ve de ki!

serkan ışın resmî blog sitesi

civilitate

yorum yapılmamış

Erasmus’un türkçeye çevrilmiş doğru dürüst tek metni sanıyorum “Deliliğe Övgü“. Oysa üstadın 1530′da yayınladığı “De civilitate morum puerilium (Çocukta Geleneklerin Nazikleşmesi)” isimli kitabın oldukça büyük etkisi olmuş Batı’da. “Uygarlaşma” konusunda Elias’ın (Norbest Elias, Uygarlık Süreci, İletişim Yayınları) ele aldığı bu metin 16. YY’da özellikle temizlik ve sofra adabı konusunda soylular ile ayaktakımı arasındaki farkları işaret etmeye başlaması açısından bir dolu tespitle dolu ve kitap 131. baskı yapmış Elias’ın kitabı yazdığı zamana kadar. Masada yemek yeme alışkanlığımızın (bkz. Edip Cansever, Masa da Masaymış) Tanzimat modernliği ile İstanbul ahalisinin gündemine girdiğini hepimiz az çok biliyoruz -aynı şekilde damak zevki konusunun da. Evde ananem sinide yemek yerdi. Hiç de vazgeçmedi bundan. Ona kısaca “barbar” demek gerekiyor, Erasmus’a göre. Fakat sorun, “masada yemek yemek” ile “temizlik” arasında seçim yapamayan ecdadımızda da yatmakta. Ananem sinide yemek yiyordu ama “elle yemiyordu”. Ellerini temizliyordu çünkü temiz olmak ona dini tarafından emredilmişti. Çatal kullanımının 16. YY’da yaygınlaştığını söylüyor Elias. Oysa bunun dibinde yatan etken de “ortada herkesin yediği kaptan kendisi için parça alırken yere dökmemek”. Bu ve bunun gibi tespitlerin yer aldığı bir çok postmodern söylem (bunlar modernlik projesine geçirmek için yazılıyorlar da) mevcut. Fakat bizde yine tuhaf bir haller oluyor. Bakıyorsunuz iyi okumuş, iyi yaşayan bir sürü üst-sınıf yazar ve akademisyen saçma sapan bir anarşizim uğruna hiç de alışık olmadığımız bir otantiklik türünü bizim “geleneğimizden” saymak konusunda ısrar ediyor. Biz Batı’nın 16. YY çok keskin olarak belirmeye başlayan soylu/ayak takımı yarılması sonucunda kendisine koyduğu “ahlak normlarına göre” barbar sayılıyoruz. Oysa bizde ölçüt “soylu ile ayaktakımı” arasında gözetilmez. Temizlik (su ile temizlik) herkes içindir vs.

Bunları neden yazıyorum? Dikkat ederseniz, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra Batı’da bir “uygarlar” “barbarlar” (Mestrovic’in kitabı dilimize nihayet çevrildi bu arada) kavram çifti dipten dibe dillendiriliyor. Doğu’yu “medenileştirmek” projesi Batı’nın kendi soylularının kendi ayak takımına dikte ettirmeye çalıştığı “ahlak normlarının” yeniden düzenlenmiş hallerine çok benziyor. Uygar ile barbar arasında kalmamızı sağlayan bir başka unsur da “ultra-otantizmi ve ilkelliği” sanki modernlik karşıtı bir alt-kültür ülküsü olarak tanımlamaya çalışanlar. Uygar ile Barbar arasında “ar” kelimesinin yer aldığını not edeyim ve geçeyim…

Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Yazan Serkan IŞIN

Şubat 21st, 2006 at 1:56 am

Klasör Kafama göre

Bir yorum da senden

Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.