ve de ki!

serkan ışın resmî blog sitesi

Siteden önemli anlar..

yorum yapılmamış

Site açıldığından beri gelen metinlerden kanımca önemli anlar ve dakikalar..

Okumaktaki bakmak, bakışmaktaki bakmaktır. Fakat okumak bakışmaktan dışarıdadır. Sözün ve gözün bu acayip aralıkta karşılaşmasının fiilidir okumak. Sözü görmek ise acayip bir imkansızlıktır. Sözün artık bir şey olduğu hatta harcanan bir şey olduğu bir fiildir. Görmekteki bakmanın ördüğü, metin ettiği, sözün kendisini bir tasarrufa tercüme ettiği iktisadi bir fiildir. Sözün mülkiyeti bu tasarrufta bildirilebilir bir şey haline gelir. Yazışmak bu sayede bir ara görüşmektir. (Bağışıklık, Barış Özgür)

Bütün bu gelişmeler sonrasında şiir “sözlü ile yazılı kültür arasında” kayda geçirilmiş hikmet olarak bir görünür bir de batar. Eski şiirin “insansız” dünyası, kendisini “Hürriyet” pastişlerine boğmuş yeni nesilin iniltileri ile trajik bir hâlde bulur, o daha önce bilinmeyen bazı kelimelerin taşıyıcısı olarak eskinin nurlu biçimleri üzerine kurulan tuhaf bir zihniyetin de taşıyıcısıdır artık. İletişim kurmaya çalıştığı güruh ile ilk yabancılaşmasını belki de bu anda yaşayacaktır. Namık Kemal, buhar kazanlarını ve endüstrileşmenin büyüsünü gördüğü Londra’da ne yazık işçi sınıfı ayaklanmalarını göremeyecek, “biz de yaparız” diyerek “Hürriyet”e esir olmak üzere “harabata” geri dönecektir. (III Yıl sonunda neler oluyor?, Serkan Işın)

Bu noktada belki süsleme ile kolaj arasındaki fark da ortaya çıkmış gibi görünmekte çünkü kolaj genellikle nesnelerin işlevlerini de değiştirir, bağlamlarını kırar. Ancak süsleme daha çok var olanın, kabul görenin güzelleştirilmesi için genellikle de ortak bir estetik anlayışıyla yapılır, oysa bu arabaların içine dışına, sağına soluna iliştirilen nesneler böyle bir estetik bütünlük yaratmazlar, hepsi farklı zamanlardan toplanmış ve ötesi berisi düşünülmeden bir araya getirilmiş gibidir. (Türk-İş-Kolaj, Deniz Tuncel)

Yves Klein’ın arabasının üstüne bağladığı tuvallere hem şekil veren hem de onları deforme eden, yağmur, rüzgâr, güneş ışığı ve kar gibi doğal süreçler, Yves Klein’ın doğadan yardım almasını sağlamıştır. Her ne kadar resmin son hâlini Yves Klein belirlese de doğal etkenlerin yarattığı “maddesel” dokunma durumu, anlamın “diğer” süreçlerden yararlanıp bütünlenmesine olanak vermiştir. (Maddeden Kurtulma Yolları, Efe Murad)

Bu sistem içinde şairin yeri neresidir? Bugünkü şiir anlayışına bakarak şairin bir problem olduğunu söyleyebilir miyiz? Yukarıda tanımlanan kişiden şair ve okuyucu olur mu? Çok satanlar listesiyle bir alakaları var mı? Şair bir sistemin elemanı olabilir mi? Olursa şair olur mu? Kapitalizmin şiiri satın aldığını ve sonra tekrar sattığını düşünebilir miyiz? Diyonizyak olanın bu kadar pohpohlanması kimin yararınadır? Şiir yazmak deyince ne anlıyoruz? Şiir gösterilebilinir mi? Şiir nedir sahiden? (bu soru daha önce sorulmuştu tekrar soralım) Şiir birilerinin tekelinde olan mal mıdır? Fabrikasyon şiirle, el yapımı arasında farkı farkeden okuyucu (şair) var mı? Okuyucu kim? Şiir okunmak için mi yapılır? (Sorular ve Sorular, Derya Vural)

Sonra retorik sorular da sorabiliriz. Estetik bir zevk duygusuna indirgenebilir mi? Bir duyguya indirgenebilir mi? Bu neye yarar? Bu işe yarar da hangi duygu neye yarar? Zevk bir eşyadan duyulan beğeni midir, bir fiil midir? Zevk almaktan ve vermekten başka zevk var mı? Milli eşya diye bir şey var mıdır? Eşyaya duyulan beğeni milli zevk altında işlenemez mi? buna hemen cevap verelim. İşlenemiyor, kurtarmıyor. Milli fiillerimiz var mı? Fiillerimizin hemen hepsi milli. Pekala yazmak sahiden bu kadar lüks bir fiil midir? Yazı, bu kadar lüks bir eşya mıdır? Antika mıdır? Antik midir? Klasik midir? Modern midir? Yazı bu dönemleştirmeler arasında çizgisel olarak gelişimi takip edilebilen ender pratiklerdendir örneğin. (İdmanlar IV -Milli zevk, Zabıt ve Tevkif, Barış Özgür)

