Barış Özgür’ün işleri ve Kaza
Barış Özgür’ün Zinhar Galeri’deki en son işi solda yer alıyor. Galeri’ye gönderdiği son iki iş gözününe alındığında yine gösterge yoğunluğu ilgi çekiyor. Gösterge yoğunluğu ile birlikte iç-içe geçmeler ve değmeler, şekil değiştirmeler, kısmen göz yanılmalarına davet çıkaran yığılmalar.
Virilio görsel olanı “gözün kazı alanı” ya da bir arkeolojik alan olarak işaretler. Özellikle ikamelerin kenti olan modern kent, görüntüsü altında bize fallardan, cinayetlere, mümkün ile mümkün olmayanların arasında bir yaşam sunar. Ve bu koas seli, kendi eleştirisini içinde taşır. Kendisi tarafından yaratılanın kalıntılarını da kendisi içinde sürükler ve taşımaya devam eder, onları “kullanım değerlerine”, “değişim değerlerine” ayırır. Tipografi (yani metinsel/estetik düzenleme) bize kent içinde kaybolmamanın ya da kentte tatmini sağlayacak yerlerin ve şeylerin neliklerini açıklama yolunda 20. Yüzyıl başından beri kent ile suç ortaklığı içindedir. Boş zamanımızı yaratan ve bu boş zamanlarımıza değer biçen kenttir (Lefebvre), özlemini duyduğumuz herşeyi uzağında aradığımız şey de bu kenttir (Simmel). Ve reklam yolu ile gündelik hayatı programlayan, arzu nesnelerini, modayı yaratan da kenttir. Sürekli tüketimin sonundaki doyumsuzluğu ve bu doyumsuzluk sonrasındaki hayal kırıklığını yaratan da kenttir. O hem fail hem de nostaljik biriciktir.
Bütün bunların ışığında, görsel şiirin, kent üzerine eğilirken, dilbilimsel ve görsel bir kaza anına denk geldiğini görebiliriz. Yazılı Kültür‘ün olanakları artıp, kişisel düzeyde kullanılabilir ve paylaşılabilir, çoğaltılabilir hale geldikçe, bu tür ürünlerin “kişiye özel bir anı ile çakışmayı” sağladığı nostalji, o şeyin biricikliğini, yeniden üretim ile kaybetmesi ile hastalıklı bir hâl almaktadır. Aslında Barış’ın “hallenmeler” dediği Mod’lar, Modernitenin sonunu getirdi çünkü hallenmelere denk gelen eşyanın tabiatı katı ve sıvı fazlarında ilgi görüyordu. Gaz fazı belki de gövdenin modernleşme sırasında uygarlık adına arındırılmasından sonra yaydığı kokulara son verilmesi ile iptal edildi ve “herşey buharlaşıyor”du artık. Fakat ikame mantığı burada da devreye girdi ve Doğal/Kültürel ayrımı osurmanın, ter kokusunun yerine parfümü buldu. Bugün sigara kokuları, egsoz dumanları, ter kokuları vs. modern kentin “imaj”ını sarstıkları için gizlenirler, süzgeçten geçirilirler.Bir anlamda Uyar’ın şiirine girmiş olan “ter kokusu” “emeği” çağrıştırdığı için dışlanmıştır.
Kazara kategorisi, gözün arkeolojik alanında gerçekleşir ve hemen unutulur. Andre Breton Nadja‘da göz yanılmalarını fark etmesinin Gerçeküstücülüğe giden yolda ne kadar etkili olduğunu açıklar. Fakat, bu yeni alanın daha sonra nasıl da “gerçeklik yanılsaması” tüccarlığına döndüğünü göremeden ölecektir. Kaza, işte bu anda belki de “tipografik, anlamsal, anlıksal ve anlaksal ve tinsel” kaza olarak bir an içinde dallanıp budaklanır, şahit olanı şehit etmese bile, bir daha olmamasını tembihler gibi kalıcı bir kapanmaya yol açar.
Görsel şiirimiz diye bir kategorimiz ya da bir türümüz olacak mı bilmiyorum ama kısacası, harflerin daha hunhar kullanımına daha gaddar bir temsile dayanan bir görsel şiire doğru gittiğimizi düşünüyorum. “Şehrin Gaz Hali” Kaza‘nın TDK anlamındaki eksik “yargı” fiilini hatırlatıyor bana.
Bir yorum da senden
Siteye yorum bırakabilmek için giriş yapman gerekiyor.
