görsel şiir merkez olma derdinde mi?
Jim Leftwich, Geof Huth, Jessica Smith ya da Bennett gibi görsel şiiri fiili olarak Batı’da şimdilerde minör olarak geliştirmeye ve 60′lardaki İtalyan dalgasından sonra, internet ile buna boyut katmayı sağlayan -hem yayıncı hem de sanatçı olarak- kişilere ve işlerine baktığımızda Görsel Şiir konusunun bizde her ne hikmetse sanki “merkezi bir yer edinmek” isteyen bir çıkışmış gibi görülmesini anlamıyorum. Hem imkanları hem de imkansızlıkları ile görsel şiirin (ve buna bağlı diğer avangard işlerin) bir yayılma sürecinde olduğunu, internetin imkanları ile birlikte daha da fazla görülme imkanına sahip olduğunu biliyoruz. Ama modernin postmoderne geçişini neredeyse “ışık hızı” ile sağlayan Fluxus ile birlikte düşünüldüğünde belki bu süreç anlamlı hale gelebilir. Görselliğin bir dil olgusu olması da bunun tarihsel avangard içinde kullanımından çok, şimdilerde gözümüzün içine sokulan herşeyi ile birlikte tam da bir bela olmaya başlaması farklı farklı şeyler.
“Görsellik Kendi için dildir”
Görselliğin şiirin içine yapı, tipografi ve yerleştirme ya da kolaj olarak girmesi meselesi bugünü ilgilendiren bir köken değil. Eskilerde, dilin gelişmesi sırasında aktarılmamış deneyimi hor gören modern algıyla birlikte yiten bir yerlerde. Bu yüzden bugünlerde eğer görsel şiir konusunda yazı yazanları görürseniz, bunların korkusunun sadece ve sadece “merkezi bir yer edinmeye karşı haset” olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ben zinhar’a yayıncı bulamazken, bu dergi satılıp doğru dürüst dağıtılamazken bütün bu eleştiri pratiğini “şairin deneyimi” olarak değil de kendilerine tehtid olarak algılayanlara bu not. Merak etmeyin yani.
Öğrenilmiş çaresizlik mi eleştiri mi?
Zinhar’da ve poetikhars.com’da birçok kişi bu deneyimle yüzyüze geliyor. Ellerine makas alıyorlar, silgi alıyorlar, kolaj ya da baskı işleri yapıyorlar ve bunu yaparken dille uğraşıyorlar. Bunların şiir ile ilişkileri elbette sorgulanabilir bir ilişkidir ama yine de şiirin ne olabileceği konusu da hala önümüzde dururken, birilerinin çıkıp da bu şiir değildir demesi oldukça saçma -zaten eleştiri pratiğinin çıkış kaynağı bu tepki, başka bir şey de yok. Daha önce bu tür işleri deneyip de, daha sonra günün büyük başları tarafından sindirilmiş, susturulmuş olanların “öğrenilmiş çaresizlikleri” beni ilgilendirmiyor. Bir şairin kolajdan tutun da origamiye kadar bir çok dalda -sınırsız sayıda dalda- ürün verebilme ve bunları “şiir” adı altında toplama özgürlüğü, modernliği ıslıklayan ve ondan nefret eden birinin ilk elde düşünmesi gereken şeyken, bizde “kraldan daha kralcı” bir sürü adam ve kadın anlamadan dinlemeden kaleme sarılıyor. Zinhar, dergi olarak “merkez bir dergi” olma derdinde olsa bunu yapabilir miydi bilmiyorum ama bu hali ile yaptığı herşeyi sınır koymadan paylaşmak isteyen bir yayın etkinliği. Ve bir yayıncısı ya da bir hamisi de yoktur. Üstadı da yoktur, sadece şiiri at gözlüğü ile görmeyen bir sürü şairi vardır. Bugüne kadar hiç bir deneyin bu kadar açık ve net şekilde geliştiğini gördüğümü de sanmıyorum. Ne toplumcu şiir ne de diğer türler, hep kendi aralarında “sahneyi” paylaştırdıktan sonra işe başlarken, burada yapılan iş sahnesizliği paylaştırmaktır. Evet belki getirilen eleştiri, ortaya konulan argümanlar açısından eksiği gediği olabilir ama 3 yıllık süreç düşünüldüğünde “ilham verici”dir zinhar’ın yaptıkları.
Deneyin, görsel şiiri deneyin, kendinizi kasmayın yani. Evde deneyin, kimseye göstermeyin.
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.
