May 28

Derkenar’ın Mayıs-Haziran 2006 sayısında, genç bir şair, Oğuzhan Akgün, Hz.Hubble’ın Rüyaları’ndan yola çıkarak şiirim hakkında yazmış. Yazının içeriği konusunda benim birşey söylemem doğru değil ama yine de

Ancak Işın’ın imge kurmadaki becerisi hayli ileri derecede ve şaire alışmak sadece biraz zaman istiyor. Şiirleri birkaç kez okuduğumuzda işimiz çok daha kolaylaşıyor. Hem gösterilmek istenen şeye hem de gösteriş şekline olan yabancılığımızı attıktan sonra kendimizi çok daha rahat hissediyoruz.”u not etmeliyim. Zira bir “imge becerim” yok. Ya da bir şekilde “imgeyle” o tür bir ilişkim yok. Hubble’ın okunması ve anlaşılmasını klasik anlamda zor metinle açıklamak ne kadar doğrudur bilmiyorum ama Hubble’ın en azından birinci bölümünü oluşturan parçanın kendi için dönüşlü bir sürü metin parçası ve bu metin parçalarının isabet ettiği tonla tarihi bilgi vs ile karıldığını söyleyebilirim. Ortada anlatılmak istenen şey ve buna bağlı olarak çizgisel ya da çizgisel-olmayan bir anlatı olmadığı zaman, “Söz”ün hiç bir işe yaramadığını göstermek için yazıldı o kadar büyük bir bölüm.

Benim şiirim okurdan fazla birşey bekleyen bir şiir gibi görünüyor. Şiirin “hayal kurdurma” gibi bir işlevinin olmadığını düşündüğüm için de hiç bir matrise (bu anlamda kelime grubuna, nesneye ve göstergeye) bağlı kalmak gibi bir düşüncem olmadı. Bu yüzden bağlantı aramayı tavsiye etmem. Beni görsel şiire ya da kolaja getiren şey de, zaten bu noktada yatıyor. İlişkisizlik, kurgu düşmanlığı ve hiç de yaratıcı olmayan hatta anti-yaratıcı bir yazın türü diyelim buna.

Hubble’ın ekseninin daha da daralarak işleneceği başka bir kitabı haber vereyim o zaman. Bu dosya, sanıyorum 2007 Şubat gibi yayında olacak. Ayrıca yine 2007′de bu eksenin dışında bir dosya daha yayınlanacak, ama hiçbiri kesinleşmediği için ne isimlerini ne de yayınevlerini belirtmeyi uygun bulmuyorum.

Benim türümde adamların, kısa vadede planları hiç tutmaz. O yüzden ne Nesnevi’nin ne yayınlanmış şiirlerimin ne de yaptığım işlerin şu anda bir hükmü olabileceğini düşünmüyorum artık. Gelecek, belirsiz bir gelecek sadece benim “üretebilme sığamı” barındırdığı sürece işe yarar görünüyor. UMUT ise bu gelecekten bile ötede bir yerde..

May 28

Hubble birkaç zamandır satış-dışı olarak görünüyordu İdeefixe.com’da. Fakat durum değişmiş (YOM‘un İstanbul’a temelli olarak taşınması bunda etkili oldu sanıyorum). Gerçi dağıtımcılara da verilmiş, bu not da var elimde. Satın alabileceğiniz adres de şu: http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=PTH9K0E3C7R7MX2JL7BI&referer=110

May 23

siir2.jpgEditörlüğünü Hüseyin Işık ve Barış Çetinkol’un (tasarım da Barış Çetinkol) yaptığı “Üniversitelerde Şiir”in 2. sayısı çıktı. Derginin bu sayısında Barış Çetinkol, Betül Yegül, Çağlayan Hergül, Ender Özbay, Fatih Kök, Hüseyin Işık, Özge Şimşek, Şakir Özüdoğru ve Volkan Adıgüzel’in şiirleri mevcut..

Dergiye ulaşmak için iletişim adresi siirdergisi@gmail.com ya da

E.Ü. Şiir Topluluğu, Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı Kültür-Sanat Hizmetleri Şube Müdürlüğü E.Ü. Kampüsü 35100 Bornova İzmir..

