Blog tür olarak “deneme” mi “günlük” mü?
Deneme türünün kendine göre bir “sınırsızlığı” ve “patavatsızlığı” mevcut. Şu günlerde “deneme” aslında edebi bir tür olarak değil de, türler arası bir yapıya sahip, zira “blog” denen zihne eziyet şey HTML’in en rafine kullanım hallerini dolaşımda tutmakta.
Türkçe blog sitelerinin büyük çoğunluğu günlük/deneme/anı arası bir şey ile işliyor. Özellikle bir konu hakkında “fikir” beyan etmekten çok beyan edilmiş fikirler üzerinde ya da haberler üzerinde dolanıyorlar. Bu da bloglamanın orjinal bir ruhu varsa, onu kısmen zedeliyor. Zira, örneğin www.plastic.com gibi siteler aldıkları haberleri derleyerek bunlardan toparladıklarını, editöryel bir zihniyetten geçiriyorlar. Ve “eleştiri” dozları da hayli yüksek, böyle olunca katılım da yükseliyor.
Türkçe’nin “blog”lamaya uygun olup olmadığını sormak bu anlamda, mesela ilginç bir soru. Zira, entride de belirtildiği gibi özellikle blog ve haberleşme arasında -ki bu konuya daha önce Ümit Kıvanç haysiyet.com’da değinmişti. bir bağ oluştu. Bu şu demek, “kişisel görüş”lerin internet kamuoyu denen yerde önemli bir yeri var artık. Fakat sorun, mesela kolektif bir blog sitesinin yazarlarının tek tek takılarak gördükleri şeyleri yazmaları sırasında, ortaya “ortak bir bilinç” çıkmaması. Bu da özellikle bizim ülkemizde insanların hiç bir konuda kendilerini “ifade edememe” gibi bir sorunlarının olduğunu gösterir. DİE’nin araştırması dikkatinizi çekmiştir. Henüz daha istenilen düzeyin çok çok daha altında bu kullanım. Neden? Bu kadar fazla internet sitesi, bu kadar fazla kişisel bilgisayar satışı derken neden acaba internet kullanımı, özellikle verim anlamında çok düşük kalıyor. Çünkü kanımca biz nankör ve aç gözlü davranmayı seviyoruz.
Bilgisayar teknolojisi temelde her ay değişmez. Eğer öyle olsaydı bütün bu işletim sistemleri ya da çevre birimler bir şekilde her ay değişmek zorunda kalırlardı. Bizde örneğin her ay yeni bir “modifikasyon” yapmak zorunluluğu vardır. Kimse oturup aldığı 486′yı elinde tutmaz, tutmamıştır. Halbuki internet bağlantısı sahibi olmak için çok devasa bir bilgisayar yok. Sanıyorum bu konuda ya bilişim konusundaki hovardalığımız, hem TELEKOM hem de bilgisayar satan firmalar tarafından feci halde kullanılıyor.
Bugün 486′larımız, 386′larımız hatta, işletim sistemleri Linux olduğu sürece internete bağlanabilir. İşi buradan alıyorum çünkü mesela 486 ve 386 gibi işlemcilere sahip bilgisayarları edinmek, kullanmak, bizden daha az şanslı olanlar için büyük bir şans olabilir. Yani temelde aynı işi yapıyorlar bunlar. Ama gel de bizim insanlarımıza bunu anlat!
Bugün ilkokul/ortaokul seviyesindekilere illa da P4 makinalarla doldurulmuş, 17 inç ekranlara sahip “bilgisayar dersleri” gerekmiyor açıkcası. Zaten o çocuklar internet kafede bunları edinebilirler. Ama okulda kullanılacak bilgisayarları öncelikle bu “ölçü” ile koyarsak -yani “aman en yenisi olsun”- buna paramız yetmez falan. Türkiye’deki bir çok programcının işe Amiga ya da C64 ile başladıklarını da düşünerek söylüyorum bunları.
Velhasıl, internet üzerinde “yazmak” başka türlü birşeydir. Bir fikir beyan etmek, bir çıkarsama yapmak, bir konu üzerine yorum yapmak tamamen yazılı kültür’ün olanaklarına bağlıdır ve tabi bunları nasıl kullandığımıza. İnternet üzerinde en rahatsız edici şey, “konuşur gibi yazmak”. Ve çoğu kişi konuşur gibi yazıyor bloglarını, yazılarını vs. İçtenlik bir kategori ismi değildir, inandırıcılık başka birşey.
Ortada büyük bir gecikme fazı var. Yani bu da “küreselleşme” ile ilgili değil. Öyle olsa Malezya, Tayvan gibi ülkeler gelişemezdi. Biz transistör yapmak istemiyoruz, çünkü bize banal geliyor bu, ayrıca zaten transistörü çok ucuza alabiliyoruz, öyle olsa da bir işe yaramıyor çünkü nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz vs. Postmodernizm kelime olarak çok güzel bir ifade ama post-fordizm ile okunduğunda tam bir felakete dönüşüyor..
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.