Serkan Işın’a sorular
Hazırlayan: Osman Emre Narin (Kılavuz Dergisi’nden)
· Hz. Hubble’ın Rüyaları dördüncü kitabın sanırım. Verimli bir şairsin. Yeni kitabını özellikle bunun için tebrik ederim. Hayırlı olsun. Kitabın pek de iyi dağıtılamadığını duydum. Üzücü bir şey olsa gerek. N’oldu, nedir bu dağıtım hikayesi?
Dağıtım ve şiir kitabı kavramları yan yana pek şık durmuyor. YOM’dan bana söylenen şey hiçbir dağıtım şirketinin şiir kitabı dağıtmak istemediği ve bunun için de bin türlü zorluk çıkardığı. Çağımız şiir ile insanlar arasındaki bağı koparmak konusunda çok verimli gibi. Bu yüzden kitap dağıtılmadı. Sadece büyük şehirlerdeki bazı kitapçılara gönderildi. Ben bu duruma hayırlı bir şey olarak bakıyorum. Dediğin gibi üzücü gibi görünüyor ama “küçük baş yayıncılık [small press diyor yavurlar]” konusunun tekrar düşünülmesi açısından önemli bir durum. Şiir kitaplarının ulusal dağıtımı ancak ve ancak ideolojik bir mekanizmanın [devlet vs] şiire arka çıkması ile mümkün, bugün dağıtılan şiir kitaplarının okuru kaç kişidir ki? Yine de kitaplar internet üzerinden temin edilebilir. www.yomyayin.com ya da www.ideefixe.com gibi.
· Kitaba gelelim biz en iyisi; dağıtımda iş yok valla. “Hz. Hubble” ilginç bir icat. Hubble’dan “hazret” olur mu? Hubble neydi daha doğrusu? Aklıma mikroskop, teleskop gibi bir şeyler geliyor ama…
“Hubble” çok önemli bir teleskop ve vücuda getirilmesi sadece Batı’nın işi değildir, bilim dünyasının kolektif çalışması, işin o kısmı ansiklopediden öğrenilebilir. En azından metindeki bağlantıları doğru kurabilmek için. Bunun dışında Hubble’ın gösterdiği ve gösteren olarak beni yönelttiği tonla şey vardı. Özellikle Zinhar’ın bağlamını oturtmaya çalışırken kaynak metinler için göz/görme biçimleri gibi konulara daldığımda, 13. yy’dan beri kendine bakışın dışarıdan sağlanması, bilim denen şeyin doğu’dan batı’ya böyle bir geçiş ile sağlanması ilginçti. Aynı zamanda kitabın sonunda yer alan “Hubble kurtarılmaya çalışılıyor” gazete haberi, sanıyorum bütün bu sürecin sonunda “kendine bakma”nın sorunlarını işaret ediyor. Fakat ikincil bir bağlam olarak Hubble, geneleksel, sözlü/yazılı kültür şairinin bir profili. Bu çıkarılan profil ona hem “Hz” eki ile bir ulviyet, Hubble ismi ile de bir hakikat/gerçeklik payı biçiyor. Kanımca Hubble ile günümüz şairinin sorunları aynı. Tekrar hatırlatmakta fayda var, Hubble teleskobunun Dünya’ya gönderdiği resimler ve Hubble’ın kuruluş macerası kitabın doğru okunması için önemli bilgiler. Neden bu kadar alengirli şeyler yaptım, bak o ayrı bir soru olabilirdi..
· Kitabını okurken bir yerlere takılıyorum sürekli. Ultra-modern mi denir, süper-modern mi denir bilmiyorum ama şey bir tarzın var; herşeyin herşeyle alakalı olduğu gibi bir şey var sende. Akrep burcu olmaktan, mı diyorsun?
Akreplik başa bela bir durum. Herşey herşey ile ilgili kılınmıştır bir bakıma. Bunlar arasındaki ilintileri çözmek şaire düşmüş uzun bir zaman. Bu ilişkilerin hepsi şairden önce kurulduğu için ben de bu ilişkileri en alakasız yerlerinden şiire almak gibi bir enteresan iş yapıyorum. Ahmet Güntan’ın 90’ların başında söylediği ilginç bir şey var: “Bilimsel konuların şiire konu olmasını soruyorsanız, benim için her şey poetiktir. Hubble teleskopunun buğu yapmasından, Voyager-2′nin Neptün sonrası umulmadık sinyaller gönderiyor olmasına, mitoz bölünmeye kadar her şey.” Buna modern, ultra-modern, süper-modern ve daha çok hiper-modern denilebilir. Kitapla ilgili bir ipucu daha. Kitap Ahmed Hilmi’nin “A’mak-ı Hayal”inden bir bölümle açılıyor zaten. Sanıyorum bu da metnin bağlamını biraz daha genişletiyor.