May 23

ym20.jpg

www.yasakmeyve.com Sayı 20 çıktı..

May 21

The Daily Star - Arts & Culture - ‘101 Selected Poems’ from a poet of 102 - Lübnan’lı şair Jawdat Haidar’ın yaşı 102 ve kendisi Osmanlı zamanından bu yana oldukça şey görüp geçirmiş. Kültürel olarak Osmanlı’nın bıraktıklarına sırt çevirmeye devam edelim. Nasıl olsa bir Amerikan Üniversitesi’nin cevval yayın yönetmeni ya da editörü bulup çıkartır, biz de okuruz..

May 17

Tasavvuf Musıkisi dışında müzik dünyamızda çok fazla yer verilmeyen Yunus Emre şiirlerinin Türk Halk Müziği formlarına uygun olarak işlenmesi amacı ile Eskişehir Odunpazarı Belediyesi tarafından bir beste yarışması düzenlendi. Yarışmaya gönderilecek eserlerin, sözlerinin Yunus Emre’ye ait olduğunun kaynak gösterilerek belgelenmesi gerekiyor. Eserlerin başka bir yarışmaya gönderilmemiş olması ve süresinin 7 dk.’yi geçmemesi yarışmanın diğer katılım koşulları arasında yer alıyor. 1. esere 5.000 YTL, 2. esere 4.000 YTL, 3. esere 3.000 YTL ödüün verileceği yarışmaya son başvuru tarihi 29 Mayıs 2006.

Bilgi tel:0 222 217 30 30

May 13

“Der Spiegel, muhabirlerinin casusluk yaptığını kabul etti haberini siz de görmüşsünüzdür. Bush yönetimi 11 Eylül’den sonra olaya bir de CIA Başkanlığına bir General’i atamayı aklından geçirerek olayı germeye devam ediyor. Aynı zamanda geçen hafta Amerikalıların telefonlarını dinleme konusunda yaptıkları girişim de medyaya yansıdı. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın mektubu Amerikalılar tamamen saçmasapan falan buldular. Irak’ta hiç bir şey durulmuyor. Bunlar daha gözümüzün önünde olan bitenler. Amerika’nın dibindeki ülkelerin hepsi Sol iktidarlar tarafından yönetiliyor. Bolivya geçen gün petrol konusunda “devletleştirme” kararı aldı. Fransa, Ermenileri iç politika malzemesi yapıyor ve biz de buna böyle bakıyoruz..

May 9

Konya Belediyesi sağolsun güzel bir uygulamaya imza atmaya hazırlanıyormuş. Haberi bir görelim isterseniz:

Konya Büyükşehir Belediyesi, Mevlana’nın ünlü eseri Mesnevi’yi 20 dilde basmaya hazırlanıyor.

Bu yıl sonuna kadar bastırılacak olan Mesneviler, Japon prensi başta olmak üzere çeşitli ülkelerin devlet başkanları ile kültür bakanlarına da gönderilecek. Geçtiğimiz yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İtalyancaya çevrilen Mesnevi’yi İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’ye hediye etmişti. Çeviri yapılacak başlıca dilleri, ‘Yunanca, Japonca, Urduca, Arapça, Rusça, Kazakça, Türkmence, Hintçe, İsveççe ve Arnavutça’ olarak sıralayan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, “Bilgi ve hikmet deryasına dalmak için Konya’ya gelen insanlara kapsamlı bir hazineyi kendi dillerinde sunmak istedik.” dedi. Dünya liderlerinin en çok merak ettiği eserlerin başında Mesnevi’nin geldiğini hatırlatan Akyürek, 26-28 Mayıs tarihleri arasında Berlin’de yapılacak Türk-Alman Ekonomi Konseyi Toplantısı’nın açılışında Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanca Mesnevi’yi Almanya Başbakanı Angela Merkel’e takdim edeceğini söyledi. ZAMAN‘ın haberi..

