Diagonal ve dialog
“Bir gün bir adam onu zengince döşenmiş bir eve soktu ve şöyle dedi: “sakın yerlere tükürme”. Canı tükürmek isteyen Diogenes, adamın suratına bir balgam attı ve ona, bulduğu tek pis yerin orası olduğunu ve oraya tükürdüğünü haykırdı.” (Diogenes Laertios)
Hasımlarımızın bir tahlini yapmak istediğimiz her sefer kendimizi, yetişkin biri olarak “vicdan” hesapları içinde buluruz. Yanımıza düşmüş bir taşın kaderin bir cilvesi olup olmadığına verdiğimiz -ya da veremediğimiz- cevap, hep kendisini anlatılamayan içinde konumlandırır.(ya onu bir hasmımış atmış ve tutturamamışsa). Hiç kuşku yok ki, taşların düşmesi doğaldır ve “yanımız” sadece uygun ölçeğe göre bize yakınlığı tasvir edilmiş, kabul edilmiş bir uzaklıktır. Dünya yanı başımızdadır ve onun içinde ilerlemenin yorgunluğunu, mükemmel kurguların verdiği heyecan ya da vecd içinde bulmaktayız. Kendimize kurduğumuz kumpasların, artık edebiyatçıyı heyecanlandırmayan “konuşması”dır bu. Herkes Mutlak’a olan yakınlığı derecesinde, bu kent duvarlarında, vatandaş olma hakkını kazansaydı, belki o Asr-ı Saadet ülkesinde kalmamıza izin verilirdi. Arab’ın dansı, şiirle birleştiğinde ortaya çıkan şey, üzerinden Peygamber geçirilmeye layık bir suçtu. Zaten bütün peygamberlerin ortak hareketi, bu dünyaya “şevk” ile kapılma anlarının bir refleksten öte, gerçeğin ta kendisi olarak bizi tanımlamaya başlaması ile değil midir?
Konuşma balonları, içleri doldurulamayan bazı “içselliklerin” uzviyette bıraktığı arazların nişanlarıdır. İletişim, aramıza girdiği andan itibaren o muazzam boşluğu ve hiçliği ile vakumlar, soğurur bizi. Fakat yazı, simgeler, gösterenler, şekiller yine de kendi gizleri ile ifade edilemeyen şeylerin “şifreleri” olarak hizmet verirler. Ne ona aittirler, ne bize. Bir kartvizit, tanımlayamadığı şeyler açısından önemlidir, pazarlamacının bize anlatamadığı şeyler yerine koyduğu “ürün” özellikleri, bir yerden sonra canını en çok acıtan hakikatlerin kendini gösterdiği, dilsel bir işkenceye döner. Aldığınız ya da almak için “azdırıldığınız” ürün, o söylenmeyen ama gizli bir mutabakat doğrultusunda satışçı ile aranızda kurduğunuz gerçek (ölümsüz) diyalogun eğrilmesine ve gündelik alışverişlerin, çıkarların ağırlığını karşılayacak bir destek olmasına sebep olur. Suratına tükürmekten kendiizi alamadığımız kişilerle, bir keşiş kıvamında konuşmamız, gülmemiz, eğlenmemiz, harcamanın mümkünlerini henüz sapkınca tüketememizden cesaret bulur. Şurası kesindir ki, harcama, asla tükenmeyecek olan şeylerde beslenir. Ve bu yüzden dolaylı olarak şiirin yerini alan nesnelerle (metalar) aramıza giren bu “eğrilmiş” konuşmalar, hakikatin üzerinde at oynattığı, bir görünüp battığı, bizi adeta esir alan “psikosomatik” tiyatronun canlı tezleridir, kılavuzlarıdır.
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.