Sokak, nesne ve öznelerin kendi kişisellikleri, tarihleri, mizaçları ve imgeleri ile akarak kaydıkları dinamik bir mekan, bir süreç mekan. Bu akma işi bir deneyim alanı yaratır; özneler bireyliklerini kazanırken nesneler eksilerek değer kazanır. Bir İlhan Berk şiiri gibidir kayan mekan olarak sokak. Her nesne ve özne birbirinin üzerinden kayarak değerlenir ve anlam üretir Berk şiirindeki imgelerin birbirlerinden kayarak uzaklaşıp anlam katmanları yaratmaları gibi. Böyle bir mekanda kayganlığa katılamayan her ne ise o çöptür. Kaygan bir mekanda anlam kazanan olarak çöp bir artıktır. Hareket ve verimden uzak kalan, arta kalandır. Ama bir birikim ve istif değildir. Oysa, pürtüklü bir mekan olarak sokak tüm akışkanlığına rağmen tehlike ve entrikalarını da içinde barındırır. (Murat Üstübal, ÇÖP DE KENTE DAHİL (Mİ))

O zaman şöyle diyelim. Şiir, bir yazınsal metin olarak aslında kendisi kendi kendisine “nesne”dir. Şair, kendine konu olarak gördüğü bir şeyi alır, onu işler, birşeyler yapar falan ve bunu yaparken ele aldığı herşeyi “nesneleştirir”, yani onları zihninin önüne getirir, onları önüne getirir, aklına, zihnine getirir. Ele aldığı şeyler sonunda başka bir şeyi ortaya çıkarak belki de kendisine konu olarak aldığı şeyin nesnesi haline getirecektir. Bir şekilde onları önünden, altına alacaktır. (Peki ya nesne nedir biliyor muyuz?, Serkan Işın)

Hegel’ in büyüklüğü geçmişin felsefe dizgelerini kapsayarak aşmasından (Aufhebung) gelir: Geçmişin felsefe dizgelerini çürütürken, onlarda felsefe adına yaraşır olanı kendi dizgesi içerisinde özümler. Ayrıca ilk kez tarihsel olarak gerçekleşmiş insan deneyimini felsefenin kapsamı içerisinde sunmuştur, birlik altında ayrımlaşmış ve dizgeselleşmiş bilgi olarak. (Hegel Defterim : Tinin Görüngübilimi, Ön Notlar, Volkan Çelebi)

Gerçi Hayriye Ünal Mor Takacı’lardan farklı olarak sitenin ismini yazarak en azından bir referans göstermiş. Mor Takacı’lar çok daha şizofrenik bir tablo çizmişlerdi oysa. Diyeceğim şudur ki görsel şiirle, bu siteyle ve görsel şairlerle ilgili yazılacaksa doğru düzgün yazılsın ya da yarım yamalak olacaksa hiç yazılmasın hele de bir tane bile görsel şiirin bahsini geçirmeden . Çünkü vur-kaç taktikleriyle ne beğeni ifade edilebilir ne de bu işin eleştirisi yapılabilir. (Eksik Ya da Eksiltilmiş Niyet, Deniz Tuncel)

şiir, şiirin medyasından ibaret değildir; olmamalı. ama, medya şiiri var kılan, görünür kılan, bir kez daha, görünür kılan boyut. zaten şiiri tam söyleyemiyorduk, söylemeye çalışıyorduk, yazmıyorduk yazmaya çalışıyorduk. günümüz medyaları, şiirin sunumunda, tüm geleneksel ve modern imkanları “aynı anda” şiirsel ifadeye açıktır. sorun, medyayı şiirle özdeşleştiren eski tutumda. eski medyayla yeni şiir mümkün mü? (mümkünler ve daha fazlası, Osman Konuk)

Amerika’daki birçok somutçu şairin, dada, lettirizm ve fluxus geleneklerine baktığını düşünüyorum. Somut şiir burda zaten var fakat vurgu, geleneksel mısralı (lineated), sayfanın sol üstünden aşağıya doğru dize dize okunan, yakın dilbilimsel ve sözdizimsel yapılı şiir (verse) üstünde. Görsel şiire bir yeraltı (underground) şiiri gibi yaklaşılıyor, sanırım bu hep böyle olmuştur.(Jim Leftwich ile söyleşi, Serkan Işın)

Rating: 0.0/5 (0 oy(lar))

Yazan Serkan IŞIN

Nisan 29th, 2006 at 3:21 pm

Klasör Kafama göre

Bir yorum da senden

Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.

BilkentKampus.com