Şimdi, elin Batılısı zaten Mevlana ve Ney ve Mevlevilik konusunda herhalde birşeyler kapmıştır -çünkü hatırlarsanız biz sünnet düğünlerinde, açılışlarda falan ortaya iki mevlevi atmadan rahat edebilen bir toplum değiliz. İşin ilginç tarafi şu ifade: “Bilgi ve hikmet deryasına dalmak için..”. Neden kendimizi kandırıyoruz? Elin Batılısı için bilgi ve hikmet’in karşılığı var mıdır? Varsa bunlar örneğin içinde ekonomiden, teknolojiye ne gibi aşamalar kaydetmiştir. Biz bütün bu “bilgi ve hikmeti” ne kadar bugüne uyarlayabildik ki, oturup bir de elin Alman’ına anlatabileceğiz. Onlar zaten biliyorlar kaç zamandır ıcığını cıcığını bu kültürün (sağolsun oryantalizm.)

Elin Alman’ı da kalkıp sana Das Kapital gönderince ne yapacaksın?

May 9

Siz şiir okumamaya, özellikle okumamaya falan devam edin Halkım, ey halkım yani. Ama ben yine de buyrun kabilinden olaya gireyim, defterin mahrem yerlerinde kalan birkaç dizeyi nooolur noolmaz telaşı içinde buraya dökeyim, bir çeşit “konkordato” gibi. Bunları bir geçelim, sonra görsel şiirden de konuşuruz vesselam..

Ve gülümseyerek öyle derinden
Her lahzada başka şey ve hep kendisi

(AHT, Raks)

çifte görevi var
dolduracağı -o kendininkini
yerine getirdi -acı ona meydan okuyor
artık var olmayana kendini feda etmesi
için -acı üstün gelecek mi
hayata (yaşasaydı olacağı adama)
ve çocuğun görevini o yerine getirecek mi

(Mallarme, Anatole’e bir mezar için notlar’dan)

çünkü her kambur biraz şair bir ailedendir
toparlarsak kendi kendinin çırağı da olabilir

(Ece Ayhan, Kendi Kendisinin terzisi bir kambur)

Her şeyin ortasında tam olarak /
kendisi olmasının bu acı veren tazeliğinden

(John Ashbery, Mavide Yolculuk)

baktım geçiyordu
durdum isyana bir beyaz bir esmer

(İlhan Berk, mısırkalyoniğne, us çarşafı)

cüzzamlı olmaklar. bu bir sormaklar olmak, bir öldürmekler.
(Ernst Jandll, Bir Diller Üzre)

…nakl-i ıstırâb. (sıkıntısını anlatır)
(Ahmet Haşim, Deniz)

her şey bir büyük gerçektir, cumhuriyet ve at ve
varsa denizlerde yitmek, ve varsa yetmemek o da
ve varsa ilgisizlik o da, ve varsa hiçbir şeyi
sevmemeyi sevmemek o da, ve varsa her şeyi
sevmeyi sevmek o da,

(Turgut Uyar, Övgü, Ölüye)

Örtüyü kaldırdıklarında, unutamam, hâlâ yatışmamıştı
-çok özür dilerim- kil beyaz yüzündeki saf sancı.

(Enis Batur, Bir Başka Acı Hikaye)

Ecdadın dilinde,
nereye,
insan kekemeliğinin
hangi ilk tohumuna kadar?-

(Mario Luzi, Giovanna)

bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü
(ülkü tamer, hançer)

Technorati : , , ,

May 8

İki yorum var, gerçi böyle pat diye yazıyorum ama. Hegel ve İbn Arabî konusunda araştırma yaparken karşıma çıkan. Bunlardan biri Ali Bulaç’a, biri de Murat Kekili’ye ait!

