Türk Şiiri Yükselişte ama neye göre?
Milliyet Sanat’tan Sema Aslan’a göre Türk Şiiri Yükselişte. Şöyle denmiş geniş haberde:
Sırtını böylesi zengin bir kaynağa yaslayan şiirimiz, uzun sessizliğinin ardından yine bir değişimin nüvelerini biriktiriyor içinde. Edebiyat ortamı, bu ‘yeni şiir’in yakın zamanda şiirde dönüştürücü bir etki yaratacağı görüşünde.
Doğası gereği, sesini dizelerinde taşıyan, yüksek sesle konuşmayan şiirin 2000 sonrası kabına sığmaz bir hal aldığı, edebiyat çevrelerinde uzun süredir konuşuluyor. Dahası, yazılı ve görsel medyada çıkan ‘şiir’ haberlerinde de bir artış olduğu dikkatlerden kaçmıyor.
Fiili durum gerçekten “şiirin konuşulduğu” yönünde mi yoksa, şairlerin fazla gevezelik ettiği yönünde mi? Mallarme’nin yazdığı gibi herşey “burada edebiyat enfes bir kriz geçiriyor kökten“.
Yine de karamsar olmaya gerek yok. Ortada şiir yok, göze görünenlerin ve adı duyulanların hiç birini de ciddiye ne kadar alabiliriz bilmiyorum. Ama yine de karamsar olmaya gerek yok.
Türkiye’de şiir ve şair arasındaki bağ genelde “meşru”laşma anlamında bir merkez/çevre ilişkisine sahiptir. Birbirlerini okuyan şairlerin, birbirlerini “şair” diye takdim ettiği bir çevre habitat konumunda şiir şu günlerde. Şiiri bir yazınsal ürün olarak algılamadığımız açık, onu sözlü kültür’ün çevreninde algıladığımız da ortada. Yani şiir hakkında konuşurken konuştuklarımızı seviyoruz, şiiri değil, hatta şiirden nefret ediyoruz.
İşlerden
www.poetikhars.com/camera