Eyl 25

İKİNCİ YENİ ETKİSİ

1

deneyime yan gelmiş
dar kemerlerinde fıçı tarih Metnin devami burada »

Eyl 25

APOLLON VE Marsyas : ŞİİR VE ELEŞTİRİ*

     Şiir eleştirisinin en can sıkıcı tarafı, sanki eleştirisi nesnesi olan şeyle arasındaki mesafenin dil/anlam tuzakları tarafından kuşatılmış olduğunun farkında değilmiş gibi davranması ve hep galip geleceğini zannetmesi. Kendisi rasyonel bazı bilimsel pratiklerin içinden çıkmış gelmiş gibi, nesnelliğinin (ki burada nesnellik külli midir, cüzî midir hiç bir zaman belli olmaz) incelediği nesneden bağımsız bir kurallar bütünü içinde yer aldığını düşünmesi de cabası. Yani metne yaklaşılırken kullanılacak yöntemlerin, sanki metafizik birer mercekleri varmış Metnin devami burada »

Eyl 25

BOŞ SANDALYELER NEYİ İMLER
(Kuzeyyıldızı’nda yayınlandı)

Boş sandalyeler, orada olamayanları imler. Yemek takımlarının meşe ya da arduvaz sandalyeleri işçiliklerini, masif kaplama masanın etrafında değil, evin içindeki dağılımları ile yerine ulaştırırlar. Evin, orasına burasına dağıtılmış sandalyelerin imledikleri şeyler, kısmen artık ağırlanamayacakları orta alanlardan çok kenarlara ilişmesi beklenen hayaletler içindir. Metnin devami burada »

Eyl 24

NAKLİYESİ MÜMKÜN OLMAYAN ŞEYLER
02.12.2004

Eşyalarımızın yer değiştirirken yanımızda olacağını bilmek ancak Krallara, Mısırlılara özgü bir perspektif, bir ulviyet kurgusu ister. Dünyanın mümkünlerinin tükenmesi nesne ile kelime, kelime ile biz arasındaki bağı zedelemekte. İnce ayarlı sözlükler, artık ifade edilecek şeyi kalmadığından “namevcutlaştırılmış” “mücerretleştirilmiş” bir dil’in o kara kuru nesneleri, eşyaları, kapı kaçağı, ihtişamından yekûn olarak hesapsızca kaybetmiş kral odalarını simgeler. Dünyanın yüzüne yayılmış ve her denkin yavaş yavaş azalttığı orjinallik, tıpkı sanat eserinin adileşmesi, sefihleşmesi ve avamlaşması gibi kelimeleri – o el değmemiş sandığımız olasılıkları- de tüketir. Müzelerimizde gördüğümüz bunca alelade şey, toplandıkları anın ve Dünyanın görüntüsünün, gündelik yaşamın telaşlarını değil, kopmakta olan fırtınadan son anda kurtarıldıkları hissi ile gözlerimizi kamaştırır (onlar sığınmış, müze de onları sığıntı olarak almıştır). Büyük Padişahların kitaplıkları, odaları bu zamanın içinde de aynı başıboşlukla görünürler gözümüze. Bağlamları olmadığı için gözlerimiz, onları bağlamın o iç çukuruna çeker, meydan okur onlara. Az sonra evde kullanacağımız yüksek teknoloji telefonun, ilk telefona olan afrası tafrası bizim dilimize pelesenk olur. Bilimkurgu yazarının kendine vehmedemediği bu böbürlenme, bizi “ilerlemiş” kılar..

Eyl 19

/KIPKIRILMIŞ BİR AYNA – Irgat Şiir Üzerine

  • Irgat şiirinde kelimelerin konumları, hızları ile tezat teşkil eder.
  • Bir nevi belirsizlik ilkesi yürürlüktedir. Tersten okunduğunda da bu etki verilir.
  • Kelimeler artık söylenin parça parça edilmiş momentumundan beslenir. Bu bazen kütlede aşırı düşme, bazen hızda aşırı yükselmeye sebep olur. Her şey yerinden edilmiştir.

Metnin devami burada »

Eyl 18

“Bir manifesto, tek iddiası siyasal, gökbilimsel, parlamenter, tanrıbilimsel ve yazınsal frenginin tedavi yolunun bulunması olan, tüm dünyayla kurulan bir iletişimdir.” Tristan Tzara

“Kişisel manifestoların herhangi bir teorik ve pratik
yararının olduğunu düşünmüyorum. Bence manifestolar
dönemi bitmiştir. Böylesine çıkışların herhangi bir
önemi olduğunu sanmıyorum. Manifesto sahibinin kişisel Metnin devami burada »

Eyl 18

Hz. Hubble Yom Yayınları’ndan çıktı!

Nesnevi’den sonra giriştiğim Zinhar.com deneyimi ile birlikte önemli bir sorun da yaşayacağımı biliyordum. Çünkü Zinhar’ın bağlamı ne kadar “sözlü kültür / yazılı kültür” arasında sıkışsa da, ülkemizde yayıncıların şiir kitapları konusunda takındığı tavır ve fiili durumlar beni daha da geriyordu. Can Yayınları bile şiir kitapları konusunda bir nevi diyete gittiğine göre ve benim gibi fazla uzun şiirler yazan, Metnin devami burada »