Ali Bulaç, şunları diyor tabi bağlam yine de salt Hegel / Arabi ilişkisi değil:

Bu açıdan Batı’ya intikal ettiklerinde artık ne Yunanlıların Eflatun ve Aristo’su, Müslümanların keşfettiği Eflatun ve Aristo idi, ne kitapları çevrilen Müslüman bilginler orijinal hususiyetlerini muhafaza ediyordu. Mesela kitapları 17. yüzyıla kadar Batı üniversitelerinde okutulan İbn Sina, adeta “Avrupalılaştırılmış/Hıristiyanlaştırılmış bir İbn Sina” idi. Meşşai filozofların ve sufilerin ilk yaratılan varlık olarak gördükleri El Aklu’l-Fa’al, Hegel’de Gays olmuştur. Tıpkı Descartes’in İmam Gazali’yi kendine göre okuması gibi, Hegel de İbn Arabi’yi kendine göre okumuş, felsefesine uyarlamıştı. (Zaman.com.tr)

Kekili ise gerçekten olaya tuz biber ekmiş:

-hegel-arabi arasında bir bağ kuruyorsunuz…

üniversiteden bir dekan abimiz bana sordu “biz daha bunun araştırması içindeyiz, bundan emin değiliz, sen nereden bu kanıya vardın” dedi. hocam dedim arabi’nin 70 deve yükü kitabı vardır, hepsi kayıp sadece bir deve yükü kitabı bulundu dedim. bunlar o dönemde doğu felsefesinin etkilenmesinden, ellerinde kitapların olmasından dolayıdır. zaten batılı düşünürler ve bilim adamları doğudan çok etkilenmişlerdir. ilk önce dinsel felsefeler. bunlar mistik doğu kökenli. hegel okunduğunda arabi’den etkilendiği ortadadır. bir tek farkı zaman. mutlak bir etkileşim var. (http://www.vidamp3.com/sarkiciDetay.php?sarkiciID=47)

Neyse, Hegel konusu Yücel Kayıran tarafından böyle araya sıkıştırıldığından beri -ki herhalde 84′ten bu yana Türkçe’ye çevrildiğinden beri (Aziz Yardımlı, İdea Yayınları) hep böyle dolaylı, dolaylı tartışılmakta. Kojeve üzerinden, Fukuyama üzerinden, Lefebvre üzerinden, Habermas üzerinden…

Özetle http://www.ibnarabisociety.org/index.html adresinde meraklısı için bir İbn Arabi Cemiyeti mevcut. Ayrıca bir de Hegel Cemiyeti mevcut: http://www.hegel.org/

Böyle yukarıdaki gibi acayip acayip “olamayana ergi” yöntemleri geliştirileceğine, bu bağlar neden araştırılmaz, üzerlerine konuşulmaz..Ben de bunu anlamıyorum? O Üniversitedeki dekan abisi Kekili’nin, o var ya, işte o harbiden takdire şayan biri olsa gerek. Neyi araştırıyorsun abicim sen? Labaratuar ortamında Hegel Arabi Benzeşmesi gibi birşey mi?

May 8

Türk okuru yerli yazarları keşfetti diyor Hürriyet’in haberi ve ekliyor: “Türkiye’de son 6 yılın istatistiklerine göre, yayıncı sayısında yüzde 100, üretilen kitap çeşidinde de yüzde 175′lik artış oldu, okurların Türk yazarlara olan ilgisi de arttı. Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Çetin Tüzüner, Türkiye’de son yıllarda talebe bağlı olarak yayıncı ve kitap çeşidinin arttığını belirtti.” Evet durum biraz buna yakın, ama herhalde bu artışın sadece okuru keşfi ile ilgisi de yok. Yerli yayıncılar belki de çoksatacak kitaplarla ilgili daha iyi bir pazar, daha yerli bir merak uyandırmadı mı? Daha yerli bir okur tipinin ıcığı cıcığı çıkmış “aidiyet” ve “orada olma” hissi köküne kadar sömürülmedi mi, eksiğimizin, gediğimizin türlü türlü halleri -tıpkı televizyon dizilerindeki gibi- yerlileştirilmek yoluyla önümüze gelmedi mi?

