bir halt geliştirmezsiniz, kopyala yapıştır), beyaz eşyada “liderlik” falan atfediyoruz ya kendimize, işte elin sosyoloğu bu duruma Dijital Divide demiş (daha fazla bilgi http://turk.inernet.com adresinde bulunabilir, türkçesi sayısal uçurum). Cnntürk‘te gördüğüm e-kitap haberi üzerine düşündüm bunları, paylaşayım.
Haberde şunlar denmiş: “Panasonic, 5.6″ büyüklüğünde dokunmatik ekran ve 1024×600 çözünülürlük üzerinde çalışıyor. Ürünün ağırlığı 325 gr. SD kart okuma kapasitesine sahip ve standart pilleri sayesinde 6 saatlik okuma, dinleme imkanı sunuyor.” Metnin devami burada »
Anadolu Ajansı’nın haberini Hürriyet Gazetesi almış. Yorum yapmayı gereksiz gördüm. Yani en azından burada (belki İzlenimler.net‘te daha fazla ele alınacaktır) ama ben sadece G.Perec’i ve Yaşamı Kullanma Kılavuzu‘nu hatırladım.
29 Ekim dev puzzle ile kutlanacak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları bu yıl renkli ve farklı bir etkinliğe de sahne olacak. Kutlamalar kapsamında 30 kişiden oluşan gönüllü ekip Armada Alışveriş Merkezi’nde 30 bin parçalı puzzle yapacak.
Yaklaşık 16 gün sürmesi planlanan çalışma sonucunda Anıtkabir Kurtuluş Savaşı Müzesi’ndeki “Mustafa Kemal Paşa’nın TBMM’den Cepheye Uğurlanışı” tablosu resmedilecek. İlk parçasının Ankara’nın başkent ilan edildiği 13 Ekimde Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe tarafından konulması planlanan puzzle tamamlandıktan sonra Türk Eğitim Vakfı yararına satışa çıkarılacak.
Puzzle’ın yapım aşaması alışveriş merkezine konulacak dev ekranlardan da seyredilebilecek. Ayrıca bu ekranlardan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili görüntüler yayınlanacak. Puzzle’ın yapımında görev alacak ekiptekiler için çalışma boyunca giyebilecekleri tek tip tişörtler hazırlanacak. 29 Ekim’de Armada Alışveriş Merkezi’nde Atatürk Resimleri’nden oluşan sergi de izlenime açılacak.
Cebimde bu kadar çeyrekle
ben nasıl tam olacağım
her kumbara gibi
mevduata değil, çocukça umutlara
kös olacağım.
öyleyse ben artık
para üstü mehteriyim
keşfinde ucuz marketlerin, bakkaların Metnin devami burada »
Yükselir kendi debisinden
Gövdesine eşsiz kızgınlığım benim
Mahvına bereket rutbesini
Kendisinden başka merci vermemiştir çünkü
Çünkü kentlerin hamharcına dirlik düzenlik
Korkunun kuluçka dolu imbiğinden akar Metnin devami burada »
Şiir ve kuram ilişkisinin, şiir ve ilerlemeye ve buradan da toplumsal bazı ihtiyaçların -kendiliklerin, bilinçlerin, hataların, insanî ve tarihsel zaafların, düzelmeler kısacasi insanı o topluma içkin yapan tüm bilginin- karşısında dil üzerinden, söyleyiş üzerinden, o dilin çok çok yakınında durması beklenen şair tarafından işlenmesi meselesine gelmesi çok doğaldır. Benim kuramdan beklediğim şey, aslında laboratuar ortamında bilim adamının beklediğinden farklı değildir. Pozitivist ifadeler kullanıyorum kusura bakılmasın, bunlar sadece durumu anlatabilmek için. Metnin devami burada »
Nazi Propaganda arşivleri arasında gezinirken Reichspropagandaleitung’un (Nazi Partisi’nin Merkezî Propaganda Bürosu) parti binalarında, kurumların duvarlarında endam etmesi için hazırladığı haftalık afişler içinde yer alan sloganlardan gözüme ilişenlerden biri şu oldu: “Birlikte herşeyiz, tek tek bir hiç!” (26 Şubat - 4 Mart 1939, Aldof Hitler). Sonraki tarihlerde ise yine Adolf Hitler’in Kavgam kitabından alınmış “Sadakat, teslimiyet ve sükunet büyük adamların ihtiyacı olan erdemlerdir” (24-30 Mart 1940), “Sadakat yüreğin yasasıdır, bilginin değil” (Heinrich Himmler, 5-11 February 1939). Bunların yanında :“Hiç birşey geleceğini zehirleyemez, Sakin ve saf, sabah önünde durmaktadır ve şöyle der: Eğer senin olmamı istersen, senin olurum.” (Gau Weser-Ems , 23-29 Mayıs 1938) Metnin devami burada »
Siborg, hem tahayyülün hem de maddi gerçeklikin yoğunlaşmış bir imgesidir. �Batı�nın bilim ve siyaset geleneklerinde (ırkçı, erkek-egemen kapitalizm geleneği, ilerleme geleneği, doğayı kültür ürünleri kaynağı olarak sahiplenme geleneği, benliğin başka benliklerin yansımalarından yeniden üretilmesi geleneği) organizma ile makine arasındaki ilişki, hep bir sınır muharebesi şeklinde cereyan etmiştir. Bu türdeki bir sınır muharebesinin paylaşılamayan toprakları da üretim, üreme ve tahayyüldür. Metnin devami burada »
Oktay Rifat’a
en has yunma sabun kokusu
boyundan aşağı anaların elleri
kelebek akar ve taşar sultasından
aşk yanmış gözler külleri
ile doğar buhurdan Metnin devami burada »
Selçuk Orhan Eylembilim grubunda son dönemde şiir ve kuram arasındaki ilişki ile ilgili bir mesaj attı, üzerime alındım. Verdiğim cevap aşağıdadır.
“ölü bir mahfuzdan başka paylaştığımız nedir ki ey İskenderiye”
orada
Bir yük treni arzusundan taşmış teriyle
Giriyor kapkaçından fotoselli kapılarını
Hışırdata hışırdata cennetin Metnin devami burada »
Ülkenin trafik ve otomobil durumu, yolları düşünüldüğünde Uyar’ın şiirini reklamına koymayı akıl eden Hyundai reklamını (adını da doğru yazamıyorum) bununla değiştirmeyi teklif ediyorum. Her yıl binlerce insanı yollarda gebertebildiğimize göre, herhalde şiir gibi insanî olmasını düşündüğümüz birşeyin DİKKAT reklamlarında toplum yararına kullanılması da iyi olacaktır. Ayrıca Hyundie reklamlarını yapan arkadaşlara öneri, torpido gözüne bir tane Turgut Uyar “Bütün Şiirler” kitabı da tıkıştırırsanız..


