Madem kitap falan diyoruz.
Nesnevi’nin en can alıcı, bana göre kitabın merkezini falan işaretleyen -ki böyle birşey varsa- tek şiir Nesnevi II. Evet kısmen “lirik” bir dönemim olduğunu kabul ediyorum. Zaten modernin o tarafında teknik ile karşılaşmasam, görsel ya da somut şiir civarına el atmak mümkün değildi. Nesnevi II türü bir şiir diye bir şey olabilir mi bilmiyorum ama ancak somut bir an’a denk geldiği için belki de bunca güzel bir şey çıktı ortaya.
Nesnevi’nin güzel bir fikir olduğunu düşünebiliriz. Kendimce Can Yayınları’ndan tek kitap çıkarmış olmak ilginç. Bir suçlama ya da bir itham değil ama yine de sanıyorum yayınevinin politikasının dönüşüme uğradığı bir zamanda ikinci dosyayı da gönderdiğimi söyleyebilirim. Aldığım cevap ise “Ambarda bekleyen kaç şiir kitabı var biliyor musun?” oldu. Sonuçta Nesnevi diğer kitaplara göre daha şanslı oldu, hala dağıtımda, kitap evlerinde görüyorum kitabı.
Sonuçta web/log mantığında insanın içini dökmesi şeysi de varsa, buyrun bir şair olarak içimi döküyorum yayıncılık konusunda. Şiir kitapları Türkiye’de yazılı kültürde geri kalmış olmanın acısını çekerler. Çünkü bizde şiir eleştirmenleri, editörler, işte eskiler genelde, şiiri bir “söylem alanı” olarak işaretlemişler, şairin hayatının şiirine dahil olması konusunda söz birliği etmişler, Cumhuriyet sonrasında da daha çok sözlü kültürün verimlerini öne alarak olayı geliştirmişlerdir. Bu yüzden Şiir Tarihi denebilecek bir tarih yoktur elde. Üzerinde anlaşılmış, baskılarını bildiğimiz, tasarımcılarını tanıdığımız, görsel olarak aşina hissettiğimiz kitaplar yoktur ortada. Antolojiler yolu ile bir şiir tarihi kurulmuştur ve gördüğümüz kadarı ile antoloji de oldukça “şahsi” bir gayretin sonucudur. Şahsi gayretlerin sonuçları da “herkes için” değildir. Seçimler, elemeler, unutmalar, bilerek gözden düşürmeler, görmemeler falan derken çorap söküğü bir milli hafızanın içinden “ne ilerici” “ne gerici” tartışmaları yapılarak oluşturulur.
Neyse, şiir kitabı bastırmak zor iştir. Şiir kitabı yazmak diye birşey yoktur mesela. O, oluşturulur. Kafada kurulsa bile, kağıtta durmaz, kağıtta dursa bile, kafada kalmaz, işe yaramaz. Hataları boldur, kitap çıkıp da size 25 tane hediyelik verildiğinde, yazar payı olarak, bir kenarda soluk soluğa okursunuz. Sonra kitabınızı vitrinde görürsünüz ki işte en feci an budur. Sonra da sizinle söyleşi yaparlar. Sonra da mevzu kapanır ve herkes evine gider.
Şanslı isenize birileri sizin hakkınızda yazar. Ben eli kolu fazla oynayan ve enseye şaplak bir adam olmadığım için “abi kitabım çıktı yazsana” yavşaklığını hiç kimseye yapmadım. Yapanlar var. Bu gördüğünüz “genç şairlerin”, “genç öykücülerin” falan hayatları böyle oradan oraya koşturmaca ile, adam kollama ile geçer.
Neden öyle geçer, bu kötü müdür? Hayır aslında değildir. Birincisi böyle görmüşlerdir. Bugün etrafınıza bakın, şöyle şair diye kendini tanıtan adamlara. Bunların geleceği var mıdır, ne yapar bu adamlar, kadınlar? 80 darbesiden sonra iki şey düşüşe geçti, “şiir” ve “şair”. Bunun dışında herşey yükseliştedir ya da o ses boşluğundan sesini yükseltme peşindedir.
Neyse. Şiirle baş başa bırakayım ben sizi. Gidip yatayım en iyisi..
NESNEVİ II
(nesne nakliyat)1
Bizden evvel ruhlar
Hazırdı
Kapının eşiğinde2
sonra derilerinden sıyırdık
anıları
türlü metafizik taşları
yerlerinden eder gibi
eşyaya sıkışmış bellek3
karton kutuların içinde
el elin içinde
yüz yüzün
deri derinin
ve şekil sûretin
sûret sararmış
resimlerin içinde4
fark ediş hangi renktedir
elbette unutulmaya
yazgılı bir renkte
anında siyahkapkara
sözgelimi vazonun teninden
sıyrılmayan seskolları koparan ağırlığı
bu anı topacının
kamyona yüklenemeyen
sessizlik tarhı5
içinde gerildiğim oda
nesneler türlü dinlerden
ve mezheplerden kaçınılmaz
olarak yayılan eriyen sürtünen
aşındıran ve fiilden bağımsız
her türlü ızdırap
kazınamıyor duvarlarındancesedin yüzündeki beyazlığın
teneşirle olan kardeşliği6
durmak yok olamaz
nesneler helezonlu
yerçekimli nesneler
hep merkezde söyleyişe
takılan uçurtma
dibe devrilen zeplin
köşelerde yıllanmış tozlar
ve bir tek güvercini eksik
örümcekli hafıza sığınaklar
kirişlerde pervazda çıkmaz
sokaklar
sakladığımız kurumlar
işlemeler sandık odaları
güvercinlik taslayan
tablolarkarton kutunun
kapağı altında
oradan oraya
taşınırlar7
bomboş odaları mühürleyen
gece
onlara hükmeden yüzler
insan nefesinden mürekkep
ev
duvarları
parşömen
nesnevi13.08.2001
(Nesnevi, Can Yayınları, 2002)
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.