Bir türk okur tipi yaratıldı burası açık. Bu okur tipininse kitaba yılda ortalama 2 ya da 3 YTL ayırabildiğini de biliyoruz..Bu anlamda basılan kitabı da alan tüketici kesimi bu ortalama değil. Daha üst düzeyde bir tüketici tipi. Kötü ve acı olan şeyin bir yazarın örneğin çok satan bir kitabının diğer kitaplarının da satışını hiç artırmaması (örneğin Tuna Kiremitçi). Elbette buna da bir çare bulacaklardır, pazarlama tekniği açısından.

Türkiye’de yayın piyasası hiç de masum bir piyasa değildir, özellikle devlet elini çektikten sonra kültür işinden. Bugün Milli Eğitim’in Eğitim’den anladığı kitap ve kültür içermiyor, aynı şekilde partilerin de..

Bugüne bugün kendisine yazar, şair, çizer diyen bir sürü adam ve kadını yaratan da bu “gelişme” düzeyi zaten. Buyrun, tepe tepe kullanın.

May 8

http://hubblesite.org/newscenter/newsdesk/future/ adresine göz atarsanız, Hubble’ın görevinin ve olayının nasıl ve ne şekilde sona ereceğini görebilirsiniz. Gerçi benim kitabım henüz çeşitli teknik arızalar yüzünden “dış uzaya” gönderilmiş değil ama, Hz. olmayan Hubble‘ın görevi uzun zamandır devam ediyor. Okumaya yardımcı olması açısından ilginç olabilir.

Tübitak, Bilim & Teknik dergisinin tüm sayılarını bir DVD ile piyasaya süreceğini açıkladı, gelecek ay belki Hubble konusunda Bilim Teknik arşivlerini kurcalamak isteyenler için..

İnsanlık uzun zamandır, dış-uzayı iç-uzaydaki çeşitli ağlar ve dalgalar üzerinden, yüksek teknoloji üzerinden, sinema ekranları, acayip haberler (Kapitalistler Uzay Pazarını Keşfediyor, Uzay Turizmi Patlayacak, Abd’de Uzay Turizmi Yasası Onaylandı vb.) etrafında düşünüyor. Hubble teleskobunu uzaya gönderen fikirle, bugün uzaya bakış arasında bariz bir fark olduğu açık. Eskiden evren olan şey, şimdi belki Ay ile aramızdaki boşluk (uydular, iletişim deliliği vs.) olarak düşünülüyor. Ondan ötesi de insanı ürkütmeye devam etse de, insana ne kadar ilham veriyor açık değil..

Özetlersek, benim Hubble üzerinden kurmaya çalıştığım şey, bir bakışı, o koca evren karşısında kendisini miniminnacık hisseden insanın bakışını anlatabilmekti. Elbette felsefeden, matematiğe, teolojiden, bilime kadar tonla fikrî değişikliğin böyle hallaç pamuğu gibi etrafa dağıldığı uzun bir zaman dilimini arka plan olarak almak oldukça zor..

Technorati :

May 8

Lale Müldür’ü genelde bu kategori altında incelemek gerekiyor. Başka bir kategoriye sığabileceğini düşünmüyorum. Şu güne kadar da çözebildiğimi, açıkcası üzerine yazabilecek kadar yetkinleşebildiğimi sanmıyorum, tabi ben bu topallığı sürdürürken kendisi de boş durmamış ve yeni bir kitap çıkarmış: Ultra-Zone’da Ultrason.

May 8

kertenkele.jpgönsöz ve içsöz’üne, merhaba babında bir ilksöz olarak kertenkele edebiyat ve düşünce dergisi şunları söylüyor; atılan adımların ilkinden başlayarak bir içdökümü yapmak, derginin tarih cetvelini ortaya koymak adına çeteleleri nasıl tuttuğumuzun bilgisini verecektir. ilk altı sayısıyla trabzon ve ordu’da soluk alan kertenkele, bu dönemde gençliğin ve dinamikliğin vermiş olduğu kıvraklıkla oldukça hızlı bir yol alış yaşadı. tanpınar’ın da dikkatle üzerinde durduğu amatör ruhun can verdiği ilk altı sayı belki de küllenmiş olan dergi tarihinde bir kor olma özelliğini yaşattı. profesyonel olmak detayları gözden kaçırtıyor insanoğluna yani artık taşlar yerine oturuyor ve sarsıntılar için oturup uzun süre beklemek gerekiyor. uzun süre beklemeden sarsıla sarsıla onuncu sayının eşiğine gelirken ilk altı sayıda kertenkele dergisinin yanıbaşında yüreği çarpan ve şu anda “söz” ile işaret etmek istediğimiz bu geniş coğrafyanın çeşitli yerlerinde bulunan cümle dostlara selam ederek hepsi için rıza diliyoruz.