· “Bir ekmek / bir peynir, günlük gazete / tırmanıyor şehitler katına / sepetinde Musa’nın”… Şimdi, Hazreti Musa şehit olmadı malum. Tam tersine, Firavun denizde boğuldu gitti. Hemen farkedilebilecek bir telmih, teşbih veya ona benzer bir şey yok senin bu söylediğim mısralarında. Anlamı nedir diye de sormayacağım ama, şey, bu şehitlik mevzuuna nereden bakmalı? Şehitlik yok ve artık olmaz, mı diyorsun; yoksa şehitlik arzulanabilir bir şey mi hala?
Aslında şehitlik konusu o alıntıladığın kısmın üzerinde başlıyor: “-de dönen askerlerin/gövertilmesi yakındır/ayak bileklerindeki pas/yol olmuş menzil olmuş onlara/ta buraya kadar”. Musa’nın sepeti ile evlerden bakkalara indirilen sepetler arasında taşınan şey günlük gazete ile “haber”i ve peynir, ekmek ile de yaşamsal ihtiyaçları belirtiyor. Bu değişim çok dramatik gelmişti bana. En azından böyle açımlayalım, ne demekse! Şehit ile şahit arasındaki o gerilimli bağda duruyor zaten kitap. Galileo Galilei yerine Bruno, Nuh’un gemisine binenlerle, binemeyenler arasında bir yerde. Şunu diyebilirim, “şahit olduktan sonra şehitlik kaçınılmaz” olabilir. Hubble’ın hazretleşmesi süreci de budur.
· Dergi, internet sitesi işleri nasıl gidiyor?
İnternet sitesi ve özellikle galeri ilgi çekmeye başladı. Özellikle 5. sayının hacmı düşünüldüğünde “lirik” kanada yaptığımız saldırı ve görsel/somut şiiri sözlü/yazılı kültürün üzerine bir verim olarak koymamız düşünüldüğünde daha da etkili oluyor sanıyorum bu iki mecra. Küfür edenler, bu şiir mi diyenler, içinden söylenenler çok! İnternet mecrası düşünüldüğünde bu tepkiler bize bir şey söylemiyor. Hiç ciddiye alabileceğimiz bir eleştiri gelmedi. Türk şiirinin biçimsel kökler hiç irdelenmemişse ne yapalım, alfabe değiştikten sonra poetik yapının sözle ikame edilmesi acı bir süreçtir. Sözlüğe bak mesela, şiir ile ilgili herşey söz ile ifade edilir ve söz bir birim değildir, en büyük verimdir. İnsanlar yavaş yavaş dikkat ediyorlar yaptıklarımıza –ki bu da sevindirici bir şey.
· Her yıl tek sayı mı çıkacak Poetik Har(s)?
Bir plan yok ama eldeki işleri ve çevirileri, yazıları derleyip sunmak gerek. Fakat bunun nasıl yapılabileceği konusu kafamı karıştırıyor. Kadronun verimlerini ancak tuğla gibi bir kitap ile sunabilirim. Çeşitli dozlarda dergi olarak sunmak daha iyi sanıyorum. Belki önümüzdeki yıl bir “görsel ve somut şiir” sergisi düşünüyoruz. Bu da ilginç bir başlangıç olacaktır.
· Yeni bir projen var mı bu aralar?
Proje çok. Dediğim gibi sergi işi, kitap işi, birçok metnin ingilizce’ye ve başka dillere çevrilmesi. Özellikle galerideki işlerin derlenip bunların bir arada değerlendirilmesi. Özellikle eleştiri mekanizmasında sorunlar çıkıyor çünkü daha terimler oturmamış. Bir yanda Ataç’ın öznel eleştirisi, bir yanda Cöntürk’ün nesnel eleştirisi, bir yanda Koçak’ın okumaları düşünüldüğünde, görsel ve somut şiire başka türlü yaklaşmamız gerek. Bu da ancak terim birliğe ile sağlanabilir. Şahsıma ait projem, dosya olarak var ama bu dağıtım işleri falan düşünüldüğünde onu da kendim basar, elden gönderirim diye düşünüyorum. Liriklerin cevvalliğine ve iş bitiriciliğine sahip değilim ben.
· Kitabın için tekrar tebrik ediyorum. Eline, kafana sağlık.
Ben teşekkür ederim bu söyleşi ve ilginiz için.
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.
