çekmeceleri tahliye etmek
Eski merdaneli makineler, Singer dikiş makinası
Dayısının siyah/simyasız resimleri
Karısının gözlükleri, düş umacısı tüller
Hacdan gelen bir şişe zemzem
Hacdan gelmeyen Muhammed hüznü
Olivetti bir daktilo, kırmızı şeritli
Altın yemek takımları, kağıtlar, bonolar, senetler
Dönerek, dönerek içine eşyanın, dönerek içine
Ölerek, ölerek sona yaklaş ey Mutassavıf
İn eteklerime, dök şerbetini, ah öl Mutasavvıf
Öl ki bir cendere resmidir cennet
İç yüzünde aynalar biriktirdiğimiz
Dön aşkın, dön sefil, dön beceriksiz, dön
Dön ki dökülesin kendine, devril kendini
Aç yüzünü, ört perdesini karanlıklarının
Şahadet et sahici sokaklarına İstanbul’un
Bizans adına, yüz adına, Akşemseddin adına
Velilerimizin, nebilerimizin, ayetlerimizin adına
Sualtı güllerinin adına, odaların ve sevişmelerin adına
Gömülerin, yüzlerin, Hurufîlerin, küfürlerin adına
Ah dön Mutasavvıf, ne olur dön yüzümüzü cennetimize.
Dayısının siyah/simyasız resimleri
Karısının gözlükleri, düş umacısı tüller
Hacdan gelen bir şişe zemzem
Hacdan gelmeyen Muhammed hüznü
Olivetti bir daktilo, kırmızı şeritli
Altın yemek takımları, kağıtlar, bonolar, senetler
Dönerek, dönerek içine eşyanın, dönerek içine
Ölerek, ölerek sona yaklaş ey Mutassavıf
İn eteklerime, dök şerbetini, ah öl Mutasavvıf
Öl ki bir cendere resmidir cennet
İç yüzünde aynalar biriktirdiğimiz
Dön aşkın, dön sefil, dön beceriksiz, dön
Dön ki dökülesin kendine, devril kendini
Aç yüzünü, ört perdesini karanlıklarının
Şahadet et sahici sokaklarına İstanbul’un
Bizans adına, yüz adına, Akşemseddin adına
Velilerimizin, nebilerimizin, ayetlerimizin adına
Sualtı güllerinin adına, odaların ve sevişmelerin adına
Gömülerin, yüzlerin, Hurufîlerin, küfürlerin adına
Ah dön Mutasavvıf, ne olur dön yüzümüzü cennetimize.
Bir Mevlesi Kasabasında Aşkın Topografisi’nden
Çekmeceler, dosyalıklar, defterler, kutular vb. şey içinde (kutu kutu içinde) geçmiş saklı. Dergileri önce kutulara, sonra da raflara yerleştiriyorum. Teksirleri eskiden daha bir severdim, fotokopileri, tekrardan yazdığım şeyleri, el yazısı ile alınmış notları, zarfları. İçlerinde neredeyse hiç fotoğraf yok. Bunu bir artı olarak alıyorum. Çıkardığım dergilerin yüzlerce kopyası da cabası. Artık hiç bir mühendislik öğrencisinin işine yaramayacak sorular, notlar, kitaplar..MEB kitapları için ayrı bir raf, YKY için ayrı, Metis ve Ayrıntı için ayrı. Sözlükler, Ansiklopediler ve diğer kaynaklar hep bir arada. Şiir kitaplarının hepsi için ayrı bir kitaplık (kendin monte ettiklerinden), kablolar, CD’ler, kasetler. Yayınevlerine göndermek için kopyalarını alıp, dosyaladığım tonla örnek kitap, kulaklıklar, stampalar, vitamin hapları, koli bantları, zarflar, küçük yazı defterleri, tanesi 350 kuruşa alınmış 20 kadar baskı Manet, Dali, Kandinsky vb -pure banallik.
Bu başı boş enerji, bir şekilde maddelerin arasına sıkışmış bellek, insanların deli gibi kaçmaya uğraştıkları evleri, odaları, daha sonra da sırf otel olarak kullanmak üzere dizayn edilmiş IKEA kataloglarından fırlamış işlevsel mobilya zımbırtıları. TEKZEN, PRAKTIKER’in mükkemmel bahçelerinde bolluk ve çokluğun insan zihninde açtığı yara. Alışverişin doğasının ve tüm pullarının döküldüğü yer olarak ev. İnsanlarla tanışmayı iptal ettiğiniz andan itibaren en ufak göstergeye, nesneleşmiş “harekete” doğru atılan tuhaf adım.
Kimi bir el bombası gibi pimini çekebilir eşyaların, diğerine bir yara gibi bırakmak için. Örnek?
“bu fotoğraf kalsın
belki toplarım ya da yırtarım
elimi ellerimle belki demesem keşke”
belki toplarım ya da yırtarım
elimi ellerimle belki demesem keşke”
Aslı Serin / kumandalar tozlanmıyorsa aşk bitmiştir
Yine de dile gelmeye eşyaları kendimize saklarız. Kalp gibi, ciğer gibi artık deri altı dışında bir yerde konuşmaya girecek eşyalar için sıfat skalası geniştir. “Dünyanın mümkünlerinin tükenmesi nesne ile kelime, kelime ile biz arasındaki bağı zedelemekte. İnce ayarlı sözlükler, artık ifade edilecek şeyi kalmadığından “namevcutlaştırılmış” “mücerretleştirilmiş” bir dil’in o kara kuru nesneleri, eşyaları, kapı kaçağı, ihtişamından yekûn olarak hesapsızca kaybetmiş kral odalarını simgeler. Dünyanın yüzüne yayılmış ve her denkin yavaş yavaş azalttığı orjinallik, tıpkı sanat eserinin adileşmesi, sefihleşmesi ve avamlaşması gibi kelimeleri - o el değmemiş sandığımız olasılıkları- de tüketir. ” diye yazmışım. Gel de Francis Ponge‘u anma.
Bizde lirik kanadın nesneden anladığı şey, ya Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın Huzur’undaki Beyazıt‘tır ya da hiç bir şeydir. Nostaljinin nesnesi, tefekkürün öznesinin gözleri ile kulakları arasında çalışır. Mustafa Irgat “Söylen misin yine dikerim diye bir gerçeklikten bütünü yaratmayan” diye yazıyor. Gerçeklik birşeye çarpmadıkça, girişim, kırınım yapmaz.
“Ve bu yüzden insanlar sözcük ve jestlerle birbirine ulaşmaya çalışır.” diye yazıyor Rilke. Hangi yüzden? “Konuşamadığımız an, işte o zaman birbirimizi boğazlamaya başlardık” diye yazan Cioran‘la bağlayalım o nedeni.
Eskici dükkanında asma saat
çelik bir şal atmış omuzuna
yemiş yelkovanla akrebini karnı tok
Oktay Rifat, Asma Saat
Bizden önce “yelkovansız, akrepsiz saat” nesne falan değilmiş, şimdi eklentisiz hiç bir nesne yok.
John Ashbery, “bir iççekişin kabarcıklı dış görünüşü gibi” ile olayı özetliyor, en azından 20. YY şiiri için..Bundan böyle göçüklerin de merkezi, tazyiki anlamak için birinci dereceden “şiirsel”.
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.