üç yıl aradan sonra ikibinbeş haziranında yedinci sayısıyla yeniden çıkmaya başlayan dergi yine aynı ruha sadık kalarak ve sadık kalanlarla birlikte “söz”ün artık olgunlaşıp düşüncenin dallarını ağırlaştırması gerektiği kanaatiyle yoluna devam etmektedir. daha emin ve yönü belli olan adımlarla yürüyen bu yol’un davet ve teklifi mütevazı tesbitiyle yanlış ve yanlış anlaşılacak olanın imza edilmeyeceği söylenmişken derginin insan dergisi vasfını bir hayvan isminden istiare etmesi okuyucuya bir şakanın sürekli izahının yapılmakta olduğu izlenimini vermesi kaçınılmazdır. ilk altı sayıda bu şakayı ciddiye almak, kertenkele’yi çıkararak kertenkele’yi çıkarmayı öğrenmek ve hayatta kalarak yaşamak ile ulaştığı onuncu sayısı, dergi çalışmanın ağırlığını ve sorumluluğunu bize bir nebze de olsa yaşatmıştır. fani işlerden olan bu çaba bir katreye dahil olabilirse deryaya veya deryada müdahil olmak hayal olmasa gerektir. bütün mesele nedir ve ne yapmalı sorularına makul bir cevap bulmak olsaydı işimiz daha kolay olacak değildi.
dergilerin çıkış cümlesi oldu kim bilir kaç kez değerli müteffekkirimiz cemil meriç’in sözü. ancak sadece edebiyat ortamı ile mukayyet olmayan dergi hareketlerinin istisnalar hariç büyük bir bölümü kalelerin birer birer düştüğüne kanıttır. muhafızlar kutsal olarak bakılması gereken “söz” diyarını terk edip esir olmuşlardır düşünemeyip düşündürtülmeye. fikir zapt u rapt altındadır zira doğunun düşünce mayasına su katılmak istenmiştir ve bu topraklar kuru bir gebeliğin sancılarıyla kıvranmaktadır. cemil meriç’in “özgür” yerine “hür” (hürr: esir olmayan, karışanı görüşeni olmayan, serbest) kelimesini seçmesi oldukça manidardır. yazık ki artık herkes özgürdür başkalarının yaftaladığı bir kavramın anlam dairesi içerisinde çokça özgürdür.
şimdi düşen kalelere hürr fikriyatı hatırlatmak için bayrak çekme vaktidir kale duvarlarının muhafızları kertenkelelerdir…

kertenkele, onuncu sayısında kendini muhatap sayanlara şöyle seslenecek;

fatih nehri, “zaman” adlı şiiriyle ” seni kağıtla ölçeriz/ ölçeriz saatle” diyor.

osman köker, ismet özel’in on iki yıl evvel marmara fm’de yapmış olduğu söyleşilerden aldığı kayıtların bir bölümünü sunuyor.

murat gündoğan’ın, demokrasi safsatasının, reklam diliyle insanları tüketime nasıl mecbur bıraktığını anlatan yazısını bundan böyle reklam gördüğünüz her yerde zihninize atılan bir neşter gibi taşıyarak okuyacaksınız.
muhammet eroğlu, ” içi ruh dolu bir çarşı-ııı” şiiriyle “aklınızın tuttuğu kalbinize sormadığınızdır/ tellerin, karların ve rüzgarların arasından okuyun ozanı/ şehir olmayan ne varsa onunla, orada alışkanlık biriktirmeyin/ tutunduğunuz yer hayat olmasın siz genç baylar için/ yaşlıları anımsayın üzerlerinden alın tahtanın hesabını/ yönelin derin anlamına cehennemin” diyor.

sahibi: faham hacıvelioğlu
genel yayın yönetmeni: muammer yavaş
editör: şermin hüküm
yayın danışmanları: murat solgun
muhammet eroğlu
yazışma adresi: p.k.3 fatsa / ordu
posta çeki hes.:1415020 (muammer yavaş)
iletişim: 0 505 573 32 71
0 0533 476 37 73
e-mail:
kertenkeledergisi@gmail.com
web: kertenkeledergisi.com

May 8

Tamam biliyorum bu biraz alışılmadık bir durum. Ama yine de görmediyseniz diye eklemek istiyorum. Efendim Xerox bu fotokopi işi camiasında hem gönüllerde taht kuran hem de benim için baskı / matbaa işlerinde harbi olayı çözen bir firmadır. Ecnebiler fotokopi demezler, Xerox derler..

Xerox bir lazer yazıcı piyasaya sürdü. Fiyatı 99$. Özellikleri aşağıda, adam gibi güvenceli bir yerden almak istiyorsanız da adresi burası..

“Dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinden Xerox, siyah-beyaz lazer yazıcı fiyatlarını düşürmeye devam ediyor. Xerox, kullanım maliyeti yüksek inkjet yazıcıların yerine, lazer yazıcıların kullanılmasını teşvik etmek için lazer yazıcı fiyatlarını düşürüyor. Xerox’un piyasaya sunduğu siyah-beyaz lazer yazıcı Phaser 3117, ev ve küçük ofisler için uygun fiyatı ve üstün performansı ile ideal bir yazıcı.

Konu ile ilgili açıklamada bulunan Xerox Türkiye Ürün Müdürü Erhan Aslantürk, “Phaser 3117 ile ev ve küçük ölçekli ofislere inkjet yerine lazer yazıcı alternatifi sunuyoruz. Fiyatlarımızı aşağıya çekiyor, Xerox lazer yazıcıları, başta öğrenciler olmak üzere geniş bir kesimin kullanmasını sağlamaya çalışıyoruz. Şık ve az yer kaplayan tasarımı ile uzun ömürlü, düşük baskı maliyetli ve kaliteli bir ürünü, çok uygun fiyata tüketicilere sunuyor olmaktan mutluyuz” dedi.

Xerox’un ev ve küçük ofislere yönelik lazer yazıcısı Phaser 3117, Xerox’un piyasaya sunduğu en düşük fiyatlı A4 boyut siyah beyaz yazıcı olma özelliğini taşıyor. Xerox Phaser 3117 yüksek baskı kalitesinde dakikada 16 sayfa çıktı alabiliyor. Xerox Phaser 3117, 8 MB’lık standard hafızaya ve 150 Mhz’lik RISC işlemciye sahip. Ev ve küçük ofis kullanıcıları için ideal olan Xerox Phaser 3117′nin 150 sayfalık kağıt besleme tepsisi bulunuyor. İlk sayfa çıkışını 10 saniyede veren Xerox Phaser 3117, 600 x 600 dpi çözünürlükte baskı yapıyor.

Xerox Phaser 3117, 76 x 127mm ile 216 x 356mm yer alan kağıt ebatları arasındaki her türlü zarf, etiket, asetat ve posta kartı gibi farklı kağıt tiplerine de baskı yapabiliyor. Poster, filigran ve N-up baskı da yapabilen Xerox Phaser 3117 kolay kullanım ve küçük tasarımı ile dikkat çekiyor.

Xerox Phaser 3117′nin üzerinde yer alan toner tasarruf özelliği, tonerin daha ekonomik kullanılmasını sağlıyor. Windows ve Linux işletim sistemleri ile uyumlu çalışan Phaser 3117, USB bağlantısını standard olarak destekliyor. Phaser 3117, 2 yıl Xerox garantisi ile seçkin teknoloji marketlerinde ve yetkili Xerox satış noktalarında 99 Dolar + KDV fiyatıyla tüketicilere sunuluyor. “

« Öncekiler