ve de ki!

serkan ışın resmî blog sitesi

Nasıl yazıyorsunuz?

yorum yapılmamış

Ali Ural, Bünyamin K. Mehmet Erte, Ali Günvar, Alper Gencer, Baki Aynan T., Cafer Keklikçi dergide şiirleriyle dikkati çeken imzalar. Merdivenşiir ‘aslında nasıl yazıyorsun?’ sorusuyla çok özel bir alana giriyor. Şair Ahmet Murat “İlk dize can suyumdur benim için.” derken Şeref Bilsel, “Sadece bulduklarımla değil daha çok kaybettiğim şeylerle yazarım.” cevabını veriyor. “Gece on ikiden sonra yazarım.” diyen İhsan Deniz ise şu satırlarda ‘şiirde işçiliğin’ altını çiziyor: “Damıtmak, içinde bulunduğum his yoğunluğunu filtre etmek, süzmek, en iyisini bulmak noktasında adeta kendimi tüketirim, şiirle didişmekten hiç bıkmam, yorulmam.” Nilay Özer’in şiirlerini kağıt kalemle değil de bilgisayarda yazdığını yine bu dosyadan öğreniyoruz.

Zaman’ın haberine göre, Merdiven Şiir enteresan bir ruh hali içinde şu günlerde. İhsan Deniz’in Yeni Şafak’ta “meşruluğunu” ilan ettiği dergi, şiir alanında tuhaf tuhaf işler yapıyor. Şairlere “nasıl yazdıklarını” soruyor mesela. Verilen cevaplar çeşitli. Kimse Pessoa gibi “ayakta yazmıyormuş” bunu öğrendik. Nasıl yazıyorsunuz sorusunu cevaplayanlar arasında artık abartanlar da olmuş. Bu tür sorulara denk geldiğinizde, birisinin bunu merak mı ettiğini yoksa sizi daha da mı deşifre etmek istediğini anlamak zorlaşıyor. Zaten ortaya çıkan ürün ile onu nasıl yaptığınız arasındaki bağ da mizacınız üzerinden kuruluyor. Mesela siz çok lirik bir şair iseniz, bu sorunun cevabı da ona göre şekilleniyor. (Pessoa o yüzden ilginç bir adamdır belki de.) Bir kültür eğer şairin şiirinden çok onu nasıl yazdığına odaklanıyorsa, “iyi edebiyatı” “iyi kanepe” ile karıştırmaya başlıyordur demektir. Hele daha ortaya “yapıt” ortaya koymamış bunca genç şairi de böyle “didiklemek” ayrı bir sorun. İnsan ortaya bir yapıt koyar ve ondan sonra karşısındakiler bu yapıtın “nasıl ortaya koyulduğunu” merak eder. Sanıyorum Merdiven Şiir işe kendi meşruluğunu diğerlerinin meşruluğunu parlatarak başlamış. Merkez dergi olmak konusu şiirde işleyen bir iş olsaydı, sanıyorum şimdi hepimiz Hürriyet Gösteri’deki şiire benze şiirler yazardık. Ama yine de burada Nilay Özer’in cevabına dikkat etmek gerekiyor. Hakkaniyetli olmak gerekirse, “nâme yapmadan” söylemiş ne söyleyecekse. Diğerlerine bakarsanız her biri bir Bach ya da Mozart falan..

Eskinin terimleri ile konuşursak, bir iş ile o işin nasıl yapıldığı arasında -hele bir de o iş sanat eseri kabilinden birşey ise- “olağanüstü” kategorisi yatıyor. Bu olağanüstü kategorisi için “nasıl” aramak sanıyorum “modern” bir huy. Nasıl’ın çözümü eleştiri denen şeyin gelişmesi ile bulunmuş. Zira doğal bir yetenek de olsa, bir kayra da olsa, modern sanat, olağanüstünün keşfini de yine akıl yolu ile anlamaya çalışmış falan. Hatta psikanaliz gibi yardımcı dallar keşfederek, bir anlamda yazarı kendi yazdığı şeyin karşısına da yerleştirmiştir çoğu zaman. Blanchot‘ya kulak verirsek “nasıl yazdığımız” çok devasa bir sorun. Çünkü “artık yazılmış” olan ile aramızdaki bağı kuran şey nedir onu bile bilmiyoruz..

Şimdi Merdiven Şiir, bu şairlere “nasıl yazıyorsunuz” sorusunu sorduğunda aldığı cevaplarla ne yapacak merak ediyorum. Bunları dosyalayıp, daha sonra kötü şiir yazdıklarında ya da bu işi bıraktıklarında mahkeme celbi gibi kapılarına bırakacak mı? Yoksa Merdiven Şiir’de görünmek tüm bu ihtimalleri ortadan kaldırıyor mu? Yazılan şeyden o kadar ümid kesilmiş ki, yazma sırasındaki o temaşa sunulmaya falan çalışılıyor..Kaldı ki sınıfsal olarak bu şairlerin hepsi senin benim gibi bir hayat yaşıyor. Akıl dışına kaçar gibi yaptıkları tek yer de şiir olmuş. Orada ürettikleri de öyle bir “nasıl?” hayretini içeriyor mu, tartışılır..

Rating: 0.0/10 (0 oy(lar))

Yazan Serkan IŞIN

Aralık 26th, 2005 at 1:09 pm

Klasör Kafama göre

Bir yorum da senden

